www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > TUS (TIPTA UZMANLIK SINAVI) , Yan Dal Uzmanlık Sınavı (YDUS) ve USMLE PLATFORMU > TUS Dersaneleri > Tusdata

1817 (0 Kayıtlı Ve 1817 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-21-2013, 19:27   #561
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

Mahkeme başkanından KCK sanığına: Yaptığınız bir nevi fişleme

20 Eylül 2013 11:57






CİHAN - İSTANBUL Terör örgütü KCK davasında Mahkeme Başkanı Ali Alçık, tutuklu sanıklardan BDP Ümraniye İlçe Eş Başkanı Erman Ergin'e, "Sizden bir belge ele geçirilmiş. Birlikte çalıştığınız insanlara ait kişisel bilgiler yer alıyor. Yaptığınız bir nevi fişleme. Bunu açıklar mısınız?" diye sordu. Ergin ise, "İstifa dilekçesi yazdığımda bana gerekçesiz dilekçenin kabul edilemeyeceğini söylediler. Ben de layıkıyla çalışmayan ve görevlerini yapmayan bazı kişiler yüzünden zor duruma düştüğümü anlatmak için bunları yazdım." dedi. Bu raporla ilgili yöneltilen sorulara cevap verirken sanık Ergin'in sesinin titrediği gözlendi.
İstanbul'da terör örgütü KCK'ya yönelik 97'si tutuklu toplam 205 sanıklı davanın 44. duruşması İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Silivri Cezaevi'nin karşısındaki büyük duruşma salonunda görülmeye başladı. Duruşmada 95 tutuklu sanık ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı'nın da aralarında bulunduğu 16 tutuksuz sanık hazır bulundu. Tutuklu sanıklardan Gıyasettin Merdeniz ile Şehmus Işık ve diğer tutuksuz sanıklar ise duruşmaya gelmedi.Ayrıca 2 haftadır devam eden duruşmaların bugünkü oturumunda tahliye taleplerinin değerlendirileceği beklentisi nedeniyle çok sayıda izleyici geldi. Salon kapasitesinde izleyici içeri alınırken birçok izleyici de duruşma salonuna alınmadı.Adalet Komisyonu listesinden seçilen bir Kürtçe tercüman da duruşma salonunda hazır bulundu. Ancak dünkü oturumda savunmasını Türkçe olarak tamamlayan tutuklu sanık BDP Ümraniye İlçe Eş Başkanı Erman Ergin'in sorgusu da kendi isteği ile tercümana gerek kalmaksızın Türkçe olarak yapıldı.Mahkeme Başkanı Ali Alçık, sanık Erman Ergin'le alakalı dava dosyasında bulunan belge ve delillere ilişkin sorular yöneltti. Başkan Alçık, sanık Ergin'e "Dosyada 'özeleştirimdir' diye başlayan bir yazı var. Seze mi ait?" diye sordu. Ergin'in, yazının kendisine ait olduğunu söylemesi üzerine Alçık, bu yazının ne ile ilgili olduğunu sordu. Ergin, yazının istifa dilekçesi olduğunu söyledi. Bunun üzerine Başkan Alçık, "Özeleştiri yazısı yazmadaki amacınız ne? Özeleştiri yazısı genellikle örgütte bulunanların kullandığı bir yöntemdir." dedi.Erman Ergin de, "Ben hiç parti tüzüğünü bilmiyordum. İstifa dilekçesi yazdım ama arkadaşlar gerekçesi olmadan dilekçemin kabul edilmeyeceğini söylediler. Bu raporlar o raporlardır. Yönetimini bilmediğim için öyle yazdım." ifadelerini kullandı.Başkan Alçık, "Sizden ele geçirilen bir belge var. Partide birlikte çalıştığınız arkadaşlarınız hakkında özel bilgiler yer alıyor. Bu yazı size mi ait?" diye sordu. Ergin'in, bu yazıyı kendisinin yazdığını ve istifasına gerekçe olarak yazdığını söylemesi üzerine Alçık, "Onların görevlerini yapmadığını yazsanız belki anlaşılabilir ama onlar hakkında isim isim, şahsiyetleri ile alakalı özel bilgiler veriyorsunuz. Bu yazıda insanların kişilikleri tahlil edilmiş. Yaptığınız bir nevi fişleme." hatırlatmasını yaptı. Ergin ise "Onların yapması gerekirken yapmadıkları görevleri nedeniyle zor durumda kaldığımı belirtmek için bunları yazdım." cevabını verdi. Yazıyı kongre komisyonuna yönelik yazdığını söyleyen Ergin, daha önceki 'uygulamanın nasıl olduğunu bilmediği' şeklindeki ifadesinin tersine 'önceden de böyle yazılıyormuş' şeklinde açıklama yaptı. Ergin'in, 'Özeleştirimdir' başlığıyla yazdığı dilekçesine ilişkin kendisine yöneltilen sorular karşısında sesinin titrediği gözlendi. CİHAN http://www.zaman.com.tr/gundem_mahke...e_2139018.html
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

     

Alt 09-27-2013, 07:37   #562
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

‘Tek bir fişleme bile varsa Kızılay’da kendimi yakarım’

İZZETTİN ÇİÇEK, AYŞENUR PARILDAK - ANKARA
28 Şubat darbe davasının sanıklarından emekli Orgeneral Çetin Doğan, mahkemedeki çapraz sorgusunda kendisini ilginç sözlerle savundu.
Doğan bir soru üzerine, “Fişleme yapıldıysa kendimi Kızılay’da yakarım.” dedi. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 103 sanıklı davanın 19. duruşmasında mahkeme heyeti, Çetin Doğan’a 28 Şubat sürecindeki fişlemelere ilgili sorular yöneltti. Doğan ise, “1960 yılında mevlit okuttum. Ben namaza, niyaza, dine karşı değilim. Ben askerlerin namaz kılması için gerekli şartları oluşturdum.” cevabını verdi. Çetin Doğan’ın bu sözleri üzerine davayı izleyen müştekilerden Kerim Sürel, “Yalan söylüyorsunuz. Namaz kıldığım için beni 6 gün hapiste yatırdınız.” karşılığını verdi. Sanık yakınları ise Sürel’e laf atarak tacizde bulundu. Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal ise bunun üzerine Sürel’in mahkeme düzenini bozduğunu iddia ederek salondan çıkartıp hakkında inceleme başlattı.
Çetin Doğan fişlenen vakıflara ilişkin savunmasını, “Örneğin, Milli Gençlik Vakfı sakıncalı olduğu için 28 Şubat sürecinden önce de devletin ilgili birimleri tarafından takip ediliyordu.” sözleriyle sürdürdü. 28 Şubat sürecindeki fişlemeleri illegal olarak değerlendirmediğini belirterek, “Biz bazı olayları gerekli kurumlara iletmek ve önlemek amacıyla istihbarat çalışmalarını yaptık. Kişileri değil, olan olayları kayda geçirdik.” ifadelerini kullandı. Doğan, sorulan bir soru üzerine BÇG’nin fişleme yapmadığını iddia ederek, “Tek bir fişleme varsa arkadaşlarım adına kendimi Kızılay’da yakmaya hazırım.” iddiasında bulundu. http://www.zaman.com.tr/gundem_tek-b...m_2142813.html
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-20-2013, 19:31   #563
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

FİŞLEME



Eskiden “fişlemek” denince, akademik çalışma yapan bazı kimseler aklıma gelirdi. Çünkü, bir profesör arkadaşımız kariyer yapanların çoğunun durumunu anlatırken meseleyi esprili bir şekilde ele alır; “Kitapların fihristlerine bakarlar, konularına göre onları tasnif ederler, sonra birer birer fişlerler, sonra alt alta getirip işlerler ve nihayet bu fişleyip işlemelerinden kitaplar meydana getirirler.” derdi. Fakat, üzerinde çalıştıkları mevzuyu elli defa hallaç etmemiş, içlerine sindirememiş ve bilgi havuzlarına yerleştirememiş bu insanların, hafızalarında bir şey olmadığından ve bilgiler sadece o fişlerde kaldığından dolayı tezlerini savunacakları jüri önünde bile takılıp kaldıklarını söylerdi. İşte, fiş ve fişleme dendiğinde, daha ziyade, o arkadaşımızın “mütefeşfişûn” (!) diye adlandırdığı fişlemeyi meslek edinen bir kısım sözde ehl-i ihtisası hatırlardım.
Sizin sorduğunuz fişlemeye gelince; onu düşününce daha ziyade aklıma despotlar, tiranlar ve firavunlar geliyordu. Çünkü, kendileri gibi düşünmeyen ve kendilerine benzemeyen kimseler hakkında dosyalar oluşturanlar, onları tespit edip haklarında idam fermanı imzalayanlar ve “karşı cephe” gördükleri bu insanlara asla hayat hakkı tanımayanlar Stalin gibi, Lenin gibi zorbalardı. Fişlemek Nazi liderinin işiydi, Mussolini'nin işiydi. Eski devirlerde de Ramsesler, Amnofisler, İbn Şemsler insanları fişliyorlardı. Zira, onlar herkesi kendilerine benzetmek istiyor ve kendilerine benzemeyen kimseleri de önce fişliyor, sonra da onların haklarından geliyorlardı. Evet, tarih boyunca, fişlemek hep tiranların şiarı olagelmişti; dolayısıyla, bu manada fiş ve fişleme denince hep zorbaları ve firavunları hatırlar olmuştum.
Şahsen, böyle çirkin bir işin bizim nezih toplumumuzda da yapılacağına asla ihtimal vermezdim. Fişleme sistemini elinde bulunduran, şahıslar hakkında dosyalar tutup fişler oluşturmak için bir kısım gizli elemanlardan bir grup oluşturan, sonra da âlemi kendine benzetmek, kendine benzemeyen herkesi “öteki” ilan ederek dışlamak ve dolayısıyla toplumu parçalamak, bölmek, kutuplara ayırmak için uğraşan zamâne zorbalarının bizim toplumumuz gibi nezih bir toplum içinde de var olabileceğine asla inanmazdım.
Toy Delikanlılar
Gerçi belli bir dönemde, aynı fişlemeyi bazı İttihatçılar da yapmışlardı. Fakat onlar, devlet idaresinden anlamayan cahil kimselerdi. Balkanlarda bir kaç eşkiya güruhunu bastırınca o gün devlet idaresinde söz sahibi olan bazı insanların gözüne girmiş; palazlanıp güçlenmiş ve sonra da gelip kendi hükümdarlarını alaşağı etmişlerdi. Kendileri gibi düşünmeyenlere hiç müsamaha göstermeyen bu toy delikanlılar kimsenin sözlerine kulak vermemiş ve koskocaman devleti bir macera uğruna savaşa sürüklemişlerdi. Onlar bir çürük ipliğe hülya dizmiş ve “Eski ihtişamımızı istirdat edeceğiz.” hayaliyle, Almanlarla birlikte macerâvârî dünya ‎ savaşının içine atarak koca bir devletin payimâl olmasına sebebiyet vermişlerdi. Birbirini takip eden hatalar neticesinde, Osmanlı paramparça olup gitmiş ve devletler muvazenesinde denge bozulmuştu. O bir muvazene unsuruydu ve geniş bir coğrafyada huzurun teminatıydı. Onun gölgesinde hiç kimse kavgaya tutuşmaya ve kan dökmeye cesaret edemiyordu; o, bölgede hâkimken, insanlar canavarlar gibi birbirlerini yemiyordu ve etrafta kan seylapları görünmüyordu. Evet, bugün Yahudi'nin de Hristiyan'ın da, İsrailli'nin de Filistinli'nin de itiraf ettikleri bir gerçek var ki, o güçlü devlet yıkıldığı günden beri bu bölge bir daha huzuru göremedi. O gün İttihatçıların dümen suyunda giden birisi, Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesinden kısa bir müddet sonra, Devlet-i Aliye'ye tâbi toplumların, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık içinde, “Abdülhamit'in Rûhâniyetinden İstimdat” dilenmiş ve ‎ pişmanlığını şöyle ifade etmişti:
"Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?
Feryadım varır mı bârigahına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan.
Asrın en siyasî padişahına.
'Padişah hem zalim, hem deli' dedik,
İhtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse biz 'belî' dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!.
Divane sen değil, meğer bizmişiz.
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına!”
İşte, filozof ünvanıyla o gün ihtilalin ideologluğunu yapan şair, iş işten geçtikten sonra bunları söylüyordu. Merhum Ahmet Kabaklı, bu türlü hadiseleri naklederken “ba'de harâbu'l-basra” derdi. Bunu söylerken Arapça dil kaidelerine uymaz, bu sözdeki terkibi “harabi...” değil de “harabu...” şeklinde telaffuz ederdi. Zannediyorum, onun iğrab hatasında ayrı bir espri vardı; ona göre mesele o kadar tersti ki, orada izafet bile ismi cer etmiyordu. Evet, iş işten geçtikten sonra yapılanların yanlışlığı anlaşılmıştı ama maalesef o devirde de benzeri fişlemeler yapılmış; millet fertleri grup grup işlenmiş, fitne uyarılmış ve toplum içinde kamplar oluşmasına zemin hazırlanmıştı.
Medyaya Düşen Fişler
O gün bugündür zannediyorduk ki, bu türlü fişlemeler tarihin o karanlık dönemine gömüldü ve tamamen unutulup gitti. Heyhat ki, son zamanlarda bazı illerde en yüksek idarî amirlerden hâkim ve savcılara, milli eğitim müdürlerinden nüfus memurlarına kadar hemen herkes hakkında fişler tutulduğunu ve dosyalar hazırlandığını medyadan öğrendik. Bu insanların sadece kendileri hakkındaki değil aile ve akraba çevresiyle alakalı bilgilerin de kayda geçirildiğini ve “dinî görüşe sahip”, “sol fikirli”, “nurcu”, “çocuğunu falan okula yazdırmış”, “eşinin başı kapalı” ya da “eşi dirseklerine kadar eldiven takar” gibi notlar düşüldüğünü okuyup dinledik. Bu notların pek çoğunun gerçeği yansıtmaktan çok uzak ve çelişkilerle dolu olduğunu, mesela, iki sene önce “radikal İslamcı” (ne demekse) diye işaretlenen kimseye iki sene sonra “Maocu” dendiğini gördük. Meselenin daha da vahim tarafı, gazete ve televizyonlarda bu fişlemelerin Jandarma tarafından yapıldığına dair haberlerin yer aldığına şahit olduk.
Bu hadiseyle alakalı düşüncelerime geçmeden önce bir kere daha ifade etmeliyim ki, fişlemeler bana Lenin'i hatırlatıyor, Stalin'i hatırlatıyor. Fiş ve fişleme dendiği zaman Deli Hitler aklıma geliyor, despot Mussolini'nin resmi hayalimde beliriyor. Dahası, zihnime hücum eden bu fotoğraflar delilik gibi ortak bir sıfatta birleşiyor. Evet, bir yönüyle bunların hepsi deliydi; hatta –bağışlayın– sadece deli değil hem edepsiz idi. Keşke böyle bir delilik sadece onlara bağlı kalsaydı; akıllı gibi gördüğümüz bir milletin bazı fertleri için bu meselelerin sözü hiç edilmeseydi. Hele hele toplumun değer atfettiği bir kurumun temsilcileri, o türlü iddialara hiç mevzu olmasaydı.
Ben, insanlar hakkında çeşit çeşit fişlemelerin yapılmasına “evet” diyebilecek bir vatansever ve milletperver olabileceğine inanmıyorum. Özellikle de, bu milletin içinde yetişmiş, hakkını vere vere belli bir noktaya gelmiş, feleğin çemberinden elli defa geçmiş ve hak ederek belli bir seviyenin kahramanı olmuş bir insanın kendi valisini, kendi kaymakamını ve kendi hâkimini fişleme gibi bir aptallığa girebileceğine ihtimal vermiyorum. Onca okumuş, okumasını hayattan elde ettiği tecrübelerle değerlendirerek belli makamlara gelmiş, bir sürü akıllı insan içinde belli bir yeri, belli bir konumu ihraz etmiş ve toplumun teveccühünü kazanmış bir kimsenin, bunca avantajlı yanlarını birden bire sıfırlayabilecek böyle büyük bir aptallığa düşeceğine inanmıyorum. Bu çirkin işin bu vasıfları haiz bir ya da birkaç kişi tarafından yapılabileceğine inanmamaya da kararlıyım. Genelkurmay Başkanlığı'nın, iddialar üzerine yazılı açıklama yaptığını ve fişlere sahip çıkmadığını duydum. Fakat, bu sözlerimi Genelkurmay'ın bu konudaki tekzip, tavzih ve tashihini tasdik manasına da almamanızı dilerim. Ben, bu milletin bir ferdi olarak, belli konumun insanlarına öyle bir pespâyeliği kendi vicdanımda yakıştıramadığımdan dolayı bunları ifade ediyor ve bu çirkin işin millete güven vermesi gereken bir kesim tarafından yapılabileceğini bir türlü kabul etmek istemiyorum. Dilerim, düpedüz aptallık saydığım bu işin içinde bir yanlışlık olsun.
“Pespâyelik” ve “Aptallık” Değilse ya Nedir?
Sizin şu nezih atmosferinize de kendi üslubuma da yakışmaz ama bu fişleme işine “aptallık” ve “pespâyelik” dedim ve bunlardan daha uygun bir söz bulamadım. Neden? Çünkü, içinde yaşadığınız toplumun bazı fertlerini fişlemeniz kendi ayağınızın altını kazmanız demektir. Siz kalkar bu toplumu belli kamplara ve belli gruplara ayrırır, değişik isimler altında böler parçalarsanız; falana “ırkçı”, filana “ülkücü” derseniz; falanı “nurcu”, filanı “tarikatçı” diye adlandırırsanız milletin birlik ve bütünlüğünü paramparça etmiş ve cepheler oluşturmuş olursunuz. Dahası, eğer kulaktan duyma kuru bilgilerle, dedi-kodularla ve delilsiz iddialarla insanları mahkum etmeye kalkarsanız, dünyada mahkum edilmeyecek insan kalmaz; hatta gün gelir siz de boynunuza bir mücrim yaftası geçirilmekle karşı karşıya kalırsınız.
Ayrıca, çarşaf çarşaf ortaya serilen fişlerden anlaşılıyor ki, kimini babasının külahından, takkesinden, tesbihinden dolayı fişliyorlar; kimisini hanımının başörtüsü sebebiyle kayda geçiriyorlar; hatta “dedesinin babası şöyleydi, dayısının oğlu böyleydi” türünden iddialarla insanları karalıyorlar. Her şeyin ötesinde, bu türlü suçlamalar hukukun mantığına terstir. Hukuka göre; suçta da cezada da şahsîlik esastır. Bütün dünyada, hukuka saygılı sistemler nezdinde, “Hiç kimse bir başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaz.” Şayet siz, dedesinden dolayı torununu, annesi sebebiyle kızını cezalandırırsanız, gayr-i hukukî hareket etmiş ve hukuk karşısında bir âsî durumuna düşmüş olursunuz. Kaldı ki, medyaya yansıyan fişlerde bir suç şeklinde kayda düşülen hususların çoğu hiçbir hukuk sisteminde suç sayılamayacak cinsten isnatlardır. Dolayısıyla da, böyle mantıksız bir işe “aptallık” demek en yumuşak bir tavsif olsa gerektir. Çünkü, belli bir seviyeyi temsil eden ve aklı başında olan insanların bunu yapmaları mümkün değildir.
Ya Sizi de Fişlerler ve Kütüklerinizi Ortaya Dökerlerse!..
Diğer taraftan, şayet siz, ona “ırkçı”, buna “ülkücü”, diğerine “turancı”, öbürüne “nurcu” ve bir başkasına da “tarikatçı” deyip bu yakıştırmaları insanları karalamak için kullanırsanız, bu defa bazıları da kalkıp sizin kütüklerinizi araştırmaya girişmezler mi? Yarın bir yerde, bir kitapta, bir mecmuada ya da bir internet sitesinde, “Falan yerdeki adam Nastûriymiş!” derlerse ne dersiniz? “Filan adam Süryâniymiş!” deyip her yere yayarlarsa ne yaparsınız? Milletin teveccüh ettiği makamları tutanlar hakkında “şu Nusayrî”, “bu Sabataycı”, “o dönme”, “öbürü Ermeni”, “diğeri Rum” şeklinde alternatif fişler oluşturulur, iddialar ortaya atılır ve bunlar kulaktan kulağa yayılırsa, ne eder ve ne cevap verirsiniz? Tekrar milletin güven ve itimadını sağlamak için elinizden ne gelir? Acaba ağzınızla kuş tutsanız o güveni yeniden elde edebilir misiniz?
Bu fitnenin kapısını bir kez aralarsanız, Türkiye'de herkes birbirine bir kulp takar; bugün siz falanı-filanı bazı yanlarıyla karalarsınız; elinizdeki imkanları fişlemede kullanırsınız.. fakat, “Keser döner, sap döner, gün olur hesap döner”; bir gün gelir, fırsatlar başkalarının ellerine geçer. İşte o zaman da, onlar sizi Nastûrîliğinizle karalar mı karalamaz mı?! Süryânîliğinizi dile dolar mı dolamaz mı?! Yakın geçmişte kendi döneminin millî eğitim bakanı, devlet büyüklerinden bir tanesi için “O Süryânî'dir” demişti ve bu söz tekzip edilmemişti. Şayet, siz bu tür fişlemelere müsaade ederseniz, gün gelir herkes birbirine bakarken “Acaba bu Nastûrî mi?” “Bu Süryânî mi?” “Bu Ermeni mi?” “Bu Rum mu?” kuşkusuyla bakmaya başlar. Neticede, bu güzel ülkede birlik ve beraberlikten eser kalmaz.
Öyleyse, özellikle de çok kritik bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde, milletimizi “şu”, “bu” gibi kamplara ayırmak vatana, millete ihanet olur. Hayır, bu ülkede “şu”, “bu” yoktur; bu vatanın insanları vardır. Türkiye, kıtaların kesiştiği bir noktadadır; değişik değişik kavimlerin uğrayıp geçtiği ve birbiriyle karışıp kaynaştığı bir mevkidedir. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak, Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda Atatürk, “Kim kendini Türk hissediyorsa o Türk'tür; o bu ülkenin vatandaşıdır.” demiş ve bir beraberlik mülahazası ortaya koymuştur. Kendi şahsî görüşleriyle o mülahazayı delmeye kalkanlar, saygı duyduklarını söyledikleri bir insanın sözünü delmiş sayılırlar ki, bu başta –bağışlayın– ona karşı küstahlık va terbiyesizlik olur.
Bu açıdan, meseleye bakarken sadece bazı insanların fişlenmesi zaviyesinden bakmamalı. Bunu, herkesin birbirini fişlemesine ve milletin bölünmesine zemin hazırlama gibi değerlendirmeli ve böyle çirkin bir işe asla rıza gösterilmemeli. Aksi halde, nüfus kütükleri ortada.. nüfus kayıtlarına sıra gelirse, kimin soyunun ne olduğu ve nereye dayandığı iki dede sonra meydana çıkar; kimin Ermeni, kimin Süryânî ve kimin Nastûrî olduğu belli olur. Peki belli olsa ne olur? Bir dönemde kavga vesilesi yapılan hususlar bir kere daha ortaya dökülür ve fitne ateşi yeniden alevlenir. Şayet, dün ayrılıklara ve ihtilaflara sebep teşkil eden duyguları bugün tekrar tahrik eder, hortlatır ve onlara reenkarnasyon yaşatırsanız, ülkeyi sonu gelmez kavga ve kargaşaların içine atmış olursunuz.
Öyleyse, geçmişte kavgaya vesile olmuş bütün mülahazaları maziye gömüp, çatışmalara sevk eden bütün düşünceleri elden geldiğince baskı altına alıp birlik ve beraberliğimizi korumalıyız. Evet, biz, çoluğu-çocuğuyla, kadını-erkeğiyle hepimiz tek milletiz ve –Başbakan'ın yüksek sesle ifade ettiği gibi– birbirimizi seviyoruz. Ülkenin her bucağı aynı kıymette bizim gönlümüzde; bu vatanın her yanına âşığız. Odamda, bu ülkenin her tarafından gelen yetmiş çeşit toprak var; ben Kâbe'den gelmiş gibi onları alıp gözüme sürüyor ve öpüyorum. Hiçbir ilin toprağını ayırmadığım gibi hiçbir yörenin insanını da ayırmadan hepsinin ayağına yüz sürerim. Vatanımın her karış toprağını aziz bildiğim gibi onun her ferdini de bir parçam kabul eder, herkese saygı duyarım. Kanaatimce, şayet meseleye bu mülahazalarla yaklaşmazsak ve bir kısım toy insanların acemice, cahilce, muhakemesizce oynadıkları oyunlara aldanırsak, –hafizanallah– zaten bir parça kalmış ülkemizi iftiraka ve fitneye kurban vermiş ve halkımızı da birbirine düşürmüş oluruz.
Kışkırtan da Kışkırtmalara Şiddetle Karşı Koyan da Aynı Ekipten
İşte görüyorsunuz, zaten bazıları halkı sürekli tahrik ediyor, provokasyon peşinde koşuyor ve her yanda kan gövdeyi götürsün diye uğraşıyorlar. Aylarca evvel, “Bazı şer güçler kirli oyunlar peşinde; haince planlar yapıyorlar ve planlarını gerçekleştirmek için milislerini de hazır bekletiyorlar. Bir anda ülkenin dört bir yanında halkı kışkırtanlar, galeyana gelmiş görünenler ve onlara karşı koyanlar hep aynı ekipten. Büyük provokasyonlarla Türkiye'yi kan gölüne çevirmek istiyorlar.” dediğim zaman, kendini bilmez ve işgüzar bir talihsiz Meclis'te benim hakkımda soru önergesi vermek istedi.. “Bu iddialarını isbat etsin” dedi. İşte, hadiseler isbat ediyor. Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye'nin gelişmesini, ilerlemesini, güçlenmesini, Avrupa Birliği'ne girmesini ve devletler muvazenesinde kaybettiği yerini ihraz etmesini istemeyenler, halkı ırkî mülahazalarla birbirine düşürmeye çalışıyorlar; hoşgörüyü, diyaloğu, konuma saygıyı ve barış atmosferini dinamitliyorlar.. ve maalesef, toplum içindeki değişik güç ve kuvvetler tearuzların ve tesakutların ağında, zıtlaşmaların ve karşılıklı çelmeleşmelerin arasında birbirlerini yiyor ve başkalarına karşı koyacak tâkat bulamıyorlar. Bu açıdan, ülkeyi iç içe kısır döngülerin ortasına atabilecek böylesi teşebbüslere karşı asla müsamahalı olmamalısınız. Gerekirse bu uğurda ölmeye rıza göstermeli, iftiraklara karşı göğsünüzü germeli ve –birinin dediği gibi– “İlle de kan dökmek istiyorsanız, gelin beni öldürün. Ama ne olur birbirinize el kaldırmayın!” demelisiniz. Ne adliyeyi askeriyeyle, ne askeriyeyi hükümetle ve ne de devletin idarecisini, valisini, kaymakamını, hâkimini başka müesseselerin temsilcileriyle karşı karşıya getirmemeli, bu konuda çok hassas davranmalısınız.
Eşkiyayı Fişleyen Var mı?
Mevzuyla alakalı son bir hususu daha arz etmek istiyorum: Medyanın eline düşen fişlere bakılırsa, herkes için çok ciddi bir takip söz konusu. İnsanların en mahrem halleri bile mercek altında. Takip etme ve fişleme çerçevesi şahısları aşarak aile fertlerine ve hatta bir iki kuşak aşağı ya da yukarı soy kütüklerine kadar uzanmış. Mesela, dedesinin külahı bahane edilerek torunun önü kesiliyor. Annesinin başörtüsünden dolayı kaymakamlığa giden yolda oğlun önüne engel konuyor. Buzdolabında ya da çöp kutusunda içki şişesi olup olmadığına bile bakılıp, şayet varsa bu bir modernlik emaresi, yoksa irtica işareti kabul ediliyor. Bütün bu kareleri yan yana getirince görüyorsunuz ki, herkes –emniyet ifadesiyle– yakın takibe alınmış. Demek ki, evlerin içi böceklerle doldurulmuş, kameralar ve vericiler işbaşında; herkesin annesinin başının örtüsüyle, eşinin giydiği elbiseyle meşgul olunuyor.. yediği-içtiği bile kayda geçiriliyor.
İşte, bu noktada insan sormadan edemiyor: Allah aşkına, onca takip imkanınız ve bu konuda teknolojiyi sonuna kadar kullanma gücünüz varsa, hemen her gün bir delikten çıkıp gelerek Mehmetçiğin kanını döken eşkiyayı niçin takip etmiyorsunuz? Neden bu imkanlarınızı, gözünüzün içine baka baka şehirlerinizin ortasına kadar inen ve onca askerimizi şehit eden haydutları izlemek ve haklarından gelmek için kullanmıyorsunuz? Niye ülkenin dört bucağında provokasyonlar çıkaran, halkı kışkırtıp kaos ortamı hazırlayan ve anarşiye sebep olan hainleri tesbit etmek ve cezalandırmak için uğraşmıyorsunuz?
Şayet, öyle bir gücünüz varsa, Kuzey Irak'ı kontrol altında tutun. Eğer denetlemeniz icab ediyorsa, Suriye'yi denetleyin. Bütün kapıları çok sıkı kontrol edin, giriş noktalarını yakın takibe alın; ülkenize tek şakinin sızmasına dahi meydan vermeyin; içeriye kamyon kamyon silah sokan, uyuşturucu taşıyan mücrimlere göz açtırmayın. Televizyon haberlerine göre, her gün tonlarca eroin, morfin ve daha bilmem hangi uyuşturucu çeşidi tırlarla Türkiye'ye akıtılıyor. Sonra onlar ne oluyor belli değil; yakalananlar kaçırılanların ne kadarı kimse bilmiyor. O kadar kanlı katil, bugüne dek hiç görmediğimiz silahları ülkemize sokuyorlar; onlar nereye gidiyor, kimin eline geçiyor ve onlarla hangi cinayetler işleniyor bu da belli değil.
Şimdi eğer sizin fişleme kabiliyetiniz varsa, suçluyu tesbit edebilme imkanları elinizdeyse ve azıcık insafınız, bir nebze iz'anınız da kalmışsa, madem Cumhuriyet'e ve Demokrasi'ye zarar verebilecek insanları belirleme istidadına sahipsiniz, o zaman masum vatan evladını izlemekten vazgeçip bu ülkenin temeline dinamit yerleştiren zalimleri takip etmeniz gerekmez mi?! “Dedesinin dedesi falan yere mensupmuş” bahanesiyle özbeöz Anadolu insanının peşine hafiyeler takacağınıza, sırf geçmişiyle ve ruh köküyle alakası olduğu için onu fişleyeceğinize ve dedesinden dolayı torunun yoluna engeller koyacağınıza, bu milletin temel dinamiklerinin dibine bomba koyan uğursuzları takip etmeli ve fişleyecekseniz onları fişlemeli değil misiniz?!
Sorumlular Mutlaka Hesaba Çekilmeli
İşte bütün bu hususları düşününce, belli bir noktayı ihraz etmiş bir insanın ya da bazı insanların böyle bir cinnete ve hezeyana girmesine ihtimal vermiyorum. Bu işin içinde bir yanlışlık olduğunu zannediyorum. Belki, kendi başına buyruk bir kaç insan böyle şeni' bir suçu işlemiş ve belli bir kesime isnad etmişlerdir diye düşünüyorum. Çünkü, öyle bir aptallığı toplum için hayatî ehemmiyeti olan bir kurumun bünyesindeki bir insana yakıştıramıyor ve mantıklı bir mahmil arıyorum. Bu ülkede, durumdan vazife çıkaran kimselerin hiç de az olmadığı herkesin malumu. Fakat, bir iki memur yapmışsa bile, bu bir skandaldır; onların amirlerinin mutlaka bu meseleye el atmaları, işin üzerine gitmeleri ve sorumlular hakkında kanunî muamele başlatmaları gerekmektedir. Her hukuk devletinde, fişleme bir suçtur; bizim tâbi bulunduğumuz idari sistem de böyle bir işe cevaz vermez. Bu itibarla da, aklı başında olan insanlara düşen vazife, bu işin sorumlularını bulup hukuka teslim etmek ve kendi müesseselerini aklamaktır, temsil ettikleri kurumun ak olduğunu ortaya koymaktır.
Bunları söylemek bana düşer miydi düşmez miydi, bilemeyeceğim. Ne var ki, ben bir Türk vatandaşıyım ve bu milletin bir ferdiyim; onunla alakalı her mesele beni de çok alakadar ediyor. Türkiye'nin bir avuç toprağının birileri tarafından çalınacağının hayali bile yüreğimi ağzıma getiriyor. Kimsenin vatanseverliğini ve milletperverliğini sorgulama gibi bir niyetim yok; fakat, kendi açımdan rahatlıkla diyebilirim ki, Türkiye'yi çoklarının sevemeyeceği kadar çok seviyorum. Çünkü, benim dünyada başka bir şeyim yok; bir Türkiyem var gözümde tüten; dağıyla taşıyla, insanlarıyla hatıralarıyla ve bir de yetmiş yerinden gelen, odamın her yanını süsleyen ve bana okyanus ötesinden vatan kokuları sunan toprağıyla...
Hiç garazım yok bu sözlerimde; kimseye karşı nefretim de yok. Otuz seneden beri aleyhimde yazı yazan bir insan bile öbür âlemde karşıma çıksa, zannediyorum, orada kendi mutluluğumu unutur, elinden tutup onun için bir iyilik yapmak isterim. Otuz sene boyunca hilaf-ı vakî beyanlarını köşesine taşımaktan hiç sıkılmayan ve belki bin defa tekzip edilmesine, tashih ve tazminat davalarında suçlu bulunmasına rağmen yine de karalama kampayasını sürdüren, hatta iftiralarıyla başkalarını da idlâl eden bir insan hakkındaki mülahazam bile bu istikamettedir ve bu benim ruh haletimin gereğidir. Sun'î Mevlânâlık yapmıyorum; içime Allah'ın koyduğu şefkati seslendiriyorum. Ben insanım; bu düşüncemi de insanlığımın icabı sayıyor ve öbür türlüsünü karakter bozukluğu, cinnet ve hezeyan olarak kabul ediyorum.
Allah inayetini ülkemizin ve milletimizin üzerinden eksik etmesin; yanlış iş yapanlara akıl ve fikir ihsan eylesin. Yanlış hiçbir iş yapmadıkları halde ciddi töhmet altında bulunanları da Cenâb-ı Hak en yakın zamanda aklasın, her iki dünyada da yüzlerini ak etsin!..
http://ozkancan.blogcu.com/fisleme/202509
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-24-2013, 19:08   #564
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

Gezi olaylarına destek mesaji atan ünlüleri deşifre eden twitter: @geziarchive




Gezi Parkı Arşivi Korumalı hesap

@geziarchive

Gezi Parkında destek tweeti atan bütün hesaplar deşifre edilecektir ! zorda kalmayın diye takip etmiyorum. Tweet korumada spam yediği için #GeziParkıArşivi

Dünya




Tweetler



@geziarchive adlı kişinin tweetleri gizlidir.

@geziarchive adlı kişinin Tweetlerine ve bütün profiline sadece onaylı takipçileri erişebilir. Takip isteği göndermek için ''Takip et'' butonuna tıkla.
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2013, 19:36   #565
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

Kemal Gürüz: Öğretim görevlileri fişlenmedi

Paylaş
Tweetle
Paylaş
Gönder
Yazdır
A
A


CİHAN - ANKARA 28 Kasım 2013 16:41
28 Şubat sürecinde, hükümeti devirmeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla 103 kişi hakkında açılan davanın görülmesine Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediliyor. Savunması alınan dönemin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Kemal Gürüz, kendi döneminde öğretim görevlilerinin fişlenmediğini iddia etti.
28 Şubat davası 40. duruşması sanık savunmalarının alınması ile devam ediyor. Savunması alınan YÖK başkanı Kemal Gürüz’e hâkim Süleyman Köksaldı, “Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü ile ilgili aldığı karardan sonra mı sıkıntı oldu? Hükümet sizinle ilgili bir görüşme yaptı mı?” sorusunu yöneltti. Gürüz soruya “İddianamede bununla ilgili hiçbir suçlama yok. Anaysa Mahkemesi’nin aldığı karardan sonra bir suçlama da olamaz. Bu 1981’den sonra var. Bunu siyasi bir konu hale getirmeyin.” şeklinde cevap verdi. Hâkim Hakan Oruç’un “YÖK’te tutulan defterler var. Siz bu defterleri memurların evraklara kolay ulaşabilmesi için tutulduğunu söylediniz. Ama defterde isim isim öğretim görevlilerinin ‘nurcu’ vb. şeklinde yazılar var? Bu şekilde yapılan şifleme olarak değerlendirdiğim evraklar var? Bu fişlemeler nasıl mümkün olabilir? Kanun işlemi yapıldı mı?” sorusuna ise Gürüz, “Hiç kimse hakkında fişleme yapılmamıştır. Bu değerlendirmeler fişleme değildir. Bunlar devletin çeşitli kurumlarından verilen emirlerin yerine getirilmesidir. Bugün de bunlar oluyor.” diye cevapladı. Yine Hakan Oruç’un “Bazı liselere katsayı uygulandı. Bunun sebebi nedir?” sorusuna ise Gürüz şu cevabı verdi: "Meslek lisesine katsayı uygulanmadı. İmam hatip lisesinde okuyanlar da bu memleketin çocuklarıdır. Çocukların zihinleri çökertiliyor sınav sistemleri nedeniyle.” CİHAN
http://www.zaman.com.tr/gundem_kemal...i_2174490.html
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-28-2013, 21:49   #566
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden 103 sanıklı 28 Şubat davasında duruşmada, TSK'nın personel ile ailelerini izlemesinin görevi olduğunu ileri sürdü. Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin'in, 'Emirdeki, 'çağdaş olmayan kıyafet' ibaresiyle ne anlatılmaya çalışılıyor?' sorusuna da Çörekçi, 'Siz kendi arzunuza uygun olanları iddianameye almışsınız. Bu emir 13 sayfa, iddianamede sadece 3 sayfası var. Biz personelimizi korumaya mecburuz' karşılığını verdi. Çörekçi, 'MGK toplantıları öncesinde, gündem toplantısı yapılıp yapılmadığının' sorusu üzerine, 'Bizi ilgilendiren konularda evet yaparız' cevabını verdi.
'SİCİL NOTU DÜŞÜK TUTULSUN'
Çetin'in, 'Dini hassasiyeti yüksek personelin eş ve çocuklarının giyimine dikkat edilmesi, sicil notunun düşük tutulması gibi emirler var. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusu üzerine, Çörekçi, 'Savcılık kendisine uygun yönleri iddianameye almış, olmayanları almamıştır. Bu emir istihbarata karşı koymak içindir ve Genelkurmay her yıl yayınlamaktadır. Bunlar, personeli korumak için gereklidir. İdeoloji, din gibi çeşitli oluşumlar TSK'ya sakıncılar getirir. Biz tek tip görünürüz. Dolayısıyla, personelimizi takip ederiz. İstihbarata karşı koyma tedbirleriyle ilgili direktif yayınlanmıştır. Her sene yazılır. Personeli korumak silahlı kuvvetlerin başındakilerin, karargahın görevidir.' ifadelerini kullandı.
Hükümete laf çakan olur muydu?
Mahkeme üyelerinden Hakim Süleyman Köksaldı'nın, 'Hava Kuvvetleri Komutanı olarak, farklı hükümetlerle MGK toplantılarına katıldınız. Bu hükümetlerle, 54. Hükümet arasında yapılan toplantılar arasında fark var mıydı? Hava nasıldı? Laf çakmalar var mıydı?' sorusuna Çörekçi, 'Kanunda yazıldığı şekilde, MGK toplantıları yapılmıştır, hiçbir farklılık yoktur. Merhum Erbakan'a da aynı saygı gösterilmiştir' yanıtını verdi.
Çalışma hakkımız yasaklandı
Müşteki Avukatı Yılmaz Bölükbaşı'nın, 'dönemin komutanlarının, emekli olmasının ardından bazı şirketlerin yönetim kurullarında görev almasına' ilişkin sorusu üzerine Çörekçi, 'Ben emekli olduktan sonra hiçbir firmada çalışmadım. Çalışma hakkımızı niye yasaklıyorsunuz? Biz size ne yaptık? Ben çalışmadım, arkadaşlarımın yüzde 99'u da çalışmadı. Yüzde biri için böyle bir suçlama neden yapıyorsunuz? Sizi kınıyorum' dedi.
Erbakan'ı biz terletmedik
Müşteki Avukatı Hüsnü Tuna'nın, 'Rahmetli Erbakan'ın 28 Şubat toplantısında boncuk boncuk terlediği gazetelere yansıdı. Sayın Erbakan'ın terlemesine neden olan ortam çok mu sıcaktı, Erbakan'ın bir hastalığı mı vardı, yoksa Erbakan'a yapılan baskılar mıydı terlemesine neden olan?' sorusuna Çörekçi, 'Boncuk boncuk terleme fotoğrafları başkaları tarafından yapılmış olabilir. Orada Sayın Başbakan boncuk boncuk terletilmedi.' cevabını verdi.
http://yenisafak.com.tr/gundem-haber...11.2013-586217
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-07-2013, 18:32   #567
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

MİT'in kendi kanununda belirtilen görevlerinden devam ediyoruz.Bir önceki yazıyla birlikte okumanızı tavsiye ederim.

Perşembe yazısında MİT Kanunu 4. maddedeki görevlerini analiz etmiştim.

Ve MİT'in sadece ilk görevini (önceki yazımın A bendinde) anlatıp, hukuka aykırı yönlerini belirtmiştim.

Şimdi 2937 Sayılı MİT Kanunu'ndaki diğer görevlerini belirtmeye ve analiz etmeye devam edelim.

B- Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.

Bu istekler ancak ve ancak 1. fıkrada belirtilen Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yöneltilen faaliyetlerle sınırlı olabilir. Aksi istekler önce MİT Kanunu'na ve temelde Anayasa ve AİHS'ye açıkça aykırıdır, suçtur.

C- Milli Güvenlik Kurulu'nda belirlenecek diğer görevleri yapmak.

Bu "diğer görevler" asla MİT'in yukarıda belirtilen hukuksal sınırlar dışına çıkmasına izin vermez. Buradaki cümle de her tür hukuksuzluğa zemin teşkil etme potansiyelini barındırıp vuzuhsuz olduğundan Anayasa'ya aykırıdır.

A maddedeki ve buradaki belirsiz cümlelerin Anayasa Mahkemesi'nce iptali gerekir.

Önemli bir nokta ise MİT Kanunu 4. maddede "Milli İstihbarat Teşkilatı'na bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez" hükmü vardır ki, gündemdeki fişleme skandalı tam da bu minvaldedir.

Ülke aleyhine faaliyet gösteren kişi ve gruplar istihbari kimlik statüsü olarak üçe ayrılır:

1- Drijan: Suç örgütlerini kuran ve yönetenlerdir. Adli ve istihbari takiptedirler.

2- Militan: Pasif de olsalar suç örgütleri içinde bulunan kişi ve gruplardır. Adli ve istihbari takiptedirler.

3- Sempatizan: Suç işlememişlerdir. Lakin suç gruplarına fikren taraftardırlar. Adli takibin dışında ama istihbari takiptedirler.

Bugün gündeme düşen fişleme ve takip skandalına konu Nakşiler, Süleymancılar ve Gülen Hareketi herhangi bir suç grubuyla irtibat veya iltisak içinde olmayıp, "sempatizan" konumunda bile değildirler.

Anayasa ve AİHS karşısında takipleri ve fişlenmeleri görev aşımı olup hukuksuzdur ve suçtur.

Ve doğal olarak bu görevler ve yetkiler Anayasamızın da üstünde konumlanan AİHS hükümlerine aykırı olamaz.

Bunların yanında:
1- Uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve Ceza kanunlarımızda "irtica" olarak tanımlanan bir suç/kavram yoktur.

Dolayısıyla suç olmayan ve hukuk metinlerinizde tanımlanmayan, iç veya dış tehdit de sayılamayacak bu kavrama dayanarak istihbarat/fişleme/gözetleme yapılamaz. Zira hedef alınan kişi ve gruplar "tehdit" zemininde "sempatizan" konumu bile taşımamaktadır.

2- Kimileri ise fişlemelere gayri ciddi bir şekilde güvenlik soruşturması diyorlar. Güvenlik soruşturmasında geçmişten bugüne suç kaydı olup olmadığı ve kişi/grubun en azından "sempatizan" konumunda olup olmadığına bakılır. "İrtica" gibi hukukta bulunmayan bir tabirle ilişkilendirilip hedef haline getirilemez. Buradaki istihbarat fişlemesi, illegal kanunlarımızda tanımı olmayan "irtica" kavramı üzerinden yapılmıştır.

Hukuk metinlerinde yer almayan bir kavram üzerinden adli ve istihbari takip yapılamaz.

MİT'in bu konuda yaptığı protokollerin, Anayasa ve AİHS karşısında geçerliliği de yoktur.

SONUÇ:

Gündemdeki fişleme faaliyeti Anayasa'nın ve AİHS'nin yukarıda belirttiğim maddelerini ihlal etmiştir.

Nitekim bugün hâlâ 28 Şubat, Balyoz ve Ergenekon gibi darbe davalarında sanıklar yargılanmaktadır.

Hatta Ergenekon davasında suç sayılan bu hususta Genelkurmay unsurları mahkûm olmuştur.

AİHS ve Anayasa karşısında MGK ve MİT Kanunu'nun masum kişi ve grupları gözetleyip, kendi hukuk dışı sübjektif değerlerine göre sınıflaması ve itibarsızlaştırması aynı suçu oluşturmaktadır.

Yapılan fişlemeler nasıl TSK unsurları için görev olarak kabul edilemezse, MİT açısından da aynı hukuki perspektif geçerlidir. Böyle bir görevin mevcut kanunlardan çıkarılabilmesi mümkün değildir.

Şu halde fişleme işlemindeki yetkililerin hedef aldıkları ve fişledikleri kişi ve gruplara karşı hukuki sorumluluğu (tazmini) olduğu gibi, Ceza Kanunu yönüyle suç sorumlulukları da bulunmaktadır.

- MİT Kanunu'ndan görev ve yetki olarak çıkarıldığı düşünülen fişleme faaliyeti batıl/geçersiz bir görev olduğundan, ilgili MİT Kanunu maddelerinin AİHS karşısında Anayasa Mahkemesi'nce iptali cihetine gidilmelidir. Bu müracaatı fertler de bireysel olarak yapabilecektir.

- AİHM'e başvuru ise zaten mümkün olup, Türkiye'nin sözleşmede teminat altına alınan temel hak ve özgürlükleri ihlal etmesi sebebiyle mahkûmiyeti kaçınılmazdır.
http://www.bugun.com.tr/fisleme-gore...-yazisi-888086
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-16-2013, 20:20   #568
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

“Bakanlık Merkez Teşkilatı Yönetici İstatistiği” adı altında yapılan fişlemelerde, kişinin çalıştığı birim adı, birim amiri, kadro durumu belirtildikten sonra “Açıklama” bölümünde fişlemeler yapılmış.

İşte o belgeler...





http://yenidonem.com/haber-detay/657...siler-listesi/
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-17-2013, 09:31   #569
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

İSA YAZAR - ANKARA
17 Aralık 2013
MEB Müşteşarı Yusuf Tekin’in, en yakın çalışma arkadaşlarını fişlemesi bakanlıkta şok etkisi yaptı. Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nde grup başkanı olarak görev yapan Tunay Alkan’ın F tipi diye fişlenmesi ise, kanunsuz ve keyfi uygulamanın trajikomik durumunu gözler önüne serdi. Çünkü Alkan, 28 Şubat sürecinde de ‘Talibancı’ yaftası vurularak mağdur edildi.

Paylaş
Tweetle
Paylaş
Gönder
Yazdır
A A
Milli Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) görev yapan üst düzey bürokratların fişlenmesi, bakanlıkta büyük rahatsızlık oluşturdu. MEB yöneticilerinin, birlikte toplantılara girdikleri en yakın çalışma arkadaşlarını fişledikleri ortaya çıktı. Haklarında fişleme yapılan ve halen görevde olan bürokratlar, fişleyenleri arayarak tepkilerini dile getirdi. Fişlenenler arasında, 28 Şubat döneminde aynı mağduriyeti yaşayanlar da var. Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nde grup başkanı olarak görev yapan Tunay Alkan, bu isimlerden biri. 28 Şubat sürecinde ‘Talibancı’ diye fişlenen Alkan, sınavları kazandığı halde Mersin Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak işe başlatılmamıştı. Alkan’ın mağduriyeti TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun raporuna girmişti. Alkan, şimdi de ‘F tipi, karar verme becerisi zayıf’ diye fişlenmiş.

Hukukî mücadelesini sürdüren Alkan, Türkiye’de iç hukuk yollarını tüketmesine rağmen bir sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuş. Mağduriyetine ilişkin hukuk mücadelesine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde halen devam ediyor.

Tunay Alkan, 28 Şubat sürecinde yaşadığı mağduriyeti tahkikat ve soruşturmaları belgeleriyle birlikte TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na teslim etti. Dönemin Mersin Üniversitesi Rektörü tarafından hakkında düzenlenen raporlara ulaştığını belirterek bu raporlarda hakkında ‘Talibancı’ fişlemesi yapıldığını şu şekilde anlatıyor: “Bu fotokopiler arasında sözde, öğrenciler tarafından rektöre hitaben yazılmış, benim ‘gerici’, ‘irticacı’ ve ‘Talibancı’ olduğuma dair isimsiz ve imzasız bir mektup ile bu mektup üzerinde Rektör Uğur Oral’ın el yazısı ile soruşturma talimatı yazısı yanında bu isimsiz imzasız mektuba dayalı verilen soruşturma emri ile soruşturma için yetkilendirilenlerin görev yazıları da vardı.”

Alkan’ın bilgi ve belgeleri, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Raporu’nun eklerine girmişti. 28 Şubat döneminde Mersin’de öğretmen olarak görev yapan Tunay Alkan, yaşadığı sürece ilişkin çarpıcı bilgiler veriyor. Buna göre Mersin Atatürk Endüstri Meslek Lisesi’nde görev yaparken o dönemki müdürü L.Y., Alkan’ı arayarak acil görüşmek istediğini belirtiyor. Alkan, olayın devamını şöyle anlatıyor: “Okula geldiğimde benimle ilgili olarak bir gün önce istihbarat elemanlarının okula geldiğini ve kendi odasında okuldan bazı şefler ve öğretmenler de varken bu kişilerin kendisine hitaben ‘Müdür bey okulunuzda Tunay Alkan adında Talibancı bir öğretmen varmış, onun özlük ve sicil dosyasını görmek istiyoruz.’ şeklinde hakkımda irticai ve dincilikle ilgili bazı yargılar ifade eden cümleler kullandıktan sonra sicil dosyamı incelediklerini ve ‘Buradan da Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gideceğiz.’ diyerek okuldan ayrıldıklarını’ anlattı.” Bu gelişme üzerine olayı takip ettiğini ifade eden Alkan, yaptığı soruşturma çerçevesinde üniversitede rektör tarafından kurulan özel bir ekip tarafından fişlendiğini belgeliyor.

Tunay Alkan, 28 Şubat’ta Mersin Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak atanmamasıyla ilgili olarak açtığı davaları da kazanıyor. Ancak buna rağmen dönemin Mersin Üniversitesi Rektörü Uğur Oral’ın MEB’e hitaben yazdığı ‘Bakanlığınıza bağlı Mersin Atatürk Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi öğretmeni Tunay Alkan’ın ataması yapılmayacaktır.’ şeklindeki cevabı ile mahkeme kararı uygulanmıyor.

http://www.zaman.com.tr/politika_28-...r_2184287.html
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-25-2013, 22:09   #570
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart

Tekin:Fişlemedim, fişlendim
Dershanelerin dönüşümü ile ilgili tasarıyı hazırladığı ifade edilen ve bir kesim tarafından fişleme iddiaları ile suçlanan Milli Eğitim Müsteşarı Yusuf Tekin sessizliğini bozdu.
Dershanelerin dönüşümü ile ilgili tasarıyı hazırladığı ifade edilen ve bir kesim tarafından fişleme iddiaları ile suçlanan Milli Eğitim Müsteşarı Yusuf Tekin, Milli Gazete'den Adem Yavuz'a konuştu.İşte sorular ve Tekin'in yanıtları:
Gün aşırı gündem değiştiren Türkiye, yaklaşık 1 ay boyunca dershane tartışmasına sahne oldu. Yaşanan tartışmalar Milli Eğitimi, sizleri nasıl etkiledi? Dershanelerin kapatılması konusu ertelendi mi, çalışmalar ne aşamada?
Öncelikle sorunuzda küçük bir düzeltme yaparak söze başlamak istiyorum. Dershaneleri kapatmıyor, dönüştürüyoruz. Bir başka deyişle, dershanelerin eğitim sistemimiz içindeki rol ve misyonlarını değiştirmeye dönük bir süreci hayata geçirmeye çalışıyoruz. Temel amacımız, Türkiye'de özel okullaşma oranını artırmak, kamu kaynaklarını daha verimli kullanmak ve dershanelerin özel okula dönüşümünü sağlamak. Uzunca zamandan beri, 1990'lı yıllardan beri Türkiye'nin gündeminde olan ve hazırlığı yapılan bir konu. Biz de bu amaçla, bu dönüşüm sürecini gerçekleştirebilmek için ilgili tüm aktörlerin ve paydaşların da görüşlerini aldığımız uzun soluklu bir çalışma yaptık. Bu süreçte, dershanelerin özel okula dönüşebilmesi için ihtiyaç duyulan zamandan gerekli olan altyapıya kadar hemen her hususu kendileriyle müzakere ettik. Ve belli bir noktaya geldik.
Gelinen noktada, dershanelerin dönüşüm sürecinden vazgeçmek ya da bunu ertelemek gibi bir durum söz konusu değil. Yalnızca daha önce dershanelerin mevcut statüleri için Haziran 2014 olarak belirlenen son tarih, sektör temsilcilerinin talep ve önerileri doğrultusunda 2015-2016 eğitim öğretim yılının başına kadar uzatılmış oldu. Yine bu süreçte dershanelerimiz 2014 Ocak ayında da öğrenci kayıtlarını sürdürebilecekler. Ancak bununla eş zamanlı olarak 2014 yılı içinde dönüşüm süreci de başlamış olacak. Dershanelere verilecek teşvik, kredi ve benzeri uygulamalar da, dönüşüm sürecine dâhil olma zamanlaması ve biçimine göre değişecek. Üzerinde çalışmaların halen devam ettiği bu sürece ilişkin bütün detayların önümüzdeki haftalarda daha da kesinleşerek kamuoyuna ilan edileceğini düşünüyorum.
DERSHANELER İLKOKUL, ORTAOKUL, LİSE VE AÇIK LİSEYE DÖNÜŞEBİLİR
Dershaneler akademik liseye mi, açık liseyi mi dönüşecek, özel okul mu olacak? Bu dönüşüm nasıl gerçekleşecek? Zor bir süreç değil mi bu dönüşümü gerçekleştirmek?
Dediğim gibi, burada temel hedefimiz dershanelerin eğitim kurumlarına dönüşmesi. Çok farklı seçenekler sunacağız. Bu seçeneklerin arasında ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren özel okullara dönüşme, anaokuluna dönüşme, açık liseye dönüşme ve benzeri seçenekler de yer alacak. Hemen bütün bakanlıklarla irtibat halindeyiz. Farklı mesleki kurslar veren birimler haline dönüşebilme seçeneği sunacağız. Süreçten kimsenin mağdur olmaması ve sürecin en sağlıklı şekilde yürütülmesi için bir takım teşvikler de hayata geçirilecek. Bütün bu hususlarla ilgili çalışmalarımız çok boyutlu olarak ve ilgili tüm aktör ve paydaşlarla birlikte yürütülüyor.
ETÜT MERKEZLERİYLE İLGİLİ GERÇEK
Sayın Müsteşar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki ücretsiz Etüt merkezleri üzerinden öğrencilerin gözyaşlarının kullanıldığını düşünüyor musunuz? Etüt merkezleri de kapatılacak mı? Nedir etüt merkezleri?
Bakın, ben Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı olarak, yani devletin bir bürokratı olarak bu hususlara girmek istemem, girmeyi kendi adıma ve temsil ettiğim makam adına doğru da bulmam. Bu süreçte çok şey yazıldı, çizildi. Kimin neyi, nasıl savunduğu; kimin neye niçin karşı çıktığı hususunda kamuoyunda yeterince bir zihin açıklığının oluştuğunu düşünüyorum. Ancak etüt merkezleriyle ilgili sorunuza yanıt vermem gerekirse, bu merkezlerin ücretsiz olanlarının kapatılacağı yönündeki haberler kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Hatta ilkokul öğrencileri düzeyinde hizmet veren ücretli etüt eğitim merkezleri de kapatılmayacak. Kapatılması öngörülen etüt eğitim merkezleri, ortaokul ve lise öğrencileri düzeyinde hizmet veren, öğrencileri ücret karşılığında bir üst eğitim kurumunun sınavlarına hazırlayan ve adeta dershanevari bir misyonla çalışan ücretli etüt eğitim merkezleridir. Yoksa ilkokul düzeyinde hizmet veren ücretli etüt eğitim merkezleriyle ücretsiz etüt eğitim merkezlerinin kapatılması söz konusu değil. Ancak bu kurumlar artık okullardaki eğitime paralel eğitim veren ve öğrencileri sınava hazırlayan bir işleve sahip olamayacaklar.
EĞİTİM REFORMU PAKETİ İLK SIRADA
Kaldı ki, biz yalnızca dershanelerin dönüşümünü değil, kısa-orta ve uzun vadeli başka hedefleri de olan kapsamlı bir eğitim reformu paketini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Örneğin bildiğiniz üzere SBS sınavını kaldırdık ve bunun yerine öğrencinin okul başarılarını merkeze alan yeni bir uygulama geliştirdik. Bu uygulama kapsamında, öğrencilerimiz artık yeni ve ekstra bir sınava girmiyor, eğitim öğretim süreci içinde zaten yeter sayıda mevcut olan sınav sonuçları yerleştirmeye esas alınıyor. Geçtiğimiz Kasım ayının son haftasında bu uygulama kapsamındaki ilk sınavlar, hamdolsun, sorunsuz şekilde gerçekleştirildi.
DERSHANE KONUSU PEDAGOJİK
Siz, normal pedagojik süreç diyorsunuz ama, kamuoyu "Dershanelerin kapatılması" 2004 MGK Kararlarında da var. Bu dönüşüm, o kararların sonucu olmasın?
Bakın, birilerinin ısrarla dershanelerin kapatılması olarak takdim ettiği bu süreç, az önce de ifade ettiğim gibi, yalnızca bir dönüşme süreci, bir kapatma süreci değil. Ve bu süreç yine birilerinin kasıtlı şekilde iddia ettikleri gibi, 2004 MGK Kararlarıyla başlamış ya da başlatılmış bir süreç de değil. Eğitim sistemimizin kronik bir sorunu haline dönüşen dershanelerle ilgili olarak muhtelif siyasal iktidarlar bu türden teşebbüsler de bulunmuşlardır. Yine Kalkınma Planlarında bu konuya değinilmiş, örneğin 7, 8 ve 9. Kalkınma Planlarında bu doğrultuda hedefler konulmuştur. Dahası ve belki de en çarpıcı olanı, bu konu yalnızca Hükümet partisinin değil, aynı zamanda CHP ve MHP'nin de gündemine girmiştir. Bu iki partinin 2011 yılındaki seçim beyannamelerini okuduğunuzda, "eğitim sisteminin dershane yükünden kurtulması" gerektiğine ilişkin ifadelere rastlarsınız. Dolayısıyla kamuoyunu yanlış yönlendirmek ve konuyu başka zeminlere çekmek isteyenlerin iddia ettiği gibi, dershane mevzusunu 2004 ya da başka herhangi bir tarihli MGK kararlarıyla ilişkilendirmek doğru değildir. Dershane konusu pedagojik bir konudur ve bu konuya ilişkin tüm politikalar da pedagojik ihtiyaçlar gözetilerek oluşturulmaktadır.
FİŞLEMEDİM, FİŞLENDİM
Bir gazetede Bakanlık çalışanlarının fişlenmesi konusunda talimat verdiğinize dair bir haber yer aldı. Göreve gelir gelmez, fişleme işine mi başladınız?
Bu soruyu sormanız iyi oldu. Çünkü gerçekten çok rahatsız olduğum bir konu. Ben 28 Şubat sürecini yaşayan ve bu süreçte "fişlenen" bir kişiyim. Dolayısıyla bundan dolayı mağdur olmuş birisiyim. Bahse konu habere gelince bu haber tamamen yalan ve uydurmadır. Hiç ama hiç gerçeklik payı yoktur. Zaten ilgili yayın grubu hakkında suç duyurusunda bulundum, gerekli hukuki süreci başlattım. Altını çizerek söylemek isterim ki, ne böyle bir talimatım olmuştur, ne de böyle bir dosya hazırlanıp tarafıma sunulmuştur. Diyebilirsiniz ki, peki neden böyle bir haber yapıldı. Bunun sebebi çok açık. Adı geçen yayın grubunda Milli Eğitim Müsteşarlığı görevine atandığım günden beri geçmişim, kimliğim ve özel hayatımla ilgili hakkımda bir karalama kampanyası başlatıldı. Bunların bir kısmı gazete ve televizyonlarda yer aldı. Ama asıl önemli olan bu yayın gruplarına mensup kişilerle yaşadığım diyaloglar. Bakanlık bünyesinde yapacağımız, yapmaya başladığımız şeylerden duydukları rahatsızlıkları her fırsatta dile getirdiler. En son dershanelerin dönüşüm süreci ile birlikte artık hiç bir ahlaki sınırları olmayan bir noktaya vardı bu iş. Açıkça bu sürecin hayata geçirilmemesi için akla hayale gelmedik yöntemlere başvurdular. Buna devam ediyorlar. Bu fişleme tartışmaları da bunun son örneği. Şunu sizin aracılığınızla bir kez daha vurgulamak istiyorum. Kendisi fişlenen, fişlendiği için mağdur edilen birisi olarak Allah şahit hiç kimseye habere konu olan türden bir talimat kesinlikle vermedim, böyle bir dosya ya da hazırlık da bana kesinlikle ulaştırılmadı. Bu haberi yapanlara hakkımı asla helal etmeyeceğim.
ÖĞRETMEN ADAYLARINA MÜJDE
Elimizde net bir rakam yok. Ancak dershanelerin dönüşüm sürecinde sayın Başbakanımız öğretmenlerin bir kısmını kamuda istihdam edebileceğimizi söyledi. Sektörde resmi rakamlara göre 60 bin civarında öğretmen var. Ayrıca sizin sorduğunuz gibi atama bekleyen öğretmen adayları da var. Dolayısıyla toplam olarak 230 bin civarında bir rakam söz konusu. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen ihtiyacı ise 127 bin. Dolasıyla bütün açığımızı kapatacak bir kadro imkanına sahip olsak dahi, atama bekleyen arkadaşlarımızın sadece yarısına yakınını istihdam edebileceğiz. 2014 yılı Şubat döneminde 10 bin, Ağustos döneminde de 40 bin olmak üzere toplam 50 bin öğretmen istihdam edeceğimizi de sayın başbakanımız müjdeledi. Dolayısıyla önümüzdeki yıl öğretmen ihtiyacımızın önemli bir kısmını daha istihdam etmiş olacağız.
Ben 28 Şubat sürecini yaşayan ve bu süreçte "fişlenen" bir kişiyim. Dolayısıyla bundan dolayı mağdur olmuş birisiyim. Bahse konu habere gelince bu haber tamamen yalan ve uydurmadır. Hiç ama hiç gerçeklik payı yoktur. Zaten ilgili yayın grubu hakkında suç duyurusunda bulundum, gerekli hukuki süreci başlattım. Altını çizerek söylemek isterim ki, ne böyle bir talimatım olmuştur, ne de böyle bir dosya hazırlanıp tarafıma sunulmuştur. Diyebilirsiniz ki, peki neden böyle bir haber yapıldı. Bunun sebebi çok açık. Adı geçen yayın grubunda Milli Eğitim Müsteşarlığı görevine atandığım günden beri geçmişim, kimliğim ve özel hayatımla ilgili hakkımda bir karalama kampanyası başlatıldı.
Kendisi fişlenen, fişlendiği için mağdur edilen birisi olarak Allah şahit hiç kimseye habere konu olan türden bir talimat kesinlikle vermedim, böyle bir dosya ya da hazırlık da bana kesinlikle ulaştırılmadı. Bu haberi yapanlara hakkımı asla helal etmeyeceğim.
DEĞERLERİMİZ PROGRAMLARA YANSIYACAK
Milli Eğitim'de; içerik veya şekle ilişkin müfredat, okullar, öğrenciler, öğretmenler veya velilerle ilgili yaptığınız yeni bir çalışma, düzenleme varsa böyle taze bir haberi ülke insanımıza ilk defa Millî Gazete'den duyurmak isteriz? Neler söylemek istersiniz?
Milli Eğitim Bakanlığı hizmet etmek isteyen insan için oldukça mümbit bir alan. Sizin de saydığınız gibi yapacak çok şeyin olduğu bir alan. Okul türlerinden okul binalarının yapısına, okul programlarından ders kitaplarına, öğretmenlerin istihdamından özlük haklarına değin yapacak çok şey var. Bunların hepsi ile ilgili yürüyen çalışmalar var. Örneğin TÜBİTAK ile birlikte okul programları yeniden yazılıyor. İnsan hakları, demokrasi, bize ait kültürel öğeler vb çokça arzu ettiğimiz değerler yeni programlara işleniyor. Okul binaları ve standartları gerçekten gurur duyacağımız bir yapıya kavuşsun arzu ediyoruz.
http://smart.aksam.com.tr/Home/newsd...m/haber-271495
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıAçık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Uludağ ün. Tıp fak. Uzmanlık öğrencileri temsil kurulu aerol Asistan Dr. / Araştırma Grv. 0 02-26-2011 10:21
Tıp öğrencileri, kadavra görmeden mezun oluyor! houseMD TIP Öğrencileri 2 02-01-2011 15:36
4.sınıf tıp öğrencileri steTUSkop TIP ÖĞRENCİLERİ 0 09-24-2009 14:19
Tıp öğrencileri kongrede buluştu steTUSkop TIP ÖĞRENCİLERİ 4 08-22-2009 01:40
Tıp fakültesi öğrencileri de bu konuda bilgisiz! steTUSkop TIP ÖĞRENCİLERİ 3 05-30-2009 19:58


Şu Anki Saat: 20:25


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com