www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > MESLEKİ KATEGORİ > İdari Kurumlar / TIP Eğitim Kurumları > TTB

TTB Türk Tabipleri Birliği

10460 (1 Kayıtlı Ve 10459 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-10-2018, 07:43   #51
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tabipler Odasında ölüler bile seçmen yapılmış

Yıllardır yönetimi elinde tutan terör yandaşı İstanbul Tabip Odası, aralarında Trablusgarp Savaşı'na katılan 1900 doğumlu hekimlerin de olduğu ölüleri seçmen listesine koydu. Skandalı ortaya çıkaran Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu soluğu YSK'da aldı

10 Nisan 2018 06:50

TERÖR SEVİCİ TABİBLER ODASI ÖLÜLERİ SEÇMEN YAPMIŞ!

AKŞAM, Zeytin Dalı Harekatı'nı ''Savaş bir halk sağlığı sorunudur' diyerek terör örgütü PKK/PYD'yi savunan Türk Tabipleri Birliği'ne (TTB) bağlı İstanbul Tabip Odası'nda, 15 Nisan'da yapılacak seçimler öncesinde yaşanan büyük skandalı açıklıyor:

LİSTEDE FARK EDİLDİ

İstanbul Tabip Odası geçtiğimiz günlerde seçmen listesini YSK'ya gönderdi. Oda, listenin ilk sıralarında hayata veda eden ve çoğu 1900 doğumlu olan doktorları da sanki seçimde oy kullanacakmış gibi bildirdi. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919 tarihinde henüz Samsun'a çıkmadığı yıllarda hekimlik yapmış doktorların listede adlarını fark eden ise Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu üyeleri oldu. Platform, hemen yasal süreç başlatıp avukatı üzerinden bu duruma itiraz ederek YSK'da müracaat etti. Platform, seçmen listelerinde hayatını kaybetmiş doktorların isimlerinin neden yer aldığının araştırılmasını talep etti.

İŞTE O LİSTEDE YER ALAN BAZI İSİMLER:

İstanbul Tabip Odası'nda üyelik numarası bulunan doktorların doğum tarihlerinin karşısına özensiz ve standart biçimde 01.01. şeklinde ay ve gün yazılmış.

- Necati Mustafa, 01.01.1903, üye no: 83

- Nusret İsmail, 01.01.1904, üye no: 101

- A.Ferit Gürsan, 13.03.1905, üye no: 105

- S.Fuat Dağsam, 01.01.1906, üye no: 122

- A.Nihat Güran, 01.01.1907, üye no: 130

- Avni Aksel, 01.01.1908, üye no: 142

- Hakkı Ayrı,01.01.1909, üye no:148

- Kazım Nuri, 01.01.1910, üye no:150

- Kirkor Olgan, 01.01.1911, üye no: 183

- A. Haydar Erel, 01.01.1912, üye no:189

- Rober Abumelik, 01.01.1900, üye no: 192

- İbrahim Nasır, 01.01.1913, üye no:222

- Yasif Yağlıoğlu, 01.01.1914, üye no: 240

- Salamon Abraham, 01.01.1900, üye no: 241

- Mari Sollberger, 01.01.1915, üye no: 246

- Stefan Emekçiyan, 01.01.1916, üye no: 266

- Yorgi Zilanakis, 01.01.1917, üye no: 275

Suç duyurusunda bulunacaklar

Seçimler öncesinde yaklaşık 34 bin 200 üyesi bulunan İstanbul Tabip Odası'nın bildirdiği listedeki bu tuhaflığın nedenin araştırılması için Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu, Cumhuriyet Savcılığı'na da suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor. İstanbul Tabip Odası seçimlerinin kaderine değiştirecek "Ölü üyeler niçin hala seçmen listesinde yer alıyor? Sorusunun cevabı aranıyor. Seçime hazırlanan Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu üyeleri listenin tamamını da mahkeme aracılığı ile YSK'dan talep etti.

İSTİKLAL MADALYALI HEKİMİMİZ

- DR. Haydar Erel:*****Odanın 189 no'lu üyesi olarak görülüyor. Erel, 1933 reformunda üniversiteden ayrıldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde mütehassıs olarak çalıştı ve emekli oldu. Kadıköy'de muayenehanesi olan Erel, 1974'te hayatını kaybetti.

- Doktor Nihat Güran:*****Trablusgarp cephesine giden gönüllü doktorlardan birisiydi. Hilal-i Ahmer (Türk Kızılay) tarafından gönderilecek sağlık heyeti içinde yer aldı. Güran, İstiklal Madalyası sahibi hekimlerimizden. 1974'te yılında hayatını kaybeden Güran İTO'nun 130 No'lu üyesi.

Sonuna kadar takipçisi olacağız

Platformun Hukuk Danışmanı Ahmet Erçek, AKŞAM'a konuştu: Listede 1900 doğumlu doktorlar var. Biz seçmen listelerini incelediğimizde bu durumu fark ettik. Listenin bir nüshasını yüksek seçim kurulundan talep ettik. 67 sandığın her birisine müşahitler yerleştirerek seçimi sıkısı bir şekilde takip edeceğiz. Şüpheli bir durum olursa da bu da kamuoyu ile paylaşacağız.

TSK'nın gerçekleştirdiği tarihi Afrin Harekatı'na tepki gösterip, teröristleri savununca kamuoyunda büyük tepki çeken Türk Tabipler Birliği ile İstanbul Tabipler Odası'nda mevcut yönetiminin 15 Nisan'da yapılacak seçimdeki büyük oyunu deşifre oldu. TTB, daha önce de sözde Adalet Yürüyüşü düzenleyen CHP'ye destek vermiş, FETÖ'cülerle kol kola yürümüştü.

BÜLENT ŞANLIKAN

Akşam
Sandığa sahil çik diyen şerefsizler
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla

     

Alt 05-05-2019, 08:42   #52
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Doktoruna sahip çıkamayan devlet
En alttakilerin cehalet ve feodalite bataklığında dibe doğru çöktüğü, solcu partilerin bile bu bataklıktan medet umduğu bir ülkede kapıya polis değil, ordu bile koysanız çözemezsiniz.


Son yıllarda gündem, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle dolup taşmaya başladı. Yol kesmeler, yaralamalar, hatta ateşli silahla vurarak öldürmeye kadar… Geçen yıl Urfa’da bir şahıs, acil hizmeti veren doktorun kafasında kaldırım taşını parçaladı. Bu olayın üzerinden çokgeçmeden, bir psikiyatr kurşunların hedefi oldu ve yaşamını kaybetti.

Tepkilerin çığ gibi büyümesi üzerine Sağlık Bakanlığı, BEYAZ KOD uygulamasını başlattı. Doktorlar beyaz kodu verdiğinde, polis gelip müdahale etmeye başladı. Bir beyaz kod vakasında ise, kelepçelenen şahıs hayatını kaybetti. Herkes dehşet içerisinde şunu soruyordu. NEREYE GİDİYORUZ?!!

İşte tam bu olaylar olurken,merhum babam aklıma geldi. Kendisi bana ‘oğlum, aldığın eğitim fakir fukaranın, garibanın yarasına merhem olmayacaksa ne işe yarar?’ diye sormuştu. Ona verecek bir yanıt bulamamış ve utanmıştım. Aslında babam, R. Sennett’in anlattığı ve yok olan toplum adamlarından birisiydi (1). Kendisi Karl Marx’ı hiç tanımasa da, onun önerdiği ‘yetenekler toplumun ortak refahına katkıda bulunmalı’ inancını yaşayanlardandı. (2)

Ama bu gün gelinen noktada,devletin hastanesinde fakir fukaranın yarasına merhem olurken şiddete maruz kalan, hatta öldürülen meslektaşlarımı görseydi, babam ‘toplum yararı’ inancından vazgeçer miydi? ‘Ben’ kültürü ile büyümüş olanlar için bunu anlamak çok zordu.

BU GÜN MUAYENE ETTİĞİN KAÇINCI HASTAYIM?

Konumuza tekrar dönersek… Bunlara ek olarak sosyal medyadan, hatta sosyal çevremizden bile ‘doktorlarda hastalara nasıl davranacağını bilmiyor’ gibi suçlamalara muhatap olduk. Buna benzer açıklamalarla doktora şiddeti normalize etmeye çalışanlar bile vardı. Size sormak isterim. Konuşmayı bilmiyor diye, bir insanın kafası parçalanır ya da öldürülür mü?


Keşke devlet hastanelerinde muayene olanlar, kendilerini muayene eden doktora şu soruyu sorsalar:

-Bu gün muayene ettiğiniz kaçıncı hastayım?

İşte bunu sorsalar, alacakları yanıt 70-80’den başlar. 140-150’ye kadar gider. Bir ara acilde çalışan bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Kapıda 128. hastanın adı yazıyordu. Bu kadar hastaya nasıl bakabildiğini sorduğumda ise bana:

-Otuzdan sonrasını hatırlamıyorum. Ne yazdım, ne dedim, bilmiyorum. Sabah olmuş, diye yanıt verdi. Alın sizlere doktorlar neden davranmayı bilmiyor sorusunun yanıtı…

URFA OLAYI

Urfa olayında ise, sorun saldırıyı yapan şahıs değildir. Urfa’da tam 57 tane aşiret var. Orada adeta devlet yok, bunlar var. Orada kalan halk ise çoğunlukla aşiretten ya da korkudan ses çıkaramıyorlar. Aşiretlerin olduğu yerde ise insan hayatının bir değeri yok. Kaçakçılık için, suç işlemek için bu cahil bırakılmış insanları kullanılıyorlar.

Oraya giden doktor, öğretmen, memur fark etmiyor. Herkes bir aşiretle karşı karşıya gelmemek için kılı kırk yarıyorlar. Tartıştığı kişi ya da personel o aşiretlerden birisinden ise, acil tayin isteyerek kaçacak delik arıyorlar. Orada ki üniversite bile kurulduğundan bu yana cemaatlerin elinde… Diyorum ya, Urfa’da devlet yok. Feodalite oranın kralı…

Hatta kendisine solcu diyen HDP de bile yüzden fazla aşiret var. Örneğin HDP eş genel başkanı Pervin Buldan, Hakkari’deki aşiretlerden birinin ileri gelenlerinden… Kayın biraderi Nihat Buldan ise, onun meclis makam arabası ile eroin kaçırırken yakalandı. Alın size Güneydoğu’da ki sol ile aşiret cehaletinin kol kola girmiş ilişkisi…

DOKTORUNA SAHİP ÇIKAMAYAN DEVLET

Sağlıkta şiddet olaylarınındiğer suçlu ise, doktoruna sahip çıkamayan devlet… Sadece doktoruna mı? Arkanda desteğin varsa memuru da, öğretmeni de, hatta polisi de dövebilirsin. Kendisini temsil edenleri koruyamayan bir devlet olur mu? Demek ki oluyormuş.

Bu olayları kınayan Sağlık Bakanlığı ‘artık acilde polis bekleyecek’ açıklamasını yaptı. Sn. Sağlık Bakanı, Acil’lerde sağlıklı bir TRİAJ sistemi olmadığını bilmiyor mu? Hasta direkt olarak doktorla yüz yüze kalıyor. Acil’e gelenlerin çoğunluğu acil değil. Doktor bunu söylediğinde ise kavga çıkıyor. İşte bu noktada kapıda Polis beklese ne olur ki?

(Doğrusu son dönem bazı hastanelerde triaj sistemi uygulanmaya başlanmış. Hastane yöneticileri ile konuşuyorum. Yeşil alan ile acil olmayanları, gerçek acil hastalardan ayırmaya başlamışlar. En azından bir adım atmışlar.)

Ayrıca sağlıkta şiddete caydırıcı cezalar da yok. O bölgede namus cinayetleri, caydırıcı cezalardan sonra azalmadı mı? Devlet acil olarak caydırıcı cezai tedbirler almalıdır.

DOKTORLAR SAĞLIK SİSTEMİNİN VASIFSIZ ELEMANIDIR

En önemlisi doktoru vasıfsız eleman olarak gören ve onun emeğini tepe tepe kullanan sağlık sistemi… Örneğin, her hastanede HASTA HAKLARI birimi vardı. Peki doktor hakları birimi var mı? YOK…

Oysa doktor hakları yönergesi vardır. Örneğin acil durumlar dışında, doktorun hasta reddetme hakkı vardır. Bunu uygulayabilen bir delikanlı var mı? Hatta devlet hastanelerinde yönetimin istediği günde 100 hastaya bakmazsanız, gözünüzü sürgünde açarsınız. Sonra hasta, doktor bizimle ilgilenmiyor diye mızmızlanır. Ona hiç kimse bu doktorun 100 hastayı yetiştirmek için sadece 3 dakika süresi olduğunu da açıklamaz. Hastalar ise doktor keyfinden böyle yapıyor zanneder. Alın size bir şiddet nedeni daha…

Dedim ya hastaların hakkı vardır. Hasta şikayet ettiğinde, doktor her gün onlarca savunma yazmak zorunda kalır. Ama doktor sorunlarına sahip çıkan yoktur. Doktor şikayet etmek istediğinde ise, savcılığa gitmesi gerekir. Doktora küfredilir, hakaret edilir, yumruk atılır. Hangi birisini savcıya şikayet edecek?

OHSAD… OH NE ALA?

Doktorların en önemli sorunlarından birisi de PATRON DOKTOR ZULMÜDÜR. Özel hastane patronlarını araştırdığınızda, neredeyse hepsinin Tıp fakültesini kazanmış olan fakir çocukları olduklarını görürsünüz. Ama artık bu fakir çocuklarının hepsi, meslektaşlarının kanını içen örgütlü bir canavara dönüştüler. Hatta bir de dernek kurdular. OHSAD (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Deneği)…

Bu dernek Sağlık Bakanları bile çıkardı. Benim merak ettiğim şu… Beni aslanlar gibi denetleyenler, amirleri olan bu insanların hastanelerini nasıl denetleyebiliyorlar? Oysa muayenehane açmak isteyenin karşına devlet dikiliyor. Deprem raporundan, merdiven boyuna her koşul isteniyor. Yaşamanıza bile izin verilmiyor.

Bunlara ek olarak adil olmayan koşullarda özel hastanelerle rekabet ediliyor. Avrupa ülkelerinde SGK tüm hekimlerle anlaşma yaparken, ülkemizde ise sadece patronlar ile anlaşma yapıyor. Böyle olunca da patronlar, Davaro’da ki ağanın dediği gibi ‘doktorun da, anasının da, davarının da’ sahibi oluyor.

Bu gün bırakın doktoru, bir hemşire ya da sağlık memuru bir özel hastaneden ayrılsın. Diğer özel hastaneye başvurduğunda, önceki patronuna danışılıyor. İnsanlık dışı çalışma koşullarında çalışıyorsunuz, hakkınız yeniyor, ama ayrılırken sesinizi çıkaramıyorsunuz. Çünkü sonraki işiniz,önceki patronunuzun referansına dayanıyor.

Patronlar iserekabeti bırakmışlar, ‘hasım değil, hısım olmuşlar’. Vergi sistemindeki bir açıktan yararlanarak, doktorların evlerini muayenehane göstererek, vergiyi de doktora yüklemişler. Oh ne ala! Tıpkı 1990’ların TÜSİAD’ı gibi… Onlar da başbakanları hep pijama ile karşılayacaklarını sanmışlardı. Bu patron doktorların düzenini de yıkacak bir Davaro er ya da geç ortaya çıkacaktır.

TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ ARALARINDAKİ KÜRTÇÜLERİ SUSTURMALIDIR

Doktorların meslek örgütü ise Türk Tabipler Birliği (TTB)… Bu konuda samimi bir gayret içerisindeler, ama hükümet ve patron cephesinde onları takan yok… Doktor haklarını korumak ve onların mesleki sorunlarında yardımcı olmak için pek çok uğraşıları var. Doktorların haklarını gasp eden birçok yasayı iptal ettirdiler.

Ama TTB’nin yaptıkları, genellikle doktorlar nezdinde kabul görmüyor. Çünkü çoğu doktorun haberi yok. Çünkü her yıl mutlaka bir kez, TTB yönetim kurulundaki şahıslardan birinin Kürtçü açıklamaları basına yansıyor. Bu haber gündemi öyle bir kaplıyor ki; hem TTB yönetimi Kürtçü damgasını yiyor, hem de doktorlar için yaptıklarının üzeri bu haberle örtülüyor. Sonrasında doktorlar, TTB’den kaçıyor ve uzak duruyor… TTB bu konuda kendisine çeki düzen vermelidir.

İĞNEYİ KENDİNE, ÇUVALDIZI BAŞKASINA…

Tamam. Sorunlarımız var. Devlet de, özel hastane patronlarıda bizi tepe tepe kullanıyorlar. Ama tüm suçlu onlar mı? İğneyi biraz da kendimize batırmak gerekmez mi?

Neşet Ertaş’ın ‘cahildim, dünyanın rengine kandım’ sözleri aslında neo-liberalizmi bir cümle ile anlatır. İşte bu cümleyi yazılarımda hep kullanırım. Peki bu neo-liberal dünyanın rengi nedir? BAŞARI… Hatırlayın. Hepimiz parmakla gösterilen zeki çocuklardık. Her sınavı başardık. İşte bu başarılar bizim narsistik yönümüzü besledi ve bir balon yarattı.

Yatları, katları ve lüks yaşam koşullarını hakkımız olarak gördük. Kapitalizmin beyaz yakalı neferleri olduk. Hekimliğin bir zanaat olduğunu unuttuk. Oysa önce insan, sonra hekim olmalıydık. Narsisizmin değil, hümanizmin adamı olmalıydık.

Kapital sisteminin ‘yeteneğe dayalı kariyer tuzağını’ düşüp, toplumsal eşitsizlikleri mazur göstermesinde stepne olarak kullanıldık. Her beyaz yakalı gibi, aşağıda kalanlar için ‘demek ki onlar yeterince zeki değil’ argümanına inandırıldık. Oysa yeteneğe sahip olmanın elit ve halk kitleleri arasında eşitsizliğe yol açacağını göremedik (2).

Michael Young’ın dediği gibi ‘ayrıcalıkları hak ettiğini düşünen bu elit ve akıllı insanların karşısında, hem utanan hem de hınç duyan bir kitle’ortaya çıktı (2,3). Bu gün bize saldıran bu insanlar kim zannediyorsunuz? Yeteneğe bağlı eşitsizliğin ve kıskandırıcı mukayesenin ezik hisseden ve utanç duyan tarafı…

LÜKS HASTANELERİN ETRAFINDAKİ FAKİRLİK DOLGUSU

Hatta sırtımızı Acıbadem gibi marka hastanelerin doktoru olmanın prestijine ve onların dağıttığı Sağlık Meslek Yüksek Okulu doçentliklerine dayadık. Hastalarımızı alanımızın doçentiyiz diye aldattık ve hala aldatmaya da devam ediyoruz.

Oysa Acıbadem’lerin, Medical Park ve diğer marka hastanelerin etrafına bir bakın. Gecekondu ve varoşlarla dolu olduğunu görürsünüz. Tıpkı lüks AVM ve rezidansların etraflarının, görmek istemedikleri sefaletle dolu olması gibi… (4). R. Sennett’ a göre bunlar, zenginliğin çatlakları arasındaki yoksulluk dolgularıdırlar (4).

Çünkü yalıtılmış zenginliğe fakirlik sızar. Bu gün hem İstinyepark’ta, hem de Acıbadem de çalışanlar etrafındaki varoşların asgari ücretli çocuklarıdırlar. İşte bunlarlüks mekan zenginliğinin ve şatafatının fakirlik dolgularıdırlar.

Sonuç olarak, sağlıkta şiddet sorununu çözmek için, Türkiye’yi çözmek gereklidir. En alttakilerin cehalet ve feodalite bataklığında dibe doğru çöktüğü, solcu partilerin bile bu bataklıktan medet umduğu bir ülkede kapıya polis değil, ordu bile koysanız çözemezsiniz. İşte bu noktada sağlık sisteminin şamar oğlanları doktorlar ise, kaderine emanettir.

Ayrıca özel hastane kartellerinin lehine düzenlenmiş eşitsizlik… Bu gün etrafındaki zenginlik çatlaklarını varoş gençleri ile dolduruyorlar. Ama korkarım ki, bir 10 yıl içerisinde sıra doktorlara da gelecek. Eğer örgütlenemezsek…

Asıl önemlisi örgütlenmeyi sağlamak… Yasal yollardan haklarımız için savaşmalıyız. Devleti yönetenleri caydırıcı cezai tedbirler almaya zorlamalıyız.

En önemlisi, hekimlik bir zanaat olduğunun unutulmaması… Richard Sennett’in dediği gibi (2):

‘Ancak zanaatkar, eşit olmayan bir dünyada kendisine saygısını sürdürebilir.’

KAYNAKÇA:

1)Sennett, R. (2017). Thefall of public man. WW norton &company.

2)Sennett, R. (2003). Respect in a World of Inequality. WW Norton &Company. (Ayrıntı Yayınları-2017)

3) Michael Young. The Rise of theMeritocracy, 1870-2033 (Piscataway, N.J.;Transaction, 1999). s. 179.

4) FINDIKLI, Erhan Berat. "METROPOLDE TİNSEL VE MEKÂNSAL AYRIŞMANIN ÇOğUL FORMLARI." SOSYAL BOYUTU: 62.

Ahmet Koyuncu

Odatv.com
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 05-10-2019, 23:14   #53
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
tususev´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İSTANBUL TABİP ODASI BAŞKANI SELÇUK EREZ’İN DÜZELTME AÇIKLAMASININ İLER TUTAR YANI YOKTUR!

İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Selçuk Erez, Diyarbakır’da HDP/BDP/PKK öncülüğünde tertiplenen APO‘ya destek amaçlı açlık grevi nedeniyle PKK’nın haber ajansı Dicle Haber Ajansına 8 Eylül 2016’da yaptığı açıklamada gerek Apo’ya gerekse PKK/HDP’ye alenen destek vermişti.

Bunun üzerine Tıp Kurumu adına Erez’i kınayan ve istifaya çağıran bir açıklama yaptık. Açıklamamızın ekinde de Dicle Haber Ajansı tarafından servis edilen haberin Evrensel Gazetesinin 9 Eylül 2016 tarihli nüshasındaki “Açlık Grevine Destek Açıklamaları Yapılıyor. Çözüm için tecrit kaldırılsın” başlıklı haberini kaynak göstermiştik.

Erez’in Evrensel gazetesindeki bu açıklaması Özgürlükçü Demokrasi gibi PKK yanlısı sitelerde de seçkin yerini almıştı. http://ozgurlukcudemokrasi.com/2016/...temsilcisidir/

PKK yanlısı yayın çizgisi olan Evrensel Gazetesindeki bu haberdeki Erez’in talihsiz açıklamalarını : “Çözüm süreci için tecrit kaldırılsın” bahanesiyle Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunan DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütlerin Diyarbakır’da başlattığı açlık grevinde İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Öcalan ve PKK’ya verdiği açık destek utanç vericidir. Selçuk Erez, pervasız biçimde Öcalan ve PKK için tezgahlanan açlık grevi eylemine destek olurken, ‘Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo’dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız’ diyecek kadar ölçüyü kaçırmıştır.” “İTO Başkanı Erez’in eylem ve açıklaması Türk Ceza Kanuna göre de alenen suç niteliğindedir, derhal İTO Başkanlığı görevinden istifa etmelidir. Erez’in yaptığı bu talihsiz açıklama Türk Tabipleri Birliği yönetimiyle birlikte Başkanı olduğu İstanbul Tabip Odası ve diğer yandaş odaları da bağlamaktadır. Erez’i kınamadıkları ve istifaya davet etmedikleri takdirde suça ortak olmaya devam edeceklerdir. Hekimlerin örgütlerine sahip çıkması hayat memat meselesidir. Türk Tabipleri Birliği ve odalarımız asla PKK’ya teslim edilemez.” diye eleştirmiştik.
http://www.aydinlik.com.tr/pkk-grevc...istifa-cagrisi

Tıp Kurumunun yaptığı açıklamanın gerek yazılı ve görsel basında gerekse sosyal medyada geniş yankı bulması, özellikle de hekimlerin yoğun tepkisini çekmesi üzerine Selçuk Erez, bugün (13 Eylül 2016) Aydınlık Gazetesine iler tutar yanı olmayan bir açıklama yaptı. Erez, bu açıklamasında telaş ve panik halinde “Apo’yu serbest bıraksınlar gibi bir açıklamam olmadı, benim APO ile bir ilgim olamaz. Apo’yu desteklediğim yönünde de açıklamalar yanlış… Beni Türk hükümeti temsil eder karşı tarafı ben bilemem, Kürtler karar veriR, bu HDP mi APO mu, dağdaki adam mı? benim karar vereceğim bir şey değildir.” diyor.
Selçuk Erez, zırva tevil götürmez bu yüzden açıklamanızın iler tutar yanı yoktur!

Selçuk Erez, 8 Eylül 2016 da PKK’nın haber ajansı olan Dicle Haber Ajansına yapmıştır bu açıklamayı.

Erez’e ilk sorumuz:
İstanbul Tabip Odası Başkanı olarak neden PKK’nın resmi ajanslarına, gazetelerine açıklamada bulunuyorsunuz? İstanbul Tabip Odası üyesi hekimler bu nitelikleriniz nedeniyle mi sizi yönetime taşıdı?

Erez’e ikinci sorumuz:
Erez’i istifaya davet ettiğimiz açıklamamızı Dicle Haber Ajansı mahreçli 9 Eylül tarihli Evrensel Gazetesindeki “Açlık Grevine Destek Açıklamaları Yapılıyor. Çözüm için tecrit kaldırılsın” başlıklı haber kaynak gösterilerek yaptık. Selçuk Erez günlerce suskun kaldıktan sonra yazılı, görüntülü basın ve sosyal medyada olayın geniş biçimde yankı bulması ve çığ gibi büyüyen tepkiler üzerine vaziyeti kurtarma babından açıklama yapmak zorunda kalmıştır. Erez ne Dicle Haber ajansınsa, ne PPK’nın gazetesi Yeni Özgür Politika’ya ne de Evrensel Gazetesi ve habere yer veren diğer gazete ve internet sitelerine tekziple ilgili bir girişimde bulunmuştur. Tekzip yaptığını iddia ediyorsa derhal bu konuda belgeleriyle açıklama yapması gerekmektedir.

Ancak konunun daha önemli yanı İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in PKK’nın haber ajansı Dicle Haber Ajansı ve eli kanlı narkoterör örgütünün Türkiye’de yayın yasağı olan Yeni Özgür Politika Gazetesindeki pervasız ve ibretlik açıklamalarıdır. Erez burada yaptığı açıklamada: “Tecrit ile Kürt ve Türk halkı arasında bir duvar oluşturulmaya çalışıldığına dikkat çekerek, "Halklar arasında oluşturulan duvarı Kürt halkı doğudan, biz ise batıdan vurarak yıkacağız , Öcalan üzerindeki tecridi ancak bu şekilde kıracağız” demiştir. Erez bu sözleriyle APO’yu özgürlüğüne kavuşturmak için alenen doğudaki Kürt yurttaşlarımızı ve Batıda yaşayan yurttaşlarımızı İmralı duvarını yıkmaya davet etmektedir. Yaptığı Türk Ceza Kanununa göre de alenen suç niteliğindedir.

Başta İstanbul Tabip Odası üyesi hekimler olmak üzere tüm hekimler TTB’ye ve tabip odalarına sahip çıkmalıdır. Hekim örgütümüz PKK zihniyetine teslim edilemez!

Dr. Ali Rıza Üçer
Tıp Kurumu Genel Sekreteri
Aynen katiliyorrum
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 05-18-2019, 12:20   #54
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Değerli Meslektaşımız,

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Türkiye’deki 90 cezaevinde 6 ayı bulan sürelerde devam etmekte olan açlık grevleriyle ilgili olarak, hekim tutumunun nasıl olması gerektiğini ve ilgili uluslararası belgeleri bir kez daha hatırlattı.

TTB Merkez Konseyi, açlık grevinin aşamalarıyla ilgili olarak hekimlere yol gösterici olabilecek belgeler ile dikkat edilmesi gereken tıbbi konular, açlık grevi yapmış olanlarda bakım ve tedavi yaklaşım protokolü ve açlık grevlerinde klinik, etik yaklaşım ve hukuksal boyutu içeren belgeleri güncelleyerek paylaştı.

TTB Merkez Konseyi’nin açıklaması şöyle:


Açlık Grevleri Sürerken TTB Olarak Bir Kez Daha Hatırlatıyoruz!

Türkiye’de 90 cezaevinde 3060 kişi açlık grevinde olup, 320 kişi en az 4, 5, 6 ayları bulan süredir, kalan 2840 kişi ise 1 Mart’tan bu yana açlık grevini sürdürmektedir. Çeşitli cezaevlerinde bulunan 30 mahpus da sürdürdüğü açlık grevini ölüm orucuna dönüştürdüklerini kamuoyuna açıklamışlardır. Süresiz dönüşümsüz yapılan tüm açlık grevleri Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından sonucu itibari ile ölüm orucu olarak kabul edilmektedir. Kararlılık açıklaması olarak**********anladığımız ölüm orucu yapan mahpusların daha önce duyurduğumuz gibi açlık grevinde günlük asgari (minimum) beslenme düzeyi olan şeker, su, tuz, karbonat ve B vitamin almaya devam etmelerini önemle hatırlatırız:

Günde kilogram başına 30-35 ml*****veya*****en az 1,5 litre su içilmelidir, ideal olan suya tuz karıştırıp içmektir.*****Her*****300-350 ml*****su için*****yarım çay kaşığı tuz konmalıdır.*****Örnek: 70 kg ağırlığında birisi, 30 mL/kg/gün hesabıyla günde 2,1 litre su (10 bardak) içmeli, her*****litreye 1*****çay kaşığı tuz atmalı, en fazla*****3 çay kaşığı tuz kullanmalıdır.*****Günlük şeker ihtiyacı 100 gramdır. 20-25 adet küp şeker gün içinde tüketilebilir.*****Günlük 250-500 mg. B1 vitamini olacak şekilde vitamin, 1 çay kaşığı karbonat alınmalıdır.

Açlık grevinin bitirilmesi sırasında ise açlık grevi yapan mahpusların zarar görmeden doğru biçimde beslenmeye geçmesinin sağlanması için, TTB olarak daha önce yapılmış açlık grevleri deneyimlerini dikkate alarak hazırladığımız çalışmalara uygun davranılması önemlidir. “Malpraktis-kötü uygulama”***** riski taşıyabilecek uygulamalardan***** kaçınılmalıdır. Bu nedenle ekte Açlık Grevi Sonlandıktan Sonra Beslenme ve Tedavi İçin Özet Algoritma Önerisi’ni sunuyoruz.

Sağlık açısından olağan dışı bir durum olan açlık grevlerine karşı sorumluluğumuz*****bugüne kadar evrensel etik ilkeler, mesleki değerlerimiz ve ettiğimiz yemine göre belirlenmiştir.*****

Açlık grevinin, kişilerin kendi iradeleriyle karar verdikleri bir tutum olduğunu bir kez daha hatırlatırız. Uluslararası hekim belgeleri olan Tokyo ve en son 2017 yılında güncellenen Malta Bildirgelerinde;

“Hekimler becerilerini ve bilgilerini tedavi ettikleri kişilerin yararına kullanmalıdır. Bu ‘yararlı olma’ kavramının tamamlayıcısı ise ‘zarar vermeme’ ya da ‘önce zarar verme’dir (primum non nocere).*****Bu iki kavramın dengede tutulması gerekir. ‘Yarar’, kişilerin isteklerine saygılı olmayı ve refahlarını gözetmeyi içerir. ‘Zarar’dan kaçınma ise yalnızca sağlığa yönelik zararın asgari düzeyde tutulması değil, karar verme yeterliği olan kişilere zorla tedavi uygulanamayacağı ve onları zorla açlık grevinden vazgeçirmeye çalışılmayacağı anlamına da gelir. Yararlı olma, her durumda ve her ne pahasına olursa olsun, başka belirleyenleri hiç dikkate almadan yaşamı uzatmaya çalışmak anlamına gelmez.

Hekimler, bunun zarara yol açacağı öngörülen durumlarda bile, karar verme yeterliği olan kişilerin özerkliğine saygılı olmalıdır. Karar verme yeterliğinin kaybı, daha önce kişi yeterliğe sahipken yapay besleme dahil olmak üzere tedaviye yönelik verdiği red beyanlarının geçersizleştiği anlamına gelmez.” denilmektedir.

Ayrıca, bilinci kapalı hastaya yaklaşımı ortaya koyan Lizbon Bildirgesi ve Hasta Hakları Bildirgesinde de yapılacak tıbbi müdahalelerde hastanın onamının alınması zorunlu hale getirilmiştir.

Açlık grevi yapanlar beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim kişinin beslenmemenin yol açacağı olumsuz sonuçlar üzerinde tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslememelidir. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından açlık grevi yapana açıkça anlatılması ve kişiden aydınlatılmış onam alınması gerekir.

Açlık grevi yapanın konu hakkındaki görüşleri öğrenilemiyorsa ve kişinin önceden verdiği hiç bir talimat yoksa, hekim o kişi için en iyisini belirleyip yapmakla yükümlüdür. Bu açlık grevi yapanın fiziksel sağlığını olduğu kadar, bilinci açıkken ifade ettiği isteklerini, kişisel ve kültürel değerlerini de dikkate almak anlamına gelir. Açlık grevi yapanın önceki isteklerinin neler olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt yoksa, hekimler, üçüncü tarafların müdahalesinden bağımsız kalarak, hastayı besleyip beslememe konusunda karar vermelidirler.

TTB, her zaman yaşamdan yana olmuştur ve yaşam hakkını savunmuştur. Bu bağlamda, açlık grevi yapanların açlık grevini bıraktıklarında en az sağlık sorunu yaşamalarına olanak verecek bakımın ve bırakanların tedavi koşullarının sağlanması için çaba harcamak, yaşam ve sağlık hakkının gerçekleşmesi açısından çok önemlidir ve mesleki yükümlülüğümüzdür.*****Hekimlerin hazırlıklı olamayabileceği bu süreçlerde TTB etik yaklaşım sunmak, tıbbi literatür ve deneyim paylaşmak üzere onların yanındadır.

Bunun yanında,*****hekimlerin mesleki değerler ve etik ilkeler dışında davranmaya zorlanmaları durumunda, bu değerleri ve ilkeleri savunmak ve bunları savunan hekimlerin yanında olmak, meslek örgütü olarak temel sorumluluğumuzdur. Bu sürecin tüm aşamalarında hekimlerimizle işbirliği içinde olacağımızı bildirmek isteriz.

Bu aşamada*****hekimlere yol gösterici ilkeleri derlediğimiz yayınları**********açlık grevleri sürecinde yararlanabileceğini düşündüğümüz; dikkate dilmesi gereken tıbbi konular, açlık grevi yapmış olanlarda bakım ve tedavi yaklaşım protokolü ve açlık grevlerinde klinik, etik yaklaşım ve hukuksal boyut ile ilgili broşür ve belgeleri güncelleyerek**********bir kez daha hekimlerin ve**********kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.**********

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

Ankara Tabip Odası
Yönetim Kurulu
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıAçık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Hekim, Bir Hayat drenes Edebiyat Şiir Kitap 1 09-23-2017 08:01
Manisa Tabip Odası'nda dün devir-teslim töreni gerçekleştiri tususev TTB 0 05-04-2012 22:40
GÜTF Genel Cerrahi İntern Devir Teslim Töreni aerol 6.Sınıf (İntern / İntörn) 0 07-26-2011 19:58
özel hekim-memur hekim hukuk önünde eşit mi? aerol TIP Etiği ve Hukuku 0 03-08-2011 13:33
Rahimdeki Urlar Ilaçla Yok Edilemez aygun_58 Türkiye ve Dünyadan Sağlık Haberleri 9 07-31-2009 22:02


Şu Anki Saat: 21:34


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com