www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > PARAMEDİKAL DÜNYA > Sosyal Hayatımız > Siyaset / Politika

3187 (0 Kayıtlı Ve 3187 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 01-13-2019, 00:14   #1811
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Kalp krizinden ölen öğretim görevlisi toprağa verildi

TUNCELİ'de halı sahada geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Munzur Üniversitesi'nde öğretim görevlisi Cemal Diribaş (46), rektörlük önündeki törenin ardından toprağa verildi.

12 Ocak 2019 23:21

TUNCELİ'de halı sahada geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Munzur Üniversitesi'nde öğretim görevlisi Cemal Diribaş (46), rektörlük önündeki törenin ardından toprağa verildi.

Munzur Üniversitesi Tunceli Meslek Yüksekokulu'nda öğretim görevlisi Cemal Diribaş, çarşamba akşamı arkadaşlarıyla halı sahada futbol maçı yaptığı sırada aniden fenalaştı. Arkadaşlarının haber vermesiyle olay yerine gelen sağlık ekipleri kalp krizi geçirdiği belirlenen Diribaş'a ilk müdahaleyi halı sahada yaptı. Ambulansla Tunceli Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Diribaş doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Munzur Üniversitesi'ni yasa boğan ani ölüm sonrası Cemal Diribaş için rektörlük binası önünde tören düzenlendi. Törene; Vali Yardımcısı Akın Zor, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ubeyde İpek, öğretim üyeleri ve görevlileri ile Diribaş'ın ailesi ve öğrenciler katıldı. Cenaze töreninde konuşan Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ubeyde İpek, Tunceli Meslek Yüksek Okulu bünyesinde Hozat ve Pülümür ilçelerinde öğrencilere ders veren Cemal Diribaş'ın çok başarılı ve özverili bir öğretim görevlisi olduğunu belirterek, "Cemal Diribaş kardeşimizi yakinen tanıyor ve biliyorum. Birçok kez sohbetimiz oldu. Çok özverili bir arkadaşımızdı. Ani ölümü bizleri ve üniversite camiamızda büyük bir üzüntü yaratmıştır. Cemal hoca en zorlu dönemlerde Hozat ve Pülümür ilçemizde başarı ile görev yapmış ve üniversitemize büyük katkılar vermiştir. Çok vefakardı, yüreğinde inanılmaz bir eğitim aşkı vardı. Çok başarılı bir arkadaşımızdı, onu asla unutmayacağız. Ailesinin acısını yürekten paylaşıyoruz onu asla unutmayacağız" dedi.

Alevi dedesinin dua okuduğu törende helallik alındıktan sonra arkadaşları tarafından bir süre omuzlarda taşınan evli ve 1 kız babası Diribaş'ın cenazesi, Tunceli Cemevi'nde kılınan cenaze namazının ardından Babaocağı köyünde toprağa verildi.

DHA
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla

     

Alt 01-13-2019, 00:34   #1812
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Ali Karahasanoğlu

alikarahasanoglu@yeniakit.com.tr

2019-01-12 01:33:00Avukat mısın, şemsiyeci mi Bahri abi!

*****-*****

*****

Başörtülülerle tartışması sebebi ile adliyelik olan oyuncu Deniz Çakır, tam da başörtü karşıtlığı yaptığı iddiası ile ifade vermeye giderken, avukat olarak bula bula Bahri Bayram Belen’i bulmuş..

Hani öncesinde bilseydim..

“Ne yaptın sen kız.. Nerede bir başörtü karşıtı var ise.. Onun avukatlığını alan adama vekalet vermişsin.. Şimdi savcıya dert anlatacaksın: ‘Ben başörtü karşıtlığı yapmadım’ diye.. Sen savunmaya, 1-0 mağlup başlarsın, başörtü karşıtlarının avukatını kendine vekil seçerek..”*****derdim..

Ama geçti artık..

Tabii ki..

“Kendine başörtülü bir avukat tutarak, riyakarlık yapsaydın, avukatın başındaki örtüden nemalanıp, yaptığın haltı tamir etseydin”*****diyerek, riyakarlık tavsiyesinde bulunacak değilim..

Ama insan ne ise..

Açığa çıkartmak istemese de..

Hal ve hareketleri ile, zihniyetini bas bas bağırıyor..

Oyuncu Deniz de..

Yıllardır bu ülkede başörtünün yasak olmasını isteyen, bu yasağı ölümüne savunan Cumhuriyet gazetesinin avukatını tercih ederek, belki farkında da olmadan, kafasındaki zihniyeti de ifşa etmiş..

Savcıya; hazırlayacağı dosyada bahsini açmasa da..

Bilinç altında bir veri olarak değerlendireceği, kanaat oluşturacak ciddi bir malzeme sunmuş..

**

Tanımayanlar için..

Bu vesile ile Bahri Bayram Belen abimizi de tanıtalım..

Abi dediysek..

Fikri, hayatı, dünya görüşü ile abimiz değil..

Avukatlıkta bizden eski olduğu için..

O sıfatı kullandım..

Solcu bilinir..

Prensipli bir isim olarak tanınır..

İlkeli bir isim gibi görünür..*****

Bu kapsamda, kendisinin başörtü karşıtı bir açıklamasını belki bulamazsınız ama..

Başörtü karşıtı isimleri koyun yanyana..

Hemen hepsinin avukatlığını yapmıştır..

Onun içindir ki..

“İlkeli”*****demiyorum..

“İlkeli gibi görünür”*****diyorum..

Dün Deniz Çakır’ın, savcıya verdiği ifade sonrasındaki halini görünce, onun adına ben üzüldüm..

“İlkeli gibi gözükme”yi de bir kenara bırakmış olmalı..

“Niye ki”*****diyeceksiniz?

Gördüğümü söyleyeyim..

Bahri beyin elinde bir şemsiye..

Deniz Çakır basın mensuplarına açıklama yaparken ıslanmasın diye..

Onun başının üstüne tutuyor..

Avukat değil, sanki oyuncunun yardımcısı.

Yaş itibari ile baksak..

Hani Muazzez İlmiye Çığ’ın avukatlığını yaparken, böyle bir fotoğraf ile karşılaşmış olsak..

“Yaşına hürmeten, şemsiyeyi de tutuvermiş, ne var”*****deriz.

Torunu yaşındaki bir oyuncunun basın açıklaması sırasında..

Yağmurdan korumak için, şemsiye tutmak da, avukatlığın kapsamı içinde midir, Bahri bey abi?*****

Savcının huzurunda ifade verir iken..

Müvekkiline yardımcı oldun, anladık.

Adliyeden birlikte çıktınız, mahkemeye sık sık gelmeyen bir müvekkilinize nezaketen yardımcı oldun, anladık..

Ama..

Oyuncu müvekkileniz, gazetecilere durum değerlendirmesi yapar iken..

Avukat’ın ne görevi olabilir ki, Bahri bey o oyuncunun yanında yer alsın.. Daha önemlisi, şemsiye tutsun?

Avukatlığın saygınlığı ile dertli bir baro olsaydı..

Anında soruşturmayı açardı:*****“Avukatlık görevi dışında, avukatlığın saygınlığını ihlal edecek tavır sebebi ile, ifadenizi veriniz”.

Ama nerde?

Baronun, avukatlığın saygınlığını düşünen nerde?..

**

Bu vesile ile..

“Dizide oynuyorum. Tiyatroda oynuyorum.. Savcının önünde de oynarım.. Kurtulurum”*****diye düşünen Deniz hanım kızımıza da bir tavsiyede bulunalım..

Savcının karşısında ifade vermek. Hakimin karşısında savunma yapmak..

Dizi filminde oyunculuk yapmaya benzemez, Deniz hanım...

Dizide, hacı teyzeyi de taklit edip canlandırırsın..

Dansözü de oynarsın..

Ama..

Savcının karşısında,*****“Ben masumum savcı bey”*****rolü işlemez..

Orda, maddi veriler konuşur..

Dolayısı ile..

“İki rol yapar, kurtulurum”*****havasından bir sıyrıl..

İki başörtülü genç ile, bir AVM kafesindeki tartışma ile ilgili olarak*****“Arabistan kelimesi geçmedi”*****diye başladın savunma yapmaya..

Şimdi*****“Biz içki içiyorduk. İçkime karıştılar.. Ben de burası Arabistan mı dedim”*****noktasına geldin..

Başörtülü bayanlara,*****“İçki servisi yapılan bir kafede ne işiniz var”*****ikazımızı yapalım..

“Kendinize gelin, hem tesettür, hem de içkili kafe ne demek oluyor”*****diyelim..

Hükümete,*****“İçkili kafeler, AVM’lere de mi girdi”*****diye soralım..

Ama Deniz hanım kızımıza da..

“Madem başörtülüler sana saldırdılar, başka masaya, niçin siz değil de, onlar gitti?”*****diye soralım..

Öyle ya..

İki gruptan saldırgan hangi taraf ise,*****“Dediğim dedik, çaldığım düdük”*****tavrı gösteren de odur..

Anlaşılan o ki, fotoğraf çekme noktasından başlayan tartışma, Deniz Çakır’ın başörtülülere*****“Arabistan’a gidin”*****hakareti ile devam etmiş.

Başörtülüler, Deniz Çakır’la başedememiş olmalılar ki..

Şerrinden emin olmak için..

Daha uzak bir masaya gitmişler..

Bir hatırlatma daha yapalım..

Bir şüpheli, şu beyanda bulunuyorsa, hukukta bunun karşılığı, tevil yoluyla ikrardır (dolaylı olarak itirafdır): “Bu kadınların bakışı ve hareketleri beni yargılar ve taciz eder şekildeydi. Ben yaptığım iş gereği insanların bana bakmasına alışkın olmama rağmen bu iki kadının davranışları sıradışı olduğu için rahatsız olmuştum. Sonra bu iki kadının arkadaşları da gelince bizden rahatsız olduklarını hissettirip arka masaya geçmeleri ve bana aynı şekilde bakmaları üzerine ben de*****‘Ne oluyor’*****der gibi onlara baktım.”

Deniz Çakır’ın savcıya verdiği ifadedeki oyunculuğuna aldanan var ise..

Bakın bu da kendisinin açıklaması:

“Kadınların ısrarla fotoğraflarını aldığımızı söylemeleri nedeniyle telefonu hızlıca masaya koyduğumda camı kırıldı. Telefon evde. Size bugün ulaştıracağım.”

Çekilen fotoğraflar..*****

Söylenen yalanlar..

Ve “kamera kayıtları gelsin”*****denilirken.. Kırıldığı gerekçesi ile savcıya verilmeyen cep telefonu..

Tamir edilip de mi getirilecek?

Yoksa, çekilen fotoğraflar silinip de mi getirilecek?

Boşverin ya..

Dürüstçe,*****“Dizi filmi çekiyoruz sandık.. Oynadık bir oyun. Özür dileriz”*****deyin de..

Kapansın şu kısır tartışma
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2019, 09:06   #1813
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Provokatörün maskesi düştü

PAYLAŞ*****

*****

Manşet*****Gündem*****Dünya*****Spor*****Ekonomi*****Teknoloji*****Hayat*****Tarih*****Ramazan*****Yazarlar*****Video*****Foto Galeri*****Bilgi Kartları*****İnfografik*****Son Dakika

Politika*****Yerel Haberler*****3. Sayfa*****15 Temmuz Darbe Girişimi*****Eğitim

İSTANBUL

Provokatörün maskesi düştüProvokatörler sosyal medyada Suriyelilere karşı nefreti artırmak için her yolu deniyor. Kendini mülteci gibi tanıtıp Türklere hakaret eden “Suriye Vatandaşlık Ofisi” isimli hesabın sahibi Mehmet T. isimli Türk vatandaşı çıktı. Birçok yalana kaynaklık eden Mehmet T. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Haber Merkezi**********13 Ocak 2019, 04:00*****Yeni Şafak

31 Aralık gecesi Taksim’de halay çeken bir grup Suriyeli

0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem; margin-right: 1.2rem;">4 0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem; margin-right: 1.2rem;"> 0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem; margin-right: 1.2rem;">1 0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem; margin-right: 1.2rem;">1 0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem; margin-right: 1.2rem;">1 0}" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; display: flex; flex-flow: column wrap; -webkit-box-orient: vertical; -webkit-box-direction: normal; -webkit-box-align: center; align-items: center; cursor: pointer; position: relative; max-width: 3.2rem;">

Twitter’da dolaşan “Suriyeliler istediği üniversitede sınavsız okuyor. İstediği hastane ve kamu kurumlarından ücretsiz yararlanıyor. Çalışmadan maaş ve ikramiye alıyor”, “Adana’da Türk aileden istediği kız verilmeyince zorla kaçıran Suriyeli Halid bugün muradına erdi”, “Suriyelilerin doğum oranı Türkoları geçti. Hedef 10 yılda 25 milyona ulaşıp bağımsızlığı kazanmak” gibi yalanları üreten ‘Suriye Vatandaşlık Ofisi’ adlı hesabın ardından derin bir tahrik çıktı.

Mehmet T. isimli şahsın yönettiği Twitter hesabından yapılan provokatif paylaşım.

ŞAFAK VAKTİ BASILDI

Bir süre önce hesabı takibe alan Bilişim Suçları İstihbaratı Şube Müdürlüğü, Suriyeli gençlerin yılbaşı kutlamalarına ilişkin görüntülerin de “Taksim Meydanı’nda Suriyeli hemşerilerimle yeni yılı kutladık. Bizi istemeyen Türkolar yallah Orta Asya’ya” ifadeleriyle paylaşılması üzerine harekete geçti. Hesabı yöneten Mehmet T. adlı şahıs İstanbul’da evinde şafak vaktinde gözaltına alındı. Emniyete götürülen Mehmet T.’nin 4 ayrı hırsızlık suçundan arandığı ortaya çıktı. Mahkemeye sevk edilen provokatör tutuklanarak cezaevine gönderildi.

‘İRONİ YAPTIM’ DEDİHesabından sistematik olarak nefret pompalayan Mehmet T., sorgusunda paylaşımları kendisinin yaptığını kabul etti. Mehmet T. ifadesinde şunları kaydetti: “Benim askerim onların ülkesinde savaşırken onlar benim ülkemde yılbaşı kutluyor, eğleniyor. Bu duruma dikkat çekmek için yazdım. Suriyeliler yüzünden işsiz kaldım. Bu duruma dikkat çekmek için ironi amacıyla bu paylaşımı yaptım.” Taksim’de yılbaşı gecesi çekilen görüntülerin kimler tarafından servis edildiği de araştırılıyor.FETÖ DE KULLANIYOR

Bazı sosyal medya hesaplarının psikolojik harekât aracı olarak kullanıldığı biliniyor. ‘Atatürkçü’ maskesiyle sosyal medyada FETÖ lehine paylaşımlarda bulunan @jeansbiri isimli sosyal medya hesabının sahibinin Ahmet Kemal Aydoğdu adlı ‘FETÖ mahrem imamı’ olduğu ortaya çıkmıştı. ‘Salih’ kod adlı Aydoğdu’nun örgütün emniyet yapılanmasında amirlerden sorumlu olduğu belirlenmişti. Aydoğdu, FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanmıştı.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2019, 09:16   #1814
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

13.01.2019

Cem Küçük

Tüm Yazıları

Sözcü*****adlı FETÖ mevkutesi, hukuken işledikleri suçları biliyor. Zaten işlediği örgütsel suçları bildiği için gazetenin sahibi*****FETÖ sanığı Burak Akbay*****yurt dışına kaçtı. Hukukumuzun ilgili maddeleri gereği yurt dışında terör suçundan kaçak olan şahsın gazetesi olması imkânsız.

Şu an hukuken*****Sözcü*****ile*****Zaman*****ya da*****Bugün*****gazetesi arasında fark yok. 6415 Sayılı Terörizmin Finansmanı Yasası'nın 4. Maddesi'nin ilk 3 bendi bunu net şekilde ortaya koyuyor. 17-25 Aralık’ta FET֒ye bilerek ve isteyerek yardım eden, MİT tırlarında*****“Türkiye teröristlere destek oldu”*****algısına zemin hazırlayan Sözcü gazetesine kayyum gelmesi kanun gereği.

Terörist olma zannıyla hakkında yakalama ve tutuklama olan şahsın medya organı olamaz. Hukuk bunu söylüyor. Sözcü’nün patronu*****Burak Akbay*****şu an firari. FET֒cü teröristlere yardım ettiği iddiası iddianamelerde yazıyor.*****Hem kaçak hem teröristlere yardım etmiş biri medya sahibi olamaz.*****Bu durum, 1992’de Miami’de bütün mallarına el konan*****Pablo Escobar’la aynıdır.

Akın İpek*****ile*****Burak Akbay*****arasında hukuken zerre fark yok. Akın İpek şu an bu ülkede bir gazete kurabilir mi? Yarın hukukun emri olan kayyum kararı geldiğinde ve Sözcü gazetesine el konulduğunda kimse ağlamasın. Hukukun gereği budur. Sözcü’nün çok yakında bir TMSF işletmesi hâline gelmesi hayatın ve hukukun olağan akışı gereği olacaktır. Kimse bu hukuksal gelişmeye şaşırmasın!

Hem Sözcü’nün sahibi Burak Akbay hem de tüm Sözcü yazarları 17-25 Aralık FETÖ darbe teşebbüsünü canhıraş destekleyerek suç işlediler. FETÖ üyesi olmamakla beraber FET֒ye bilerek ve isteyerek yardım ve yataklık suçunu işlememiş neredeyse hiçbir Sözcü yazarı yok. Bu yazıda tek tek bunları hukuki delillerle ispatlayacağım.*****İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız İrfan Fidan*****ve ekibinin FETÖ ile mücadele konusundaki eğilmez ve bükülmez cesur tavrını biliyor*****Ertuğrul*****ve*****Burak Akbay.

İşte o yüzden telaş ve panikle Türkiye gazetemiz ve Ören Ailesi aleyhine iftiralar ve hakaretler yağdırıyorlar.*****Amaçları bizi korkutarak susturmak. Hükûmete yakın bilinen çoğunluk bizim taraf köşe yazarını bu yöntemlerle susturdular ve sindirdiler. Savcılarımızın cesaretinin yüzde biri bizim taraf köşe yazarlarında yok. Hatta Sözcü yazarları kendisini övdüğünde ya da tebrik için aradığında*****sevindirik*****olan sözde muhafazakâr yazar dolu ortalık. Fakat bizleri susturamazsınız. Güneş balçıkla sıvanmaz*****"Gölge Adam"*****Ertuğrul Akbay. Bunu tıpkı*****Ekrem Dumanlı*****gibi yurt dışına kaçmış FETÖ sanığı ve hakkında tutuklama olan oğlun mücrim Burak Akbay’a da söyle. Bak Aydın Doğan da Ören Ailesi aleyhine tetikçisi Ahmet Hakan’a alçakça iftiralar attırıyordu. Ne oldu?*****Aydın Doğan tarihin çöplüğüne gitti.*****Şu an yaşayıp yaşamadığı bile bilinmiyor. Ahmet Hakan ise iktidara yaranmak için her gün kırk takla atıyor.

Ertuğrul Akbay aslında hukuken Sözcü’ye el konulması gerektiğini biliyor. Tek derdi bizim taraf medyasının susması ve bu hukuki gerçeği gündeme getirmemesi. Bu olayın geçiştirilmesi. O yüzden ikinci*****Oray Eğin*****kabilinden ismi cismi bilinmeyen bir Maocu artığı*****Odatv*****tetikçisini üstümüze salıyor.*****Ertuğrul Akbay-Soner Yalçın*****ortak yapımı isimsiz cisimsiz bir tetikçinin yazılarını*****Soner Yalçın*****yazıyor ve Sözcü’de bu yazıları yayınlanıyor. Zaten bu tetikçi de hem Ören Ailesi’ne hem de biz yerli ve millî*****kalemlere iftira yazılarını*****Soner Yalçın’ın yazdığını dün itiraf etti.

Tüm yargı camiamız biliyor ki, sadece*****Emin Çölaşan*****ve*****Necati Doğru*****değil neredeyse tüm Sözcü yazarları 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü destekleyerek FET֒ye yardım ve yataklık etti.*****Uğur Dündar’ın mücrim psikolojisiyle sağa sola saldırma sebebi budur.*****Yılmaz Özdil*****de 18 Aralık 2013’te*****“Okyanus ötesi yönetime el koydu”*****diye yazdı. Yani FET֒nün darbe yaptığını biliyordu ama sonra hararetle 17-25 Aralık darbesini savundu Özdil. Tüm FETÖ argümanlarını kullanarak FETÖ üyesi olmamakla birlikte FET֒ye yardım ve yataklık suçunu işledi. Saygı Öztürk zaten Ekim 2015’e kadar FETÖ kanalından maaş alıp FET֒ye hizmet ederek bu suçu işledi.

Soner Yalçın*****ve tetikçisi*****Oray Eğin’in 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü destekleyen Sözcü yazılarından suç örneklerini bu köşede daha evvel yazmıştım. Bu hukuki süreç boyunca yine yazacağım. Bu ikinci*****Oray Eğin*****olmak isteyen tetikçiye Oray’ın Soner Yalçın yüzünden hayatının bittiğini ve*****Bed-Stuy*****semtinde 15 metrekarelik kümes gibi yerde yaşayıp garsonluk yapmak zorunda kaldığını hatırlatırım. Sonradan Soner Yalçın’ın şantajlarıyla Habertürk’e zorla yerleştirilmesi Oray Eğin’in Sözcü döneminde işlediği suçları affettirmiyor. 17-25 Aralık darbe teşebbüsünü alenen desteklemiş, yani FET֒ye bilerek ve isteyerek yardım ve yataklık etmiş tüm Sözcü elemanları hukuki bedelini ödeyecekler.

Bu soruşturmayı götüren savcı ve hâkimlerimiz FETÖ ile mücadele noktasında destansı işler yapmış yiğit adamlardır. Yargımız ulusalcılık maskesine sığınan Maocuları ve komünistleri çok iyi tanıyor.*****Kemalist görünümlü Gülenistler*****nasıl ki bu ülkenin düşmanıysa, aynı şekilde*****Kemalist görünümlü komünistler*****de bu milletin düşmanıdır. Bu böyle biline
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2019, 09:22   #1815
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

MAHMUT ÖVÜROnat Kutlar’ı kim katletti?

paylaştweetlepaylaşpaylaşAA

90'lı yılların Ocak aylarında*****Uğur*****Mumcu'dan*****Gaffar Okan'a,*****Hrant*****Dink'ten*****Muammer Aksoy'a çok*****sayıda aydın ve etkili ismi kaybettik. Yakın*****tarihimizin bu kanlı cinayetleri ne yazık ki*****tam olarak aydınlatılamadı. Hala üzerlerindeki*****gölgeler kalkmış*****değil. Daha ilginciterör kurbanlarının*****bazı yakınları o gölgelerkalksa bile gerçeği*****görmek istemiyor.
Tıpkı 30 Aralık 1994'te bombalı bir terör saldırısında ağır yaralandıktan sonra 11 Ocak'ta kaybettiğimiz ünlü sinemacı-şair*****Onat Kutlar'ın yakınları gibi. Önceki gün eşi*****Filiz Kutlar*****ve yakınları mezarı başında Kutlar'ı andı. O anmada*****Filiz Kutlar'ın söylediklerini Cumhuriyet gazetesinden okuyalım:
"Dinci terör can almaya başlamıştı.
Sokaklar korkunçtu."*****Başka bir ayrıntının yer almadığı habere*****göre, Onat Kutlar'ı*****"dinci terör"*****katletmişti.
Peki, bu doğru muydu?
Şimdi gelin Kutlar'la birlikte o terör saldırısında yaşamını kaybeden*****Yasemin*****Cebenoyan'ın kardeşi*****Cüneyt*****Cebenoyan'ı dinleyelim. Cebenoyan, solcu Birgün gazetesinde yazarlık yapan bir isim. Daha önce solun şiddetle ilişkisi üzerine söylediklerine bu köşede yer verdiğim*****Cebenoyan, 26 Ocak 2010'da o terör saldırısıyla ilgili çok çarpıcı bir yazı yazmıştı.
Asıl maksadını da şöyle anlatıyordu:
"Bu cinayetle ilgili süregiden bilgisizlik*****bana çok dokunuyor çünkü sinema*****tarihimizin en önemli isimlerinden*****Kutlar'ı öldüren bomba benim ablam*****Yasemin'i de öldürmüştü."Cebenoyan'a göre bu konuda bir*****"bilgisizlik"vardı:
"Onat Kutlar cinayeti ile ilgili olguları bilen yok! (...) Bu konuda hemen hemen herkes ya bombayı koyanların yakalanmadığını, dolayısıyla olayın faili meçhul olarak kaldığını düşünüyor ya da*****cinayeti İslamcı bir*****örgütün işlediğini sanıyor. Bilinmeyen*****ise şu: PKK bu eylemi yapan örgüt olarak*****belirlendi ve Deniz Demir adlı PKK*****militanı bu cinayeti üstlendi." Katil ve adresi belli ama Kutlar'ın yakınları dahil kimse bunu seslendirmiyor.
Cebenoyan bugünlere de ışık tutan bu*****"suçortaklığı"na isyan ediyor ve şöyle diyordu:
"Onat Kutlar'ı öldüren bombayı koymaktan dolayı PKK'nin mahkûm edilmiş olduğunu herkesin bilmesini isterdim.*****PKK'yle*****arasına mesafe koymayan siyaset ve*****kültür insanlarının bu cinayetlerin ağırlığını*****taşımasını isterdim. Hiçbir aydın*****bu örgütü suçlamazken, PKK'nin çıkıp*****'yargı kararının gerçeği yansıtmadığını'*****iddia etmesi ya da bu ölümlere neden*****olduğu için 'özür dilemesi'ni beklemeksaçma. Ne gerek var durgun suyubulandırmaya?" İlginçtir, Cebenoyan, aydınların, siyasetçilerin bir PKK militanının hapis yattığını bilmediğini ve bu bilgisizliğin de kendisini zehirlediğini söylüyor. Gerçekten durum bu kadar basit miydi yoksa ortada*****solun sorgulanmayan*****şiddetle ilişkisinin yol açtığı birsuç ortaklığı*****mı vardı?
Herhalde ikinci olasılık geçerli ki, 9 yıl önce*****Cebenoyan*****bu gerçeği yazdığı halde,*****Filiz Kutlar,*****PKK'yı değil "dinci terör"ü işaret ediyordu. Bu durum son dönemde PKK terörüne küresel işbirliğine rağmen kurulan CHP-HDP ilişkisine benzemiyor mu?
Tam da bu yüzden son sözü o çelişkileri bizzat yaşayan*****Cebenoyan'ın 2017'de bu köşede yayınlanan sözlerine bırakalım:
"HDP'ye 3 kez oy verdim. Hem de*****'Benden HDP'ye oy vermemi nasıl beklersiniz?'*****diye kendi mahalleme seslenen*****bir yazı yazdıktan sonra. Hiçbir zaman*****içim huzur bulmadı. Katliam bombacılarının*****cenazelerini sırtında taşıyan*****HDP'li yöneticilerin ihraç edilmediğinigördükten sonra da artık oy vermem.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2019, 15:13   #1816
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Münferit Fikir Platformu



Yeryüzü mirasçıları veya paralel devlet yapılanmaları
January 12, 2019

Adalet neyi gerektiriyorsa ona göre karar verin
Önüne itina ile konulmuş şu bardağından birkaç yudum içtikten sonra tane tane okumaya devam etti.

Evet, gençlerimize aşılayacağımız ilmî düşünce sayesinde, batıdan asırlar ve asırlar önce de gerçekleştirdiğimiz gibi, onların ilimle, fikirle kaynaşıp bütünleşmesini sağlayıp mutlaka kendi yenilenmemizi (Rönesans) tahakkuk ettirmeliyiz. . . Maşeri vicdan. . . Âdem nebînin feryatlarına. . . Yunus peygamberin sızlanışlarına. . . Hatta şu anda, bu duygu ve bu düşüncenin iticiliği ve tarihî tecrübelerin kılavuzluğuyla mesafelerin büzülmeye başladığını ve varılacak noktaya birkaç adım kaldığını hisseder gibiyiz.


İstişarenin keyfiyet kısmını tamamlamıştı abi. Başını kaldırıp kendisine meraklı gözlerle bakan vazife
arkadaşlarını süzdü. Hepsi, her zamankinden de daha bir dikkatle abinin ağzından çıkacakları bekliyordu.

Ama bu sefer, önceki zamanlardaki gibi “bir sonraki okulun nereye yapılacağı” veya “Türkçe olimpiyatları” gibi gündemler değildi, dinleyicileri meraklandıran. Çünkü takvimler 31 Aralık 2013’ü gösteriyordu.

Türkiye’de “cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu” yapılmış, ve HE daha geçen gün Bamteli’nde “mülaane”de bulunmuştur.

Abi, öncelikle bu ulvi hizmetin bir ferdi olmanın faziletlerinden, ve muhterem HE’nin sabrından,
metanetinden, ve ne kadar abid-zahid olduğundan bahsetti. HE’nin yaptığının beddua olmadığını uzun uzun, dini terminolojiyi iyice açıklayarak izah etti. Karşı tarafın ne kadar cahil olduğunun üzerini çizdi. Ve sonra geçen gü̈n haberlere yansıyan bir meseleye atfen dedi ki: (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ya...derdi-25465751)

Kardeşim diyorlar ki Yargıtay'daki dosyayı HE ye göndermişler, o da demiş ki “Adalet neyi*****gerektiriyorsa ona göre karar verin.” Tamam işte ne güzel demiş HE, ne deseymiş?


Abinin takındığı aşırı ciddi üslubunu bir an için gevşetmiş olmasından dolayı salonda bulunanlar da bir nebze rahatladılar. Hatta bazıları aralarında gülüştüler bile. Ve içlerinden şöyle geçirdiler:


Hey Allahım ya, ne kadar güzel bir cemaatimiz, ne kadar bir güzel HE’miz var. Bir karşıdaki*****ağzından salyalar akan, hırsızlığın-düzenbazlığın zirve yaptığı Tiran bozuntusu ve şürekasına bak,*****bir de bu güzel insanlara. Rabbim inşallah beni bu güzel insanlarla hem burada hem öte dünya*****da birlikte eylesin.



Fethullah Gülen’e gönderilen dosya
Size de bu anlatılanlar tanıdık geldi mi? Yukarıdaki okuduğunuz hikayenin çok benzerleri 17-25 Aralık’tan sonra onlarca-yüzlerce ilde, ilçede yaşandı. Peki buradaki garip olan şey nedir? Cemaat mensuplarının kendi hocalarına/şeyhlerine en mahremlerini dahi sormalarından daha normal ne olabilir ki? Tabiiki normal şartlarda herhangi bir cemaat mensubunun kendi hocasına veya şeyhini özel hayatı ile alakalı şeyleri danışması bizim konumuzun dışında. Yani kişi isterse çocuğunun ismini, kiminle evlenip-evlenmeyeceğini, hatta gerdeğe ne zaman gireceğini bile sorabilir, mesele bu değil.

Bu kimseyi ilgilendirmez. Mesele aslında çok basit:


Türkiye cumhuriyeti devletinin makamına geçtiğinde artık sorumlu olduğun makam sadece ve*****sadece devlet içindeki yasal, şeffaf, ve hesap sorulabilir hiyerarşi olmalıdır.



Düşünün ki Yargıtay’daki herhangi başka bir hakim de X cemaatine veya Y ideolojik grubuna mensup olsun. Bizim Yargıtay imamı FG’ye, diğeri X şeyhine, bir başkası Y kişisine devletin bilgilerini verdiği takdirde ne olur? Böyle bir şeyi herhangi bir devletin kabul etme ihtimali var mıdır? Aslında meselenin en can alıcı noktası şu: Fethullah Gülen kim ki, ona herhangi bir dosya Yargıtay imamı vesilesi ile gidebilmektedir?

Devlet nezdinde FG emekli bir vaiz idi ama the cemaat lideri olduğu hasebiyle önüne dosyaların serildiği bir insan. Bu arada hemen söyleyeyim “asrın müceddidi” veya “asrın imamı” felan olmak bu noktada yardımcı olmuyor.

Toparlayacak olursak--Türkiye’de sağır sultan bile biliyor ki--the cemaat lideri Fethullah Gülen Emniyet, Yargı ve dahi TSK da “gizli ve hiyerarşik bir yapılanma” kurmuştur. Bu yapı neden gizli? Çünkü the cemaat mensupları--özellikle--TSK’da kendi anne-babasının bile ruhu duymacak bir tarzda yapılanma içinde olmuştur. Bu bakımdan, mesela ülkücü bir askerden (ülkücü çay ocağına takıldığı bilinen, cep telefonunda Alpaslan Türkeş’i ekran resmi yapan vs) farklı bir durumdadır. Neden hiyerarşik? Çünkü mensupları başka yapılanmalarda az rastlanır bir sertlikte “itaat” sergilemek durumdadır, buna koşullandırılırlar. Dolayısıyla hiç bir şey olmasa bile TSK içinde kurulan bu “gizli ve hiyerarşik bir yapılanma” gayri-meşrudur, gayri ahlakidir. Ve dolayısıyla devletin bunun ile mücadele etmesi çok doğaldır, hatta gereklidir. Velev ki tüm TSK daki yapılanma mensupları her istişarelerinde sadece Kuran okuyup dağılsalar, TSK bu kişileri ordudan uzaklaştırması gayet normaldir. Burayı tekrar etmekte fayda var, bu networkün bizatihi varlığı devlet için bir tehlikedir, ve bunun dağıtılması gerekmektedir.

Bu satırları okuduktan sonra “Kardeşim sen de ne devletçi oldun, şahsen ben daha liberal ve özgürlükçüyüm” diyebilirsiniz. Veya bir başkası da “Hocam bu dediklerin Kuran ve Şünnet’e göre günah midir - haram mıdır, ben onlara bakarım” diyebilir. Ama meselenin ikisi ile de alakası yok. Düşünün ki dünyanın en demokratik ülkesinde orduda komutansınız veya Gavs-i Azam komutan oldu ordunun başına. Bu komutana gidip desek:

Komutanım bir grup asker var orduda, hepsi temiz-çalmayan insanlar. Ama bi sıkıntı var, bunların--normal hiyerarşilerinin dışında--cemaat abilerinden oluşan bir hiyerarşileri var, ta ki FG isminde*****“mübarek” bir zata kadar. Ve herşeylerini hocalarıyla istişare ederler. Bu arada bunlar hangileridir*****hiç bir fikrimiz yok.


Komutan dönüp demez mi:


Tamam iyi diyorsun da bilader, yarın bir gün bi emir verdiğimde bir de “acaba muhterem hocaları*****da benim gibi düşünür mü?” meselesini mi dert edineceğim.



Yukarıda izah etmeye çalıştığım gibi the cemaat aslında devlet içinde bir paralel devlet kurmuştur. Ayrıca, bu yapılan istişarelerin içerisinde “bu arkadaş bize yakın, bu kişi menfi” şeklinde insanlara puanlar vermeler TCK’ya göre fişleme suçuna tekabül ediyor. Ve dahi şimdilerde ayyuka çıkan Emniyet ve TSK’da sistematik olarak soruların çalınması. Ergenekon, Balyoz, KCK, Tahşiye vs davalarına hiç girmiyorum bile. Bir de 15 Temmuz var ki sadece şu soruyu kendinize sorun.

Eğer Adil Öksüz bir ajan olarak darbe kalkışması içine girip cemaate kumpas kurduysa, Adil Öksüz’ü TSK imamı ve 15 Temmuz’a kadar bizzat istişare ettiği “muhterem” FG’nin sorumluluğu nedir?


Sonuç
Malesef ülkemizde FETÖ ile mücadele adı altında çok zülümler yapıldı, ve yapılmaya devam ediyor. Allah tüm mazlumların yardımcısı olsun. Ama AKP ve devlet yöneticilerinin zulüm yapıyor oluşu, kendine “eğitim ve diyalog hizmeti” diyen cemaatin aslında bir paralel devlet kurduğu gerçeğini değiştirmiyor. Karşıdakinin zalim olması the cemaati otomatikman masum yapmaz. Hakikat AKP’nin yapıp ettiklerinden bağımsız oracıkta duruyor. Tabiiki dileyen hayal dünyasında yaşamaya devam edebilir; “Yolun Kaderi” edebiyatıyla başını kuma sokabilir, ama bu, gerçekleri değiştirmiyor.

-Kerem


Comments

AnonymousJanuary 12, 2019 at 6:50 PM

En azından font kullanımına dikkat etseniz... Türkçe fontlar alıntı kısımlarında uyumsuz...

REPLY

Post a Comment

Archive

Popular Posts

Serzeniş

Öncelikle söylemeliyim ki uzun süredir düşüncelerimi yazmaya kendimi ikna etmek kolay olmadı. Çünkü yıllardır belli bir kabuğun içinde yaşamış ve istişaresiz iş yapmamaya alışkın biri olarak, sanki yanlış bir şey yapıyormuşsunuz hissi sizi hiç bırakmıyor. Yine de ben, hakperestçe yazmaya ve benim gibi düşünen ama yazamayan, söyleyemeyen kardeşlerimizin duygularını dile getirmeye gayret edeceğim inşallah…

Hizmeti yaklaşık 10 yıldır tanıyorum ve fiilen içindeydim. Dershaneler, üniversitede evler vs. derken silsilenin tam olarak içinden, bölgeden bir bayan kardeşiniz olarak yazıyorum.

Hizmet benim zaten mevcutta olan fıtri arayışımın karşılığı gibiydi. Tüm entelektüelliğiyle, zarafetiyle, herkese sinesini açmasıyla din hizmeti adına aradığımı bulmuştum adeta…***** Ve bu günlere kadar da kısmen öyle idi. Üniversite hayatım boyunca birçok aktif görev aldım. Bunlar sırası ile ev ablalığı silsilesi ile başlayan işlerdi.

Bölgede kaldıkça vazifeler büyüdü tabi... Girilen istişarelerin ortamları de…

The cemaat

Kimilerine göre FETÖ, kimilerine göre cemaat (aslında daha açık olması için The Cemaat demek daha uygun, ben bu yazıda öyle yapacağım), kimilerine göre hizmet olarak adlandırılan azımsanmayacak büyüklükte ve büyük güçte olan bir topluluk Türkiye'nin son 30 yılına damgasını vurdu ve bunun etkileri hala devam ediyor. Bu topluluğu genişliğine-derinliğine ve tarih süreci içinde tasvir edip değerlendirmek çok zor bir iş. Üzerinde çok düşünüp, dikkatlice ve sayfalar dolusu yazmak gerekir bunun için. Bense burada—sadece birkaç sayfayla—mümkün olduğu kadar objektif yapmaya çalışarak, ama kaçınılmaz olarak kendimce ve sübjektif olacak değerlendirmelerimi paylaşmak etmek istiyorum müsadenizle.*****
Bu topluluğun kurucusu Fethullah Gülen. Said Nursi’nin vefatından sonra oluşan klasik nur cemaatlerinden kendisini açık şekilde farklı kılmış, kimsenin düşünemediği zamanlarda takip edenlerinin okullar, yurtlar, ve sonrasında dershaneler ve bilumum diğer kuruluşları açmasını teşvik etmiş, ve bu bakımda…

The cemaat hiyerarşisinin açmazı, bozuk tasarım, ve değer miydi?

Search This Blog

*****Powered by Blogger

https://munferitmusluman.blogspot.co...evlet.html?m=1
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-15-2019, 21:54   #1817
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

YAZARLAR Doğan HİSAR 234 kişi

Doğan HİSARE-posta: hakikatperversitesi@gmail.com

Yazarın Tüm Yazıları >

00:2615 Ocak 2019

234 kişi

A+A-

2008 Yılında “Final Operasyonu” adı altında dönemin FETÖcü Konya İl Emniyet Müdürü Salih Tuzcu’nun marifetiyle FETÖcü savcı ve hakim kararlarıyla Okyanus Şirketler Topluluğu Başkanı Nusret Argun ve 233 kişi gözaltına alınmıştı.

Nusret Argun 5.5 yıl Adana Kapalı Cezaevinde yattı.

177 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Kendisiyle birlikte yargılananlara da 200 yıl hapis cezası verildi.

Devran döndü, FETÖ kumpası olduğu anlaşıldı, tutuklu sanıklar serbest bırakıldı, hapis cezaları Yargıtayca bozuldu, mahkeme yeniden görüldü, 234 sanığın hepsi beraat etti.

2014 Yılında FETÖ kumpası aktörleri hakkında Nusret Argun, Süleyman Okudan, Hasip Şenalp, Ahmet Özer ve birkaç kişi daha suç duyurusunda bulundu.

2015 Yılında başlayan davada FETÖ mağduru olan sanıklardan sadece Nusret Argun bütün davaları takip etti, Süleyman Okudan kendi vermesi gereken tarihli duruşmaya, Ahmet Özer ve Hasip Şenalp de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası görülen duruşmaya geldi. Daha önceki davaların en fazla birine katılan olduysa da oldu, hepsi o kadar…

FETÖ kumpasında sanık olan kişiler kendilerini kurtarmak için hangi FETÖcülere, hangi siyasilere, hangi kanaat önderlerine gitmiştir bilmiyoruz, tanık ifadelerinden başta FET֒nün firari sanığı avukat Memduh Oğuz’un bürosunu türbe ziyaretine çevirdiklerini anlıyoruz, nedense kendilerine kumpas kuran FETÖcülerin yargılandıkları davaya 234 kişi aynı ilgiyi göstermiyor.

Bu insanların bazıları farklı illerde yaşıyor olsa*****da katılım gösterebilmeliydi.

Daha önce kendi mağduriyetlerinin giderilmesi için olmadık kapıyı çalan insanlar, kendilerinden ayları, yılları, itibarlarını çalan insanların yargılandığı davada maalesef gözükmüyorlar.

Mesele devlet, millet meselesi haline dönüşmüş, ortam da hazır olduğu halde mahkemelere ilgi gösterilmiyor.

Konya’da FETÖ Davası’nın birçok müştekisi var ama ortada Nusret Argun’dan başka gözüken Adam yok.

Eğer 234 kişiden her duruşmada 20-30 kişi davaları takip etmiş olsaydı bu davalar böyle sonuçlanmazdı.

Siyasilerin FETÖcülerle iş tuttuklarından zerre kadar şüphe duymuyorum, çözülme olsa kendilerine sıranın geleceğinin farkında olan insanlar Memduh Oğuz’u da, Ali Egemen’i de korumaları altına aldılar.

Bırakın FETÖ yapılanmasını, hazineden yüzbinlerce metre kare arazinin alınması, sadece tapu harcının 9 milyonu bulması, gösterilen değer düşüklüğünü de hesaba kattığımızda en az 3 milyara yakın bir mülkiyet olduğunu gösteriyor. Bu insanın kurtarılmasının maliyeti tapu harç parasından çok çok fazladır.

Bu davanın müştekilerinden Ahmet Özer KONTV’nin Yönetim Kurulu Başkanıydı, neden KONTV’yi duruşmaların olduğu tarihlerde harekete geçirmedi mesela?

Siyasiler büyükbaş FETÖcüleri koruyor, medya da reklam aldığı FÖTÜcüleri aklıyor, yargının üzerinde de siyasi bir baskı ve meslek dayanışması var, millet mi umursayacak?

FET֒nün kumpas kurduğu mağdurların cezaevinde kaldıkları dönemde ziyaret edenleri bile, mağdurların açtığı davalarda FETÖ duruşmalarına katılmıyorsa, millet duyarlığından bahsetmek havanda su dövmektir.

Ne kadar büyükbaş FETÖcü varsa hepsi beraat etti.

FETÖcülerin büyükbaşları ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor, hala işaret parmaklarıyla tehditler savurabiliyorsa bunun suçlusu hepimiziz

Kaynak: 234 kişi - Doğan HİSAR
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-17-2019, 07:11   #1818
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Toggle navigation

Ana Sayfa*****/*****Fuat Uğur

Uğur Dündar, gardırobundaki cesetler gece rüyana girmiyor mu?

17.01.2019

Fuat Uğur

Tüm Yazıları

Herkesin çekmecesinde ya da dolabında cesetler vardır*****mecazî anlamda*****ama benim sözünü ettiğim cesetler gerçek.

Sorum boşuna değil bu yüzden.

Yani*****Uğur Dündar’ın gardırobundaki cesetlerden*****söz ederken*****Ertuğrul Özkök’ün*****“nehir kenarında oturup geçen cesetleri izlemesi”*****tarzı bir metafor da değil niyetim.

Yapılan ya da yapılmayan haberler yüzünden hayatları kararan insanlar, ölümlerden ölüm beğenenler…

Yalan haberlerle itibar suikastına uğrayan doktorlar…

Şakaklarına tabanca dayayıp hayatına son verenler…

Üzerlerine benzin döküp kendilerini yakanlar.

Bizim bildiklerimiz bunlar. Bilmediklerimizi hayal bile edemiyorum.

Uğur Dündar*****başını yastığa koyduğunda*****geride bıraktığı cesetleri uykusunu getirmek için koyun niyetine saymıyorsa*****şayet, bana göre başka bir hayat yaşamalıydı. Hayatın olağan akışı bunu gerektirir. Çünkü vicdan ve temiz bir kalp taşıyanlar zaten bu kadar rahat olamazlar normalde.

Aslında Uğur Dündar’a şaşırmıyorum. O kalbi yerine bir motor taktırmış android’i çağrıştırıyor bana.

Halk TV’de Metin Akpınar’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı işaret ederek*****“Artık ayaklarından asıp sallandırırlar mı yoksa bir mahzene atıp zehirlerler mi?”*****diye konuşmasını suratında tuhaf bir sırıtış ile izleyen kişi o. Bu, gözümün önüne gelen pek çok Uğur Dündar fotoğrafından yalnızca biri.

Hele*****Tarık Akan’ın siyasi nedenle cezaevine düşürüldükten sonra 12 Eylül işkencelerini anlatan*****“Anne kafamda bit var”*****adını taşıyan kitabında yazdığı Uğur Dündar’ı okursanız siz de bana hak verirsiniz. Yan sayfalarda var o hikâye.

Tarık Akan, Uğur Dündar’ın 12 Eylül 1980 sonrası*****TRT Genel Müdürü olma beklentisi*****içinde*****cezaevindeki işkence merkezini*****ziyaret edip lobi faaliyetine girişmesini anlatırken, onun*****“soğukkanlılığı”*****hakkında çok net fikir veriyordu.

Sarı saçlım, mavi gözlüm…

Ankara Emniyeti’nin ünlü işkencecisi*****Sarı Erdal’ı hatırlıyorum. Onun da sarı saçları, gök mavisi gözleri vardı. Eline bir kere düşmüştüm. Daha sonra sesinden tanıdım. Gördüğümde*****ondan esen*****ölüm ve işkence seslerini*****işitir gibi olmuştum.

Neler hatırlıyor insan.*****İnsan hafızası nisyanla maluldür*****derler ama bu kadarı da olamaz değil mi?

Ramazan Bayraktar’ı nasıl unutur bir insan mesela?

Çaresiz bir adamdı Ramazan Bayraktar.*****27 yaşında, evli ve iki kız çocuğu vardı.*****Yoksuldu.*****Eşi böbrek hastasıydı.*****Böbrek bulup tedavi ettirmesi gerekiyordu. Ne yazık ki bir*****çetenin*****eline düştü. Eşinin tedavisi için ondan*****böbreklerinden birini*****istemişlerdi. Üstelik karşılığında*****8 bin dolar para*****alacaktı. Sevindi Ramazan, hemen ameliyat masasına yattı. Ama yazık ki ne parasını alabildi ne de eşini tedavi ettirebildi.*****Kandırılmışlardı.*****Ameliyat yarasını bile tedavi etmemişlerdi üstelik.

Bir yandan da iki küçük kız çocuğuna bakıyordu genç adam. Hayat öyle zordu ki onun için.

Televizyonlarda görüyordu;*****Uğur Dündar*****abisi onun sesini duyurabilir, hakkını arayabilirdi.*****O kimsesizlerin kimsesi, yoksulların dostu*****değil miydi sonuçta? İki küçük kızı ile birlikte*****Arena programının hazırlandığı*****Ortaklar Caddesi’ndeki*****Kanal D*****televizyonuna geldi. Uğur Dündar ve ekibi ile görüştü. Uğur Dündar maden bulmuş gibi sevinçliydi.*****Gizli kamera çekimleri karşılığında*****ona hayli yüklü bir miktar para vermeyi taahhüt etti. Ramazan teklifi mutlulukla kabul etti. Hem kendisine kazık atan böbrek tacirleri cezasını bulacak, hem de Uğur Abisi ona destek çıkacaktı. Ne olacaktı ki,*****Uğur Abi kendi kişisel servetinden verse o parayı,*****denizde kumdu.

Sonunda çekimler yapıldı, bitti.*****Ramazan Bayraktar gizli kamera ile böbrek tacirlerinin arasına girdi, konuştu, verdiği böbrek karşılığı taahhüt edilen parasını istedi. Tüm*****kayıtlar*****Uğur Dündar için*****“hazine”*****değerindeydi.*****Günlerce, haftalarca bu haberin ekmeğini yediler, parsasını topladılar.

İş bitmiş, geriye kalmıştı Ramazan’a taahhüt edilen o paraya. Ama bir türlü verilmiyordu nedense. Haber yapılmadan önce Ramazan ile defalarca görüşen*****Uğur Dündar, iş bittikten sonra sırra kadem basmıştı.*****Yanındaki elemanlar Ramazan’la konuşuyorlar, zaman zaman*****üç beş kuruş para verip*****başlarından savıyorlardı. Ekip elemanları Uğur Dündar’a konuyu birkaç kere söylemişler ama her seferinde sallamıştı.

Ramazan Bayraktar sık sık kapıya kadar geliyordu ama*****güvenlik artık içeriye bırakmıyordu.*****Arena ekibi kapıya talimat vermişti çünkü.

Mağdur adam bir keresinde*****“Eşim ölürse kendimi yakarım”*****demişti. Uğur Dündar böyle tehditlere pabuç bırakacak adam mıydı? Bu halk kuru sıkı sallar ama hiçbir şey yapamazdı. Tecrübeyle sabitti.

Git gel derken*****bir gün Ramazan Bayraktar’ın eşi öldü.*****İki küçük kız çocuğu öksüz kalmıştı,*****artık anneleri yoktu*****onları sarıp sarmalayacak. Bir nisan ayıydı.*****Ramazan Bayraktar o gece yine Kanal D binasına gelmiş,*****Arena ekibiyle görüşmek istemişti. Güvenlik bırakmıyordu. Ekipte vicdanlı bir genç vardı. Sanki içine doğmuş gibi hızla aşağıya indi. Ramazan Bayraktar elinde bir bidon öylece duruyordu. Dudakları kıpır kıpırdı. Belli ki zaten annelerinin ölümüyle öksüz kalan*****çocuklarını bir de yetim bırakmanın acısıyla*****Allah’a kendisini affetmesi için dua ediyordu.

Sanki zaman durmuştu. Güvenlik elemanları da nasıl bir ruh hâlindelerse öylece bakıyorlardı. Benim de çok yakından tanıdığım ve bir dönem birlikte çalıştığım genç*****“Amman ha, yapma sakın Ramazan!”*****diye bağırdı. Ramazan sabit gözlerle boşluğa bakarken*****bir bidon benzini başından aşağıya döktü*****ve anında kibriti çaktı.

Alev alev yanmaktaydı zavallı genç adam. Ceketini attı Ramazan’ın üzerine. İş işten geçmişti yazık ki.*****

Uğur Dündar, bir insanlık sınavından daha alevler ve ölümler eşliğinde kopyayla geçmiş, bu korkunç trajediyi bir teflon gibi üzerine almamayı başarmıştı.

Medya tek sesliydi o vakitler. Çıkan sesler de cılızdı.

Eski devletin altın tepside sunduğu “Gazetecilik” ona neler neler kazandırmıştı kim bilir.

********************
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-18-2019, 22:02   #1819
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Ahmet KEKEÇakekec@stargazete.comSatvet Lütfi’nin askerleri ve kenevir

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları18 Ocak 2019 Cuma

Bu başlıkla bir yazı yazmıştım. Kendilerine*****“Mustafa Kemal’in askerleriyiz”*****diyen*****Gezi*****ahfadının, esasında*****“Satvet Lütfi’nin askerleri”*****olduğunu hatırlatmıştım.*****

Mustafa Kemal’in askerleri olduklarını söylüyorlardı ama ülkelerinin ayağa kalkmasına katkı sunacak büyük yatırımlara karşı çıkıyorlardı.*****

Üçünü köprüye ve havalimanına karşıydılar.*****

Enerji üretilmesine karşıydılar.*****

Savunma sanayinin yerlileştirilmesine karşıydılar.*****

Kısacası,*****“bağımsız ülke”*****fikriyatına karşıydılar.*****

İlginçtir... Başkan*****Erdoğan’ın*****“Kenevir ekimine başlıyoruz”*****açıklamasına, en sert tepki yine bunlardan geldi.*****

Bunlar, kendilerine*****“solcu”*****diyen arkadaşlar.*****

Solculuklarını*****“Anti-emperyalizm”*****ve*****“anti-Amerikanizm”*****üzerinden temellendiriyorlar ama yapıp ettikleriyle Amerikan çıkarlarına hizmet ediyorlar.*****

Rahmetli*****Mahir Kaynak*****haklı...*****

Demek ki solculukları, bir tür*****“tahsisli”solculuk ve yalnızca Satvet Lütfi’nin kurduğu*****“alan”*****üzerinde var olabiliyorlar.*****

Peki, kim bu*****Satvet Lütfi?

Bizim liberallerin pek sevdiği ve*****“işte adam gibi adam”*****dediği*****Prens Sabahattin’in*****“kâtibi hususisi...”*****(Sekreteri, yardımcısı, özel kalem müdürü; ne sayarsanız artık!)*****

Fakat bir İngiliz ajanı...*****

Prens de farklı biri değildi esasında.*****

Kimi özellikleriyle beğeniriz, bazı tespitlerini kayda değer buluruz ama İngiliz siyaseti karşısında kırılgan ve teslimiyetçiydi.*****

Fikirleri itibariyle Kemalist ve ulusalcı aydınlarımızın 100 yıl ilerisinde olmasına rağmen, darbeciydi.*****

Daha doğrusu, darbeyi özendiren faaliyetler içindeydi.*****(Fethi Okyar*****hatıratında,*****“Darbe için birtakım özel temaslarda bulunuyordu, bana da gelmişti”*****diye yazıyor, günahı vebali onun boynuna.)

Bir defasında*****(hükümet darbesi kovaladığı için içeri alınmıştı)*****asılacaktı da, anasının gül hatırına serbest bıraktılar. Sonra da,*****“Fazla ayakaltında dolaşma”*****diyerek yurt dışına sürdüler.*****

Demek ki, Türk liberallerinin böyle tarafları da var:*****

Darbecilik oynamak.*****

Eskisi yenisi fark etmiyor...*****

Eskisi*****“halaskâran darbesi”*****kovalıyordu, yenisi*****(T24*****rehabilitasyon merkezinde bakıma alınanlar)*****“Gezi”den ekmek çıkarmaya uğraşıyor ve*****FETÖ darbesinin*****başarıya ulaşmamış olmasına yanıyor.*****

Satvet Lütfi Bey’den söz ediyorduk...*****

Prens Sabahattin’in adamı olarak biliniyordu ama düpedüz İngiliz ajanıydı.*****

Çok zengin olduğu, neredeyse İstanbul’un yarısına sahip olduğu söylenir ama mal varlığına ne olduğu, hangi alanlarda sarf edildiği meçhuldür...*****

Birilerine bağışladığı iddia ediliyor.*****

Kime*****(hangi*****Gezi*****sponsoruna)*****bağışladı?*****

Orası da meçhul...*****

Prens Sabahattin’e akıl hocalığı yapan ve*****“muazzam muvaffakiyetler”*****kaydeden bu değerli İngiliz ajanı, bilin bakalım son zamanlarında en çok kimi sevmiş ve kollamış?*****

Hatta sevmekle kalmamış... Onu İngilizlerle tanıştırmış, geniş bir*****“dost çevresi”*****kazanmasını sağlamış?*****

Kim olacak?*****

Elbette*****9 Mart*****darbesinin mimarı*****Cemal Madanoğlu...*****

Mahir Kaynak, 9 Mart girişiminin bir*****“İngiliz yapımı”*****olduğunu söylerdi.*****

Hani, İran Şahı*****Pehlevi, dönemin Dışişleri Bakanı*****İhsan Sabri Çağlayangil’i İran’a çağırıp,*****“Tedbirinizi alın. Ülkenizde darbe olacak”*****diye uyarmıştı ya...*****(Hikâyenin tafsilatı Çağlayangil’in hatıratındadır.)

Bu uyarının*****12 Mart*****için yapıldığı söylenir...*****

Değildir.*****

Şah, 9 Mart girişimini*****(yani*****sosyalist darbeyi)*****haber vermiştir.*****

Biliyorsunuz, 12 Mart’ın en önemli gerekçesi, sosyalist bir darbeyi önlemekti. **********

Memduh Tağmaç*****ve ekibi 12 Mart’ta bir*****“muhtıra”*****vererek hem haşhaş ekimi*****(ilaveten*****“kenevir ekimi”)*****konusunda ABD’ye direnen*****Demirel*****hükümetini alaşağı etmiş, hem de güya sosyalist bir darbeyi önlemişti.*****

Demek ki neymiş?*****

Prens’i sevk ve idare eden*****Satvet Lütfi, 68 kuşağının namlı devrimcilerini de bir güzel idare etmiş... Madanoğlu’nu öne sürerek 12 Mart’çılara*****(yani*****“Amerikan darbesine”)alan açmış...*****

Şu sıralarda*****“kenevirin zararları”*****diye sayıp döken sol yayın organlarına duyurulur.*****

Bu örneklere bakarak, esasında kimin*****“askerleri”*****olduklarını söktürebilirler
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-20-2019, 08:05   #1820
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Yücel Koç

Tüm Yazıları

Geçen haftaki pazar yazımın konusu, Sözcü’yle medya savaşımızın nasıl başladığıydı.

Dertlerinin İFK falan olmadığını, sadece bizi susturmayı amaçladıklarını birinci ağızdan aktarmıştım bu köşede.

Cuma günkü Sözcü davası öncesi, 28 Şubat artığı, FETÖ iş birlikçisi gazetecileri ve yazarlarının yalan propagandası ile sesimizi kısabileceğini sanan*****Ertuğrul Bey, yanıldığını bir haftalık süreçte fazlasıyla anlamıştır umarım.

Nasıl bir çaresizlik içinde debelendikleri, çırpındıkça daha çok battıkları Alman film yıldızı*****Janina Flieger’i, ABD’li*****Carmen Rodriguez’i farklı sahte isimlerle İFK mudisi gibi yayınlamalarından belli oldu zaten.

Bütün balonları tek tek ellerinde patlayınca, gazetemizin*****135 binlik tirajının*****gerçekte*****8 bin*****olduğu yalanına bile sığınan zavallı*****Sözcü tetikçileri, acınası hâllerini tüm çıplaklığıyla dışa vurdu.

Çünkü*****Türkiye*****gazetesi, yarım asra yakındır abonelik sistemiyle elden dağıtılan ilk ve tek gazete. -Ki buna rağmen, bayi satışımız bile bu yazdıklarının iki katı. Bu gerçeği raporlarda gördükleri, bütün aboneleri isim ve adresleriyle tek tek ispatlayabileceğimizi bildikleri hâlde, bu denli uçuk yalanları bile pervasızca yazmaları, yaşadıkları acziyeti ortaya koydu.

***** ***** ***** ***** ***** ***** ***** ***

Peki bu süreçte, gazetemiz ne yaptı?

Patronu, hakkındaki FETÖ davasından dolayı yurt dışına kaçan paçavranın,*****15 Temmuz öncesi FET֒ye nasıl taşeronluk ettiğini, delil niteliğindeki kupürlerle gözler önüne serdi.

FETÖ firarisi*****Akın İpek*****yurtdışına kaçtığında nasıl medya organlarına kayyum atanmışsa, aynı hukukun Sözcü için de uygulanması gerektiğini, mevcut kanunların bunu gerektirdiğini yazdı.

Sözcü’nün her gün manşete çektiği platform sözcüsü kadının, kendisine üç defa ödeme teklifi yapılmasına rağmen parasını almayı kabul etmediğini, hatta döviz hesabı bulunmasına karşın alacağının üç katı para istediğini tespit edip, perde arkasında oynanan asıl oyunu deşifre etti.

İFK’nın FETÖ ve 28 Şubatçılar eliyle kasıtlı batırıldığını, o dönem FETÖ liderinin en yakınındaki isimlerin beyanlarıyla ortaya döktü.

Sözcü’nün firari patronu hakkında*****MASAK*****raporunda geçen, FETÖ şirketlerinden aldığı serveti işledi.

Akbay*****hakkındaki iddianamelerde yer alan vahim iddiaları okuyucularına aktardı.

Bir iş adamının, aleyhinde haber çıkmaması için Sözcü patronuna aktardığı 1,5 milyon liranın hikâyesini ve bu parayı aldıktan sonra nasıl yayınlarında çark ettiklerini belgeleriyle yayınladı.

Bu sözde gazetenin, kayyum atanmasına önlem için çalışanlarına oynadığı sendika oyununu, gazetenin içini nasıl boşalttıklarını, CHP’li belediyeleri nasıl hortumladıklarını, İsviçre’ye aktarılan para trafiğini kimlerin üzerinden sağladıklarını, Basın İlan Kurumu’nu hortumlamak için başvurdukları hileleri ortaya serdi.

Bu arada, elbette kurumumuzu hedef alan yalanlarını da tek tek deşifre etti.

***** ***** ***** ***** ***** ***** ***** ***

Biz onların ne mal olduğunu gayet iyi biliyoruz da...

Şimdi perde önünde*****bazı münafık tipler*****yeniden türedi.

Biz onları önceki sene*****Doğan Grubu*****ile kavgamızdan da biliyoruz.

Bunlar,*****sözde AK Partili, ama icraatta AK Parti ve Cumhurbaşkanımızın düşmanlarının çok sıkı sevicileri.

Tecrübeyle sabit...

Biz ne zaman ortak düşmanlarımızın üzerine saldırsak ve onları alt edeceğimiz görünse, bu*****münafıklar*****hemen ortaya çıkıyor.

Dün nasıl*****Doğan Grubu’nun yanında saf tuttularsa, bugün de Cumhurbaşkanımızın can düşmanı,*****FETÖ tetikçilerinin yanında yer alıyor.

Bu kadarı tesadüf olabilir mi?

Daha önce yazmıştım bu ismi...

Bu defa yazmıyorum, çünkü onlar kendilerini gayet iyi biliyor.

İcap ederse yazmaktan çekinmeyeceğimi bu*****kıl kuyruk tiplere*****hatırlatmak isterim.

***** ***** ***** ***** ***** ***** ***** ***

Sözcü’ye dönelim...

O kadar kirli bir geçmişleri var ki, elimize sürekli yeni dosyalar ulaşıyor.

Onlar gibi*****üfürme gazetecilik*****yapmadığımız için üzerinde çalışıyoruz.

Bu hamur daha çok su kaldıracak...

İt ürüyecek, kervan yürüyecek
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
arsivlemesem olmazdi, arşiv, arşivlemesem olmazdı, blog, blogspot, sitesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı



Şu Anki Saat: 12:08


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com