www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > PARAMEDİKAL DÜNYA > Sosyal Hayatımız > Siyaset / Politika

3168 (2 Kayıtlı Ve 3166 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-29-2013, 08:31   #21
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

ABDURRAHİM BOYNUKALINDİĞER YAZILARI

Demeden Edemedim'Size ve sevdiklerinize hoşlanmadığınız şeyler söyleyebilirler. Eğer bunları yapanlar; ehl-i delalet, ehl-i küfür, ehl-i isyandan ise.. Bunlar Allah tarafından sevilmeyen topluluklarsa, onları sadece Allah'a havale edin. Fakat bunları yapan ehl-i iman ise rica ediyorum; yarım kelime ile dahi beddua etmeyin. Herkese dua edin ama sakın kimseye tel'in ve bedduada bulunmayın. Zerre kadar, arpa kadar iman taşıyan insanın aleyhinde olmayın. Tashih edin, evet o yanlış şeylerini tashih edin ama sakın Allah'a bile havale etmeyin. Size kast edebilir, hassas olduğunuz kutuplara dokunabilir hatta yok etmeye çalışabilirler. Katiyyen beddua etmeyin, katiyyen mü'minlerin aleyhinde olmayın. Bizim yolumuz budur.'

(Fethullah Gülen-17 Mart 1991/Türkiye)

'Allah onların evlerine ateş salsın! Yuvalarını yıksın! Birliklerini bozsun! Duygularını sinelerinde bıraksın! Önlerini kessin! Bir şey olmaya imkân vermesin! (Arapça devam ediyor) Allah'ım onları hezimete uğrat! Onları sars! Birliklerini boz! Onları paramparça et! Onları birbirlerine musallat et! Onlara karşı bize yardım et! Onları birbirine kırdır! (Türkçe devam ediyor) Dememiştim. Demeden edemedim. O kadar diş gösterildi, o kadar salya atıldı, o kadar kimse tahrik edildi, o kadar mel'un düşünceler vizesiz dolaştı ki demeden edemedim.'

(Fethullah Gülen-20 Aralık 2013/A.B.D.)

'Yolsuzluk iddiaları dünyanın her yerinde gazetecilerin ilgisini çeker. Ne var ki seçime çok az bir süre önce yolsuzluk kampanyaları açmak çok sayıda soru işaretlerinin oluşmasına da sebeptir. İki kritik konu var zamanlamada: Bir, bahsi geçen dosyalar niçin bu zamana kadar bekletildi? İki, bu kadar kısa bir süre kalmışken yapılan yolsuzluk suçlamasına cevap vermek için yeterince savunma süresi kaldı mı? Açık söyleyeyim, bu saatten sonra yapılacak olan yolsuzluk suçlamaları doğruyu arama ve yoksulluktan arınma talebinden daha çok siyasette belli bir imaj ve hava oluşturmak içindir ve güvenilir olma özelliğini kaybetmiştir. Bu konuda samimi olan, seçim sonuçlarının sabahında elindeki dosyaları kamuoyuna arz eder.'

(Ekrem Dumanlı-29 Aralık 2008/Zaman Gazetesi)

***

Az buçuk ilme sahip olduğunu iddia eden biz faniler, eğer gerçekten biraz olsun 'derinleşme' yoluna girmişsek; haddimizi bilir ve ona göre konuşuruz.

Zira bilgiyle tanışan insanın herhangi bir konuda göstermesi gereken tavrın 'bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe ererdi' diyen İmam-ı Azam'ın tevazuunda eşitlenmesi gerektiğine inanırız.

Tam da bu sebepten; büyük boylu analizler, kalın fırçayla çizilmiş slogan dolu cümleler bizlere itici gelir. Yazımızı da, siyasetimizi de ticaretimizi de ince huylu bir ahlâk üzere devam ettirmeye çalışırız.

Ancak bugün ortada olan krizin Norveç demokrasisi kıvamında mesajlarla geçiştirebilecek bir mesele olduğuna inanmak, pek de akıl kârı değil.

Allah'ın nasip ettiği bu imkânı, hesap gününde 'o günlerde ne yapmaktaydın?' sorusuna verebileceğimiz esaslı bir cevabımız olsun diye kullanmak durumundayız. Bu anlamda bizim de 'demeden edemeyeceğimiz' bolca şey var.

Fethullah Gülen beyi 'Allah'a bile havale etmeyin' çizgisinden 'Yuvalarını yıksın!' çizgisine getiren şeyin ne olduğunu artık gayet iyi biliyoruz. Ekrem Dumanlı olan biteni oldukça sağlam bir ileri görüşlülükle yıllar önce fevkalade özetlemiş zaten.

Oy vermeyerek hesaba çekebileceğimiz ya da tam tersini yaparak ödüllendirebileceğimiz son derece meşru bir siyasi yapıyla, istişare bile edemediğimiz belirsiz bir siyasal dokunun ve o dokuya ait bileşenlerin kavgasına şahit oluyoruz.

Ben bu kavgada açık ve net olarak tarafım. Kriz anlarında ahlakçılık yapmak gereksiz.

Sözü hiç uzatmadan, dümdüz söyleyelim.

Tabanınız ne kadar bizden ise, tavanınız bir o kadar bize yabancı.

Milleti bıktırmışsınız.

Yıllardan beri okul açma, kurban toplama, gazeteye abone yapma bahanesiyle topladığınız paraların nereye gittiğini bilmiyoruz. Ancak durumu kötüye gittiğinden dolayı size burs vermeyi kesmek zorunda kalan esnafın bir daha yüzüne bile bakmadığınızı gayet iyi biliyoruz.

Sizi kimin temsil ettiğini bilmiyoruz. Ancak '80 darbesinde, 28 Şubat'ta bir kere bile darbecilere karşı 'bu adam bizi temsil etmiyor' demek zorunda kalmayacak şekilde sıfır yanlışsız bir siyaset izlediğinizi gayet iyi biliyoruz.

Gönül köprüleriniz nereye uzanır bilmiyoruz. Ancak Mavi Marmara'da şehit olan Furkan Doğan'ın davasını tek celsede reddedip, üstüne 'giderken bana mı sordunuz?' diyebilecek kadar kalpsiz olabileceğinizi artık maalesef biliyoruz.

Ciğerinizin kimin için yandığına dair artık net bir fikrimiz var. 28 Şubat'tan kimseyi içeride bırakmadınız. Ancak Yakup Köse'leri, Halil Kantarcı'ları, Tayyar Tarcan'ları yeniden hapse yollamak noktasında en ufak bir tereddüt bile göstermiyorsunuz.

Zamanında 'kaçakçılar vuruldu' manşetiyle verdiğiniz Uludere'yi anca hatırlar oldunuz. Ancak bir senedir kimsenin kanı akmadığı için hesapları bozulanlara adeta göz kırpıyorsunuz.

Haberal'a gösterdiğiniz merhameti, BDP'lilerden esirgiyorsunuz.

Yıllarca Müslümanların tam anlamıyla güçlenmeden yaptıkları bütün cesur çıkışları; ahmaklık olarak gördünüz. Kıstaslarını belirlediğiniz mücadele metodunun dışına çıkan herkesi 'kötü temsil' yaftasıyla itibarsız hâle getirdiniz.

Eğitime yoğunlaştınız. Büyük hizmetler verdiniz. Marjinal söylemlere kaymadınız, dünyanın bütün güçleri nezdinde meşruiyet kazandınız. Hâliniz ve tavrınız ile müesses nizama meydan okumayacağınızı açıkça belli ettiniz.

Böylece dünyanın her yerinde okullara sahip oldunuz. Büyüdükçe büyüdünüz. Önce binlere, sonra milyonlara tesir ettiniz. Eğitilmiş kadrolar, yetenekli tüccarlar ve binlerce davaya adanmış insan unsurunuz ile etkili olduğunuz her alanda daha fazlasına talip oldunuz.

İttifaklarla ilerlemek önceliğinizdi. Bu sabitenizden hiç şaşmadınız. Önce Türkiye'de, sonra küresel güçteki bütün aktörlerle masaya oturdunuz. Bunu hiçbir zaman saklamadınız, saklamaya da çalışmadınız.

Geldiğiniz nokta ortada. Bütün metodunuz çöktü, kullanılamaz hâle geldi.

Erbakan Hoca'yı haklı çıkardınız. Çok enterasandır, Nedim Şener'i bile haklı çıkardınız.

Bu kadar özgür olmanın bedeli elbet bir gün sorulacaktı. Ancak bu hesaplaşmanın sizler aracılığıyla gerçekleşeceğini hiç düşünmemiştik.

Tarih biz yaşarken yazılıyor. Ve hepimiz, şahitliğimiz ve aldığımız tavırlar üzerinden bu tarihe notlar düşüyoruz.

Yüzlerce belge, binlerce oyun. Sizin yalanlarınızla, rezil oyunlarınızla başa çıkmak oldukça zor.

Ancak ister kazanın ister kaybedin.. Bundan elli yıl sonra Fethullah Gülen, sadece bir âlim olarak değil dünyevi hırsları olan, Müslüman kardeşine beddualar okuyan bir siyasal özne olarak tarihe geçecek.

Başbakan Erdoğan da, sadece bir siyasetçi olarak değil bütün dünya mazlumlarına umut ışığı olmuş bir adam olarak o sayfalarda yerini alacak.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim.

Hedefinizin Tayyip Erdoğan'sız bir Ak Parti olduğunu hepimiz biliyoruz. İstediğiniz kadar algılarla oynayın. Hükümetin tamamını şaibeli hâle getirseniz dahi, biz Ak Parti'siz Tayyip Erdoğan ile yola devam edecek kadar gözümüzü kararttık.

Bundan sonra ya siyasetten yanayız, ya vesayetten.

Ya ümmetten yanayız, ya da kâfirden.

Durum bizim için bu kadar nettir. Ona göre safınızı belirleyin.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla

     

Alt 12-29-2013, 12:54   #22
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

29 Aralık 2013 Pazar 09:33
Yazar Ahmet Taşgetiren, 17 Aralık sürecini Cemaat'in uluslararası odaklarla birlikte rol aldığı bir yargı darbesi olarak nitelendiriyor.

Yenişafak gazetesine konuşan Taşgetiren, uluslararası odaklarla böyle ilişkilere bazen farkında olarak girildiğini ve buna ihanet dendiğini, bazen de farkında olmadan böyle bir oyunda rol alındığını buna da belki gaflet denilebileceğini söylüyor ve ekliyor: 'Ama sonuç gafletin çok ötesine gider.'

Cemaat'le Ak Parti arasında son dönemde hissedilen bir gerginlik vardı. Bu MİT kriziyle açığa çıkmıştı. Şimdi dershaneler üzerinden yeniden patlak verdi. Durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanlar devlet hizmeti içindeyken de belli bir inanca, bir ideolojiye aidiyetleri olabilir ama bunu devlet görevini etkileyecek şekilde yansıtırlarsa problem başlar. Şimdi bu Cemaat-Hükümet tartışmasında; emniyet boyutunda, yargının her kademesi boyutunda, belki Yargıtay'a, Danıştay'a kadar bir özel yapılanma olduğu ve bunun Cemaat'le bağlantılı olarak süreci etkilediği değerlendirmesi var. Bir yolsuzluk zemininde tartışıyoruz bunu. Yolsuzluk toplumun hassas olduğu bir zemin. Yolsuzluk tartışmasını ortaya çıkardığınızda böyle bir yapının gözardı edilme riski ortaya çıkıyor. Fakat yolsuzluk zemininin de böyle bir yapılanmanın uzantısı olduğu tespiti doğruysa, o zaman yolsuzluk zemininin siyasi zeminde sonuç almak için bu yapı tarafından araç haline getirildiği, araçsallaştırıldığı tespiti öne çıkıyor.

YARGI VESAYETİ YAŞIYORUZ

Sizin gözleminiz ne?

Kimse böyle bir özel yapılanma olduğunu reddetmiyor. Fakat bir kesim bu yapılanma şu anda iktidarı vuruyor diye görmezden geliyor. Dün de bu yapılanma silahlı vesayeti vuruyor diye görmezden gelindi. Oysa böyle bir yapılanma her halûkarda bir problem. Bence 28 Şubat askeri vesayetinin örtülü darbe girişiminde bulunmasından sonra, yargı vesayetinin siyaseti tanzim etmeye yöneldiği bir süreci yaşıyoruz.

Sivil bir darbe süreci yani?

28 Şubat'ta askeri vesayet zayıf koalisyon halindeki bir iktidarı partilerden birinin bünyesinden 50 kadar milletvekilini istifa ettirerek yıkmayı başardı. Şimdi emniyet, yargı vesayeti dediğimiz şey belki böyle bir şeyi de amaçlıyor. Bir takım dosyalardan bahsediliyor. O yapılanma, bunları yolsuzluk görünümü altında gündeme sokuyor. Ellerinde Ak Parti milletvekillerine dair de dosyalar var mı? Bu dosyaları da milletvekillerini istifa ettirmek, iktidarı zayıflatmak için devreye sokacaklar mı? Bu da sorulacak önümüzdeki dönemde.

ULUSLARARASI BİR HAMLE

Sonuç alabilmeleri mümkün mü?

İktidar parlamentodaki sayı itibariyle çok güçlü. Toplumsal karşılık olarak da Tayyip Erdoğan'ın şahsında çok güçlü. Bu Ak Parti'nin genelinde, Tayyip Erdoğan'ın şahsında, Türkiye'ye yönelik bir hamle. Irak'ın petrol ihracatıyla elde edilen paralarının Halkbank'ta birikmesi bu operasyonla devre dışı bırakıldı. Yani uluslararası boyutta Türkiye'ye karşı bir hamleyi gözlemliyoruz. Fakat Recep Tayyip Erdoğan da ben halkın temsiliyle buraya geldim ve beni ancak halkım etkileyebilir diyor. Mitinglerde ve gezi dönüşlerinde büyük kitlelerle buluştu. Erdoğan'ın toplum temsili zayıflamış değil.

Anlattıklarınızı toplarsak, bu Cemaat eliyle yapılan bir darbe girişimi ve yurt dışı odaklar da içinde. Cemaat böyle bir oluşumun içinde bir baskı mı yoksa bir vaat sonucu mu yer aldı?

Cemaat'le hükümet arasında geçen 11 yıl içinde karşılıklı hizmetleri büyütme noktasında bir uzlaşma zemini olduğu gözleniyor. Fakat hükümete diğer muhafazakar camialardan 'Hizmet camiası herşeye hakim olmak istiyor. Devletteki imkanlarını kullanıyor ve ahlaki sınırların dışına çıkılıyor' gibi şikayetler geldiğini biliyorum. Muhtemel ki iktidar daha dengeli ilişkiler götürmek adına adım atmaya yöneldi. Bu adımlar Hizmet tarafından 'Hükümet bize karşı yok edici bir proje geliştiriyor' diye algılandı. Bunun üzerine bir mücadele kararı aldılar.

PARALEL DEVLET OLMAZ

Böyle bir mücadele kararı bana göre, yerel kalsa anlaşılabilir. Fakat Ak Parti son dönemde dış politikası nedeniyle uluslararası bazı güç odaklarının ayaklarına bastı. Küresel statükoyu zorlamaya başladı. Öyle anlıyorum ki Cemaat'in çıkışı bir güç olarak görüldü. Acaba Cemaat'in çıkışı Ak Parti'nin muhafazakar tabanında bir çatlama meydana getirir mi? Ciddi bir zaaf oluşturur mu diye düşünüldü.

Yani içeride ayağına basılanlarla dışarıda ayağına basılanlar birleşti mi?

Birleştiğini görüyoruz. Yargı darbesi niteliğiyle ortaya çıkan şeyin kıymeti harbiyesi büyük gibi gözüküyor ama bunun içinde çok temel bir problem var. O da şu ki; hangi iktidar hangi siyasi kadro hangi devlet kendi içerisinde böyle bir özel yapılanmaya, bir anlamda ülkenin iktidarını sarsacak bir yapılanmaya imkan verir? Ak Parti değil de CHP iktidarı olsa emniyette ve yargıda böyle bir yapılanmaya imkan verir mi? Amerika, Fransa, İngiltere izin verir mi?

ÇİZGİ GÖZETİLMEDİ

Cemaat tamamen kendi değerlerine ters düşecek bir şekilde, dış odaklarla iş birliğine nasıl girebilir?

Bazen farkında olarak böyle bir şeye girişirsiniz. Bunun adı ihanettir. Bazen farkında olmayarak böyle bir oyunda rol alırsınız. Onun adı belki gaflettir ama ürettiği sonuç itibariyle yine gafletin çok ötesine gider. Bazen uluslararası ilişkileriniz sizi böyle bir mecranın içinde rol üstlenir hale getirir. Özellikle Hizmet camiası açısından bu sözümün önemli olduğunu düşünüyorum. Hizmet camiasının Amerika'daki hizmet birimlerini dikkate alarak Amerika'yla karşı karşıya gelmeme hassasiyetini anlarım. Ben öyle olmak istemem ama anlarım. Ama kendi ülkendeki bir operasyonda dış güçlerle paralel bir duruş içine girmek asla kabul edilemez. Bir çizgi olmalı. O çizginin gözetilmediği dikkate alınmadığını düşünüyorum.

Gaflet olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Gaflet kelimesi izah etmiyor. Gafletten öteye gider. Hizmet camiasının üzerinde büyük bir gölge kalacak. Türkiye'ye yönelik bir uluslararası komplonun uzantısı olma gibi bir büyük gölge kalacak. Bunun farkına varmalarını dilerim. Böyle bir cemaate böyle bir savaşta rol vermek gibi ağır bir vebal olamaz. Ben çok ahenkli olduğu kanısında da değilim. Bir merkez karar organı. Orada savaş planlanıyor ve medya ona göre tavır alıyor, polis ona göre tavır alıyor, yargı ona göre tavır alıyor, sokaktaki insan ona göre tavır alıyor. Böyle bir şey midir? Böyleyse bir vahim, böyle bir şey değil de herkes kendi kafasına göre bir savaş taktiği uyguluyorsa o başka bir vahim.

CHP 'Cemaat'i dağıtır

CHP ve Cemaat ittifakından bahsediliyor. Cemaat tabanı CHP'ye oy verir mi?

Bu siyasi bir operasyon. Hemen akla bu soru geliyor. Acaba Cemaat bu seçimlerde Ak Parti karşıtlığına sürüklenir, bu da CHP'ye oy vermeye dönüşür mü? Bunun Cemaat yönetim kadrolarını bir savunma psikolojisine ittiğini gözlüyoruz. Böyle bir tavır şok bir tavır olur. Bütün Cemaat'i bir kere daha diğer dindar toplum tabanlarıyla problemli hale getirir. Ciddi anlamda ayrıştırır. Onun için CHP'ye oy vermek gibi bir tercihimiz olamaz diyorlar. Reel olarak baktığımızda da 'CHP'ye oy verelim' gibi bir deklarasyonun el altından veya el üstünden yapılması, Hizmet camiasının iç halkalarını bir ölçüde etkiliyor olsa bile, sevenler, sempatiyle bakanlar halkalarını olumlu etkileyeceğini düşünmüyorum. Aksine kopuşlar meydana getirir. Şöyle bir projeden de söz ediliyor. CHP'de bazı sembol illerde klasik Ulusalcı, Kemalist çizgide gibi görünmeyen adaylar gösterilmek suretiyle, Cemaat de dileyen dilediğine versin esnekliğini sergiliyor gözükerek, oy kayması ihtimali üzerinde duruluyor. Buradan da şu çıkıyor; Ta Baykal operasyonundan bu yana CHP dizayn ediliyor. Kılıçdaroğlu da, Sarıgül de, Mansur Yavaş da o dizaynın bir parçası. Ak Parti'ye karşı yönetilen yolsuzluk operasyonu da Türkiye'nin o anlamda dizaynının bir parçası. Ben toplumumuzun sağduyulu olduğunu, bu operasyonları oyunları kumpasları bozacak bir siyasi basiretinin bulunduğunu düşünüyorum. Bunun için biz toplumu böyle bir kumpasa inandırırız değerlendirmelerinin çok sağlıklı değerlendirmeler olmadığının altını çizerim.

Kara propaganda yapılıyor

İslam dünyasından bakılınca nasıl görünüyor yaşananlar?

Ak Parti iktidarı döneminde hem Tayyip Erdoğan'ın şahsında, hem de Türkiye olarak ortaya konan ilgilerle, alakalarla çok büyük bir sempati ve ümit halkası oluştu. Gezi olaylarıyla başlayan görüntüler, sokak hareketleri veya daha öncesinde Kürt sorunu ekseninde meydana gelen hareketler bu coğrafyada büyük bir kaygıya yol açıyor. İnsanlar televizyondaki haberleri gözyaşlarıyla takip ediyor Afrika'da, Asya'da. Türkiye'nin kargaşa içine düşüyor gözükmesi büyük bir hüzün oluşturuyor. Anlatılan bir şey daha var. Çok güvendiğim insanlardan dinledim. Pakistan gibi bazı İslam ülkelerinde özellikle hizmet eksenindeki arkadaşlarımızın Tayyip Erdoğan'a yönelik olumsuz çok olumsuz ifadeler kullandıkları ve Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de Müslümanlara baskı yaptığı tarzında bir kamuoyu oluşturmak gibi bir işin içine girdikleri anlatılıyor. Bunlar gerçekten çok üzücü şeyler.

Neden özellikle Başbakan hedef alınıyor?

Ak Parti'nin toplumdan bu ölçüde destek almasında Erdoğan'ın kişiliği, liderliği önemli rol oynuyor. Kararlı bir lider. İradesi güçlü. Boyun eğmeyen bir lider. Bütün bunlar Tayyip Erdoğan olgusunun oluşmasında büyük önem taşıyor. Onu çökertince bir büyük siyasi hamleyi çökertebileceklerini düşünüyorlar. Onun için de Erdoğan '12'dir. 12'yi vurmak için etrafındaki halkaları vurmak istiyorlar. Aslında vurmak istedikleri Tayyip Erdoğan. Halk bunu sezmiştir. Onun için de etrafında halkalanıyor. Bana göre de toplum doğru algılıyor hadiseyi.

Bunun adı Makyavelizm

Cemaat böyle bir kavganın altından kalkabilir mi?

Asla bunun altından kalkması mümkün değil. Dindar bir cemaatin böyle bir işte yer alması diğer dindar cemaatler açısından çok problemli görünen bir roldür. Artı olarak Cemaat'in sembol şahsiyetlerinin, Cemaat'in önünde duran insanların üstlendiği rol itibariyle de çok problemli bir görüntüdür. O sembol kişiler alana kendi kararıyla sürülüyorsa o da ayrı bir vahim, başkaları sürüyorsa o ayrı bir vahim. Ben iktidarı zayıflatmak için ona sempati duyan iş adamlarını bir kumpasa getireyim diyorsunuz. Bunu yargı gibi adalet gibi bir müessese adına yapıyorsunuz. Mukaddesi olan, biraz ahiret sorumluluğu olan birinin böyle bir işin içine girmesi söz konusu değil. Bunun adı Makyavelizm'dir. Bu sürdürülebilir bir iş değildir. Damgalanırsınız. Öğrenilirsiniz. Ve riske girersiniz. Gazetelerde çıkmaya başladı. Falanca yerdeki imam gibi. Başkasının yumruğunu bilmeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış. Bu medya çeşitliliği içinde ne zaman neyin ortaya çıkacağı bilinmez. Onun için dürüst olmak lazım.

Süreç nasıl devam edecek?

Tabii süreç bitmiş değil. Mücadelenin en dramatik tarafı bana göre dindar bir tabana dayanan Cemaat'le yine dindar bir tabana dayanan Hükümet arasında meydana geliyormuş gibi bir durumun ortaya çıkması. Anadolu'da mutfak harcamalarından artırıp öğrenci bursu vermeye çalışan annelerin, Boğaziçi Fizik bölümünü 1. olarak bitirip Moğolistan'a karın tokluğuna hizmete giden gençlerin Türkiye'de bir odak oluşturalım da dindar toplum kesimleriyle karşı karşıya gelecek bir siyasi operasyona zemin hazırlayalım gibi bir düşüncede olacaklarını düşünmüyorum.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 12-29-2013, 20:24   #23
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

12.08.2012

Başbakan sadece kandırılıyor mu? Yoksa büyük bir ihanetin içinde mi milletine vatanına. Tavrına geçmişine baktığınızda Hayır ihanet değil başka bir şey diyorsunuz hemen. Ama ne? Sadece kandırılmak kelimesi doğru bir açıklama gibi gelmiyor bana.

Dünya eskisi gibi değil ki. Sn. Başbakan elindeki Tablet ile -Fatih projesinin dandik tableti değildir heralde elinde bir IPAD vardır sanırım- yada cep telefonu ile istediği her yerden ve her ne vakitte olursa olsun internete giremez mi?

Girer. Giripte kendisini sürekli eleştiren bazı kimseleri es geçelim hiç olmazsa adeta Cemaatin gizli savunucuları Önder Aytaç, Emre Uslu, M.Baransu gibilerin twitlerine yada yazılarına bakmaz mı.Son bir senedeki yazılarını/twitlerini inceleyip olan olayları beraber düşünüp kafasını iki elinin arasına alıp düşünmez mi mesela!!

Diyelim ki siz başbakansınız. sadece sizin şakşakcınız iki üç züppenin dediklerine mi bakarsınız yoksa sizde merak edip bir gözden geçirmezmisiniz basını!

Sadece Kürt B.Atalay yada Caferi Kürt Hakan Fidan’ın dediklerini mi doğru kabul edersiniz PKK/Teror konusunda. Yoksa neredeyse her dediği çıkan Emre Uslu’ya da bir şans verir misiniz. Yani siz başbakan olsanız hiç mi merak edip açıp okumaz değerlendirmezsiniz.
Şahsen ben olsam yapardım. Görünen o ki Erdoğan yapmıyor. Yapmamasının bence nedenleri var:


1- Kuranda geçen “beldetün tayyibetün” kelimesini ebcedle tutturup Başbakan’a allayıp pullayıp sunan ve siz bizim biricik efendimiz padişahımızı mehdimiz görevli zatımızsınız efendimissss. diyen yalakaların gazıyla Sn. Başbakan o kadar uçmuş ki 10 kilo kokainle buhurlanmış gibi. Yüzüne bakaranız hissedersiniz bunu. Konuşma tavrına konuşurken ki mimiklerine bakın.
“Ben bilirim yaaa.. siz kimsiniz? siz merak etmeyin ben herşeyi halledeceğem.. Ben görevliyim. İSMET sıfatı var bende. Yaptığım her şey doğru olma zorundaaa. keh keh.. yaaa.”
Bu tarz mimik anlatıyor herşeyi zaten.

2- Harama batan haram yiyen harama göz yuman bir şahsın basireti bağlanır. Kalbler GILF’lanır Basar’ı ĞIŞAVE’lenir. En açık seçik şeyleri bile anlamaktan aciz kalır. ama anlamadığını bilmez. Öyle bir bataklıktır ki bu sonu cehennem gayyasıdır.

Size 70 yıl ibadet edipte hayatını şeytanın elinde bitiren o papazı hatırlatırım.
Bu İran’a gidip muta nihakıyla fuhuşun, “o kadar hizmet ediyoruz bu da hakkımız” demenin, “eskiden cariye vardı, cariye ile ilişki mekruh sadece, bir günahı yok, şimdide bu var” demenin sonucudur. Bu artık dini kitabı inkarın bir önceki basamağıdır. “Her günahta küfre giden bir yol var” diyen adamın bu lafından sonra söylediklerini okuyun. Derki “gizli işlediği günah onu o kadar rahatsız eder ki sonunda onun olmamasını diler, öyle bir noktaya gelir ki en ufak bir delil(?) onu inkara götürür”

Bizim eski mücahit sonraki müteahit şimdiki ne olursa olsuncuların durumunu ne güzel anlatıyor.
Millet sizden umudu kesdi TAYYİP BEY. Siz o … beyaz güdümlü anketcilerin dediğine aldanmaya devam edin. Siz BATALAY ve FİDANINIZ’ın yolunda izinde devam edin.
Artık size dua etmeyen kocaman bir vatan var. Siz şimdiye kadar anne, manevi önderler ve halkın duasıyla ayakta idiniz. Şimdi size kimse dua etmiyor. Yalakalarınız -eğer biliyorlarsa- onlar etsin dua. Ederler mi? Sanmam. ne edecekler?

Sizi şimdiye kadar iyi bilirdik ama durumunuz 0 70′lik papaza dönmş anlaşılan. ne yazıkki sonunuzu hiç iyi görmüyorum. Gürcüdür ama iyidir diyorduk. Artık demiyoruz.
Bakanlar kurulunu 9 kürt 2 karay 7 gürcü ile doldurup ne yapmaya çalıştığınızı daha o gün zaten anlamıştık.


Siz kandırılmıyorsunuz bence sayın Başbakan. Siz bizzat işin içindesiniz.

Son iki şey.. Sayın Başbakan. O yanınıza cemaati bitirmek için BATALAY’ın sunduğu Kemalettin’e de fazla güvenmeyin. O Kadir bozuntusuna da. Ayrıca size verilen rapor komedi misali. O rapordakiler zaten ayıklanmış ıskartaya çıkarılmış kişiler. Sizin hiiiç tahmin edemediğiniz kişiler işin içinde. güvenmeyin sevgili fidanınıza. Bırakın Fidanı tüm dünyanın gizli servislerini toplayın. Elinize o komedi rapordan daha fazla birşey veremezler. Tam bir komedi o rapor.

Ha ayrıca bir 5-6 ay kadar sonra olacaklar sizin yüzünüzden olacak haberiniz olsun. Artık beklemeye tahammülü yok bu vatanın. İslamın. Müslümanlığın. Sizinle vakit kaybettik 2 yıldır. Yazık bu vakte.

http://numannuh.com/2012/08/12/iktid...1/#comment-102

http://numannuh.com/2012/08/12/iktid...r/#comment-103


Lokman ERDOĞAN-Türk Prometheler, Ergenekon ve Bir Numara…

Yarım asırdan fazla bir süre Topağacı Ihlamur Yolu, H. Apt. No:…Nişantaşı, İstanbul adresinde oturan 12 Aralık 2009’da Milliyet’ten Serpil Yılmaz’a verdiği mülakatta “darbelerin bakanı” olarak anılmak istemediğini özellikle vurgulayan Ş.Ş.K (Şahabettin Şefketli Kocatopçu- Şahap Kocatopçu) nın nisan ayının son günlerinde ölmesi ile birlikte gazetelerde çıkan haberler ve verilen vefat ilanlarının satır aralarına bakıldığı zaman bazı gerçekleri daha iyi anlarız.

Nitekim Ş.Ş.K.’nın ölümü üzerine TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, “Büyük eğitim gönüllüsü Ş.Ş.K’nın, Türk sanayi ve eğitimine yaptığı katkılarla daima TİSK camiasının gönlünde yaşayacaktır” dedi ve ekledi: Kurucumuzdur.

Başka bir sivil toplum kuruşunun “Merhuma Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine tüm sevenlerine sabırlar dilediği ilanı ile öğrendik ki Ş.Ş.K, 1967 yılında kurulan Türk Eğitim Vakfı’nın kurucu üyesi, yönetim kurulu ve mütevelli heyeti üyeliği yapmış bir isim.
Sportoto Süper Ligi kupasını Kadıköy’de kaldıran kulübün sitesinden yapılan açıklamadaki ifadeler ise özenle seçilmişti ve daha dikkat çekiciydi. Satır aralarında Ş.Ş.K’nın ülkemizin en kritik yıllarında üstlendiği büyük sorumlulukları başarıyla yerine getirmesine dikkat çekiliyordu. Ülkemizin en kritik yılları ifadesine nasıl bir anlam yüklememiz gerektiğini düşündüm ve Galatasatay yönetiminin bu cümlelerinden öğrendim ki kulüp en yaşlı üyesini, divan kurulu üyesini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu. İlanların arasında gezerken Ş.Ş.K’nın Marmara Grubu Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın kurucu üyesi ve onur madalyası sahibi olduğunu,“ “Vakfın aziz büyüklerinin(!) cenazesinin Teşvikiye Camii’nden 27 Nisan 2012 günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedileceğini” anlattıkları ilanı okuyunca” bu cümlelerin aslında başlı başına mana taşıdığını düşünmeden edemiyor insan.

Ölüm ilanlarındaki kelimelerin özenle seçilmesine ve 96 yıllık ömrüne sığdırılan işlere baktığımız zaman karşımızda aslında “Orta boy sıradan ve kendi halinde yaşayan daha da önemlisi 52 yıldır oturduğu evi değiştirmeyen, hiç özel arabası olmayan, sıradan bir insan havasında yaşayan bir işadamının durduğunu görürüz.” İşin ilginç ayrıntısı Ş.Ş.K sadece bir iş adamı değildir… 11 Mayıs 1954′ten 22 Eylül 1980′e kadar tam 26 yıl Şişecam Fabrikalarının Genel Müdürlüğünü yapmış bir profesyonel yöneticidir. Patron olmadığı halde “patronlar kulübü” olarak bilinen TÜSİAD’da başkanlık yapan Ş.Ş.K’nın izlerine burada da her dönem rastlamak mümkündür. Ş.Ş.K, TÜSİAD’ da 1971-1975’de Vehbi Koç ile 1980 – 1981, 1982-1984’de Nejat F. Eczacıbaşı ve 1987-1988’de ise Sakıp Sabancı ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanında Şinasi Ertan, Feyyaz Berker, Melih Özakat gibi isimlerle birlikte yer almış. Bir dönemin iktidar belirleyen kurumunda patron olmadığı halde başkan olmak ve Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanında uzun yıllar yer almak nasıl bir gücün yankısıdır merak edilmez mi? Nitekim Ş.Ş.K’nın patronlar kulübüne işveren olmadığı halde 1985-1986 yılları arasında başkanlık yapması da ayrıca değerlendirilmelidir.

Darbelerle anılmak istemeyen ama demokrasiye ara verilince aranıp bulunan Ş.Ş.K’nın, 1960- 1961 yıllarında Sanayi Bakanlığı, 1980-1981 darbe döneminde ise askerler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koltuğuna uygun görülmesinin de bir hikmeti olsa gerekir. Fakat Ş.Ş.K’nın bakanlık dışında yapması gereken işlerin büyüklüğü sebebiyle koltuğu kısa bir sürede terk etmesi daha da önemlisi bakanlık gibi bir makamı elinin tersiyle iade etmesi de hayatının iyi anlaşılmasına yardımcı olacak bir bilgidir. 1995-2003 yılları arasında Yıldız Sarayı Vakfının Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Ş.Ş.K’nın, Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 1997 yılından beri “Duayen Başkanı” olarak anılması tesadüf değildir. Ergenekon terör örgütü davasının sanıklarından B. G’nin avukatlığını yapan emekli tuğgeneral E.B’nin adının Marmara Grubu Stratejik Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın bünyesinde kurulan akademik konsey ile birlikte 26.11.2008 tarihinde gündeme gelmesi dikkatlerden kaçmamıştı. Nitekim akademik konsey ile birlikte ismi anılan kadroları merak ettiğimiz zaman şimdilerde Sincan sakini olan Emekli Orgeneral Çevik Bir’in, bölücü terör örgütü yandaşı öğrencilere burs verdiği iddia edilen Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Başkanı Gülseven Yaşer’in adlarının karşımıza çıktığını görürüz.

1916’da İstanbul’da doğan Ş.Ş.K“Yerin İçine gir, araştırarak gizli taşı bulacaksın.” deyişinin çizdiği hedef doğrultusunda “Eleme, seçme, tanıtma, eğitme ve kendine benzetme” süreçlerinden başarıyla geçer. Cumhuriyet’in kurulduğu yıl başladığı Beşiktaş’taki Taş Mektep’te öğretmenleri tarafından ‘kayan yıldız’, ‘cesur yürekli’ manasına gelen ‘Şahap’ isminin verilmesi ile ismi o günlerden sonra Şahap olarak kalmıştır. Nüfus kâğıdındaki adını ise değiştirmeyerek hayatını dikkat çekmeden iki isimli bir şekilde kendi halinde sürdürmüştür.
1936’da Galatasaray Lisesi’nden mezun olan Ş.Ş.K’nın, Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurduktan sonra ‘Kıvılcım olarak gidecek, volkan olarak döneceksiniz’ diyerek yurtdışına eğitime gönderdiği 700 isimden birisidir. Atatürk, genç cumhuriyetin sanayi ve kültür alanında kalkınmasını sağlamak için 1925 yılında başlayarak birçok yetenekli ve zeki çocuğu yurtdışına eğitime göndermiştir. Bu proje Atatürk’ün ölümüyle kesintiye uğramamış 1947 yılına kadar devam etmiştir. Bu proje doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı, Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Sümerbank gibi farklı kurum ve kuruluşların açtığı sınavları kazanan yetenekli öğrencilerden kimi mühendislik, kimi tıp eğitimi almaya gönderildi. Fakat geri döndüklerinde aslında hiç birisi gönderildikleri noktada değildi. Büyük umutlarla yurt dışına gönderilen 700 çocuktan bir elin parmaklarını geçmeyecek kadarı memleket için kolları sıvarken farklı merkezler tarafından devşirilenlerde yeni hedefler için hazırlıklara başladılar. Kanaatim odur ki bugünlerde gündem olan bazı davaların köklerine ulaşmak için ta o günlere gitmek gerekmektedir. O günlerde seçilen ve yurt dışına gönderilen bu çocuklar ve aileleri mercek altına alındığı zaman sis perdesinin biraz daha aralandığı görülür. Özel sınavlarla seçilen ve o günün Türkiye’sinin zeki çocuklarının Almanya, Fransa, İsviçre, Amerika gibi ülkelerde boş bırakıldığını düşünmek boş bir hayaldir. Bu çocuklar ülkelerine döndüklerinde, bir taraftan alanlarında büyük başarılara imza atarlarken bir taraftan da hazırlandıkları yeni görevlerinde ciddi bir varlık gösterdiler. Örneğin Beşiktaş’taki Taş Mektep’te öğretmenler tarafından ‘kayan yıldız’, ‘cesur yürekli’ manasına gelen ‘Şahap’ adı verilen genç adam devlet bursuyla gittiği Belçika’da metalürji, ABD’de seramik eğitimi aldı. Sümerbank’ta 5 yıl mecburi hizmetin ardından, 26 yıl Şişe Cam’ın Genel Müdürlüğünü yürüttü.

Bütün bunları yaparken Masonlukta iki yılda art arda üç terfi alarak Kalfalığa terfi ederken kendisine güvenenleri yanıltmadığını gösterdi. Çünkü bir Masonun iki yılda Kalfalığa terfi etmek için en az on çırak toplantısına, Üstatlığa yükselmek için ise en az üç Kalfa Toplantısı’na katılmış olması gibi ağır şartlar vardı. Ş.Ş.K’nın birinci dereceyi 6 Haziran 1955′te alırken, bir sonraki yıl yapılan terfi toplantısında ikinci dereceye, 2 Aralık 1957 tarihindeki toplantıda da üçüncü dereceye terfi etmeyi başardı. Kıvılcım olarak gönderilen ve volkan olarak dönmesi beklenen Ş.Ş.K. iki yılda üç terfi alarak gayretini ve samimiyetini göstermesini bilmiştir. Yurt dışına eğitim için gönderilen genç cumhuriyetin 700 çocuğundan geri dönenlerin memleket için hayırlı iş tutmadıkları ulaştıkları derecelere bakılarak çok kolay anlaşılabilir.

Büyük umutlarla eğitim için uğurlanan bu kadronun bu topraklarda kurdukları kripto derin yapı sivil güçlere, siyasetçilere, aydınlara, sermayeye, medya gücüne, hâsılı hayatın her alanına nüfuz ederek Türkiye’yi yılarca dar bir çember içinde tutmayı başarmış ve iktidarların muktedir olmasını engellemişlerdir. Ne yazık ki bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Çünkü iktidarlar iş başına geldikleri zaman bu yapının oyunları ve kafa kolları karşısında şok geçirmekte, sanal gündemden çıkarak büyük hedeflerle ilgilenememektedirler. Yapılan askeri darbelerin, çıkan ekonomik krizlerin, bu toprakları kan deryasına çeviren terör örgütlerinin, naylon tarikat ve cemaat kadrolarının, Liderin çevresindeki bazı isimlerin beslendikleri havuz işte bu havuzdur. Nitekim bir bankanın yayınladığı “Türk Promethe’ler Cumhuriyet’in Öğrencileri Avrupa’da”[1] isimli çalışma ile bu kadronun üstüne sis perdesi çekilmiş ve kamuoyuna birkaç isim sunularak meselenin araştırılmasının önüne geçilmiştir.

Bu günlerde iktidarın af için formüller aradığı bazı isimleri, Atatürk tarafından “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönmelisiniz” sözü ile uğurlanan kadroların yaptıkları “Beşinci Kol Faaliyetlerine” bakarak düşünmek daha doğru olacaktır.
Özellikle ramazan aylarında öğle yemeklerinde buluşan ve toplantı yapan akşamda geniş katılımlı iftarlar verdiği iddia edilen Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 2006 yılında Ş.Ş.K’nın 90.Yaş günü anısına Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlediği etkinlikte söylenen sözler kadar etkinliğe katılan isimlerde dikkat çeker. Ş.Ş.K’nın onur gecesinde buluşan “Süleyman Demirel, Bülent Eczacıbaşı, Aldo Kazkowski, Alev Yaraman, Rona Yırcalı, Orgeneral Atilla Ateş, Barlas Doğu, Prof. Dr. Ahmet Samsunlu, Org. Necdet Timur, Prof. Dr. Tunç Erem, Org. İsmail H. Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi önemli isimlerin K ile nasıl bir gönül bağı içerisinde olduklarını hep merak etmişimdir. Nitekim toplantıda yapılan konuşmaların verdiği mesaj toplantının içeriği kadar önemlidir.

Yapılan toplantıda Marmara Vakfı Başkanı Suver’in “Ş. Ağabeyimiz Türkiye için önemli bir sembol, yaşayan bir anıttır.” demesi, Rona Yırcalı’nın, “Bey’in Türkiye’nin kalkınması için her alanda takdire şayan emek sarf ettiğini vurgulaması, Demirel’in “Ş.Ş.K bu ülkeye ve ülkem insanına hizmet için hala elinden geleni yapıyor.” Cümlesinin alkış almasının mutlaka bir anlamı olmalıdır.
Lev Nikolaviç Tolstoy ne güzel demiş: “Ateşi kıvılcımken söndürmek lazım.”
[1] 1925-1947 tarihleri arasında sınavla yurt dışına eğitim için gönderilen isimlerden bazıları şunlardır: Nüvit Arıcan, Necip Tolon, Emin Ünalan, Haşim Şensoy, Lütfullah Ulukan, Mustafa Bayram, Tahsin Önalp, Şükrü Topsakal, Prof. Seyfettin Saraçoğlu, Adnan Erkmenol, Bedrettin Sarp, Suat Seyhun, Dr. Şahabettin Şefketli Kocatopçu, Bahri Ersöz, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek.
Lokman Erdoğan, 19.05.2012 yusufgezgin.com

Hamiş son NOT: Bu yazıda geçen şahsın gizli bir numaramız, Selanik Dönmelerinin tahtsız kralı Dr. Şahabettin Şefketli Kocatopçu olduğunu halen anlayamadı iseniz pes doğrusu! Cumhuriyet’in altın çocukları olarak lanse edilipte aslında milli devletimize, milletimize değil masonlara hizmet edenler içinde bir tek Necip Fazıl Kısakürek üretim hatasıdır! Ezberleri bozan bir yazı değil mi!
Teşekkürler Lokman Erdoğan’a. Faruk Arslan
http://www.yusufgezgin.com/turk-prom.../#comment-2548


Derin Ankara’da Acem Oyunları- Lokman Erdoğan
Lokman ERDOĞAN
lokerdo@hotmail.com
Terör saldırıları ile gök ekin gibi biçilen daha sonra sloganlarla kara toprağın bağrına bırakılan bu ülkenin evlatlarının cenaze törenleri bile psikolojik bir savaşın kirli bir parçası haline getirilirken, insanın ağzına şairin cümlesi ile “zehirden kelimeler” doluyor.
Ötelerin ötesini düşünmeyen, koltuğuna çiviyle çakıldığını zanneden, “Ben Allah’ın bu millete bir lütfuyum. Ben her şeyi düşünürüm. Siz beni takip edin, bakın neler yapacağım, göreceksiniz.” havasına sahip kadrolarla bu ülkenin terör belasından, iliklerinde yaşayan cunta geleneğinden, karanlık yapılarının demokrasiye balans ayarı yapma özleminden, dindar insanları tehlike görme sevdasından kurtulacağını, buram buram demokrasi ve insan hakkı kokan bir anayasası yapılacağını artık düşünmüyorum.
Dünün hesabı artık dünde kaldı. Dünya eski dünya değil. Türkiye’nin hesap içinde hesap, oyun içinde oyun kuran on yıllık planlar yapan yöneticileri ‘Milletin sevgisi benimle. Başka bir rakibim yok.” düşüncesi ile hareket eden kadrolarının işte bu noktada durmaları ve iç dünyalarındaki benlik nehrinin hangi vadilere aktığını düşünmelidirler.
www.yusufgezgin.com ve www.numannuh.com adlı analiz sitelerine zaman zaman devletin önemli birimlerinin son bir iki yıldır terörle müzakere yapmanın yollarını ararken bir taraftan da milletle bütünleşen kurumları da izlemeye aldıklarını tarihe not düşmüş bu kurumlar tarafından Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da camianın bölge halkıyla bütünleşen gönül adamlarının evlerinin,iş yerlerinin krokilerinin hazırlandığını yazmıştım. Bu krokileri hazırlayan kadro bu gün terör karşısında alabora olan, patlayan bombalarla kimyası bozulan kadrodur. Görünen odur ki bu kadro maalesef bu ülkede beyazların nasıl bir yapı kurduğunu çözmeden alkışların büyülü tadıyla güç zehirlenmesi yaşamaya başlamış… İnancın diriltici tadına sığınan insanların samimiyetle, ipek böceği sabrıyla inşa ettikleri kurumları ve o kurumlarda yetişen bireyleri ötekileştirme sevdasına kapılmışlardır.

Şeraitte hüküm zahire bakılarak verilir, düsturunun da etkisiyle bu günlerde karanlık bir kadronun sürmanşetten verdiği müsteşarlık raporuna bakınca hiç şaşırmadım. Bu raporu ya da benzeri raporları hazırlayan ya da talimat veren bu raporu büyük bir aşkla üstlerine sunan kadroların terör sorunun çözülmesi konusunda şimdiye kadar neden bir arpa boyu yol alamadığını artık sorgulamaya gerek yok.

Bazı has okurların yazılarımıza yazdıkları samimi yorumlarına bir gönderme yapalım ve onlara hatırlatalım. Bu toprakların ağzı dualı ve yüreği kavi insanları hakkında müsteşarlığın hazırladığı raporun neresini liderin samimiyeti olarak görmemi istersiniz. Liderin böyle bir rapor hazırlatmadığını iddia edenlere liderin rapor hazırlatmadığı konu yok, demek yeterli mi?
Bu raporun hazırlanmasının talimatını veren kadronun bu topraklardan insanların inançlarının alındığı zaman geriye ne kalacağını düşündüklerini sormak gerekmez mi?

Bu gün Suriye’yi kan gölüne çeviren Nusayriler, Bulgarlar da soy itibariyle Türk değil mi?
Görünen o ki bu toprakların saf inanç hamuruyla mayalanmasından rahatsız olan Melküm’ün torunları, Horbolar ve Proje Adamlar iktidarı istedikleri kıvama getirmişlerdir. Derin Ankara’nın acem oyunlarının kitabını yazan proje adamlar herkesin nemalandığı kadar yanında yer aldığı Erdoğan’ı İran karşısında savunmasız bir duruma getirmekle kalmadılar camia ile arasını bozarak iyi bir iş çıkardırlar.


Bu günlerin karar alıcısının “beyazların en beyazı, elindeki boruyu milletin gözüne sokanı” ile ilgili değerlendirmelerini AK Parti’ye oy veren kitlelerin alkışladığını düşünmek ne kadar yanıltıcıdır. Lüks hayata alışan, pahalı zevklerinin esiri olan maaşlı danışmanların toplumun bu fotoğrafını okuması mümkün değildir.

TCG Oruç Reis Fırkateyni’nde iktidara Trabzon mesajı veren İ.B için ATV ve A Haber kanallarının ortak yayınladığı ‘Gündem Özel’ programında söylediklerinin unutulmaması gerekiyor. Ne demiştiErdoğan: “İlker paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın, bu tür bir benzetmenin doğru olmadığını ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum. Daha önce de söyledim. Tutuklu yargılanmasını dahi yargıda olmasına rağmen söylüyorum, doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanmasından yana olduğumu da daha başta söyledim. TSK mensubu kaçmaz. Çağrılınca ailelerini bırakıp geldiler, tutuklandılar. Bu bir inceliktir. Öyleyse tutuksuz yargılarsınız.” Bu cümleler ilk elden kulağa hoş gelen cümlelerdir ve 18 Kasım 2011 tarihinde haber merkezlerine düşen haberle birlikte değerlendirildiği zaman ise pratikte hiçbir geçerliliği olmayan değerlendirmelerdir. Çünkü biz 2011 yılında TSK mensuplarının da kaçabileceğini görmüş hatta ve hatta bu kaçışa PKK’nın da katkısı olduğu haberlerini okumuştuk. İnternet Andıcı davası sanığı Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın PKK’nın yardımı ile Rusya’ya nasıl kaçtığını eminim ki danışmanları bilgi notu olarak Başbakan’ın önüne koymuşlardır.

Bütün bu bilgileri bir arada değerlendirdiğimiz zaman iktidar mensuplarının ateşten gömleği giymek için büyük bir özveri ve enerjiyle gece gündüz nasıl çalıştıklarını anımsıyor ve ‘hey gidi günler’ diyoruz. Seçimlerde Anadolu yollarına düşen AK Partili vekiller insanların bağını, bahçesini bırakıp peşlerinden koştuğu günlerdeki samimiyetlerini derin Ankara’da unuttular ve millet için çıktıkları yolda -bir dönemler kendilerini tehdit algısı olarak gören devletin ilgili birimlerinin- proje yapıların şakşakçısı ve en büyük destekçisi oldular. İktidar bu anlamda ustalık dönemi olarak ilan ettiği üçüncü döneminde ciddi yaralar almaktadır. Ankara’nın koridorlarında gözden ırak duran proje bir kadro bu günlerde lideri ve her fırsatta koruduğu adamlarını içinden çıkamayacakları bir vadiye ustaca soktukları için kutlama yapıyorlar.

Nitekim Lider, ‘milletin yiğidi’ olarak çıktığı yolculuğunu şimdilik derin Ankara’nın kader biçeni havasında sürdürmeye devam ediyor.

İktidar, kısacası Lider, “Anadolu toprağından kaynayan bir kan, bin bir emek, bin yıllık bir tarih, ve ebedî olduğuna inanılmış bir ruhla yola çıkan kadroları yola getirmek için hazırlanan bu günlerde de karanlık bir merkezden yayınına başlanılan ve müsteşarlığa ait olduğu iddia edilen raporun ilk haber anonsu yapıldığı gün -fitneye geçit vermek istemiyorsa aynı saatte- yalanlamalıydı. Fakat eldeki bilgiler doğrultusunda müsteşarlık beklemeyi tercih etti. Bu beklemeyi şu şekilde okumak mümkün aslında. Elde “Zakkum bahçesine bir fidanla bahar gelir” hayalini kuranların talimatı ile hazırlanan bir rapor var fakat o raporun üslubu karanlık merkezlerin deforme ettiği dosyanın üslubu ile aynı değil.

Müsteşarlık karanlık merkezin çalışmasını haber anonsunun geçildiği gün yalanlamayarak aslında raporun varlığını kabul etti. Benim merak ettiğim aynı müsteşarlık acaba 04/07/2012 tarihinde http://numannuh.com/2012/07/04/sezer...ereye-cikar-3/ linkinde yer alan yazımızda belirttiğimiz gibi “Bu ülkede dindar insanların ne tür faaliyetler yaptığını araştıran, kimin evinde nasıl giyindiğini merak eden, cemaatlerin sembol isimlerinin çocuklarının ve eşlerinin zaafları üzerinde çalışma yapacak kadar gözünü karartanlar acaba bu ülkede hangi kurumda kaç Nusayri olduğu, hangi Nusayri’nin hangi makamlarla ittifaklarla seçildiği üzerinde herhangi bir çalışma yaptılar mı? Liderin ve Zakkum Bahçesindeki yalnız Fidan’ın devletin hayati kurumlarına çöreklenen inançlarını eşlerinden saklayan Nusayrilik inancına inanan kadronun bazı kurumlardaki gücü konusunda nasıl bir çalışma yaptıklarını merak ediyorum. Ve diyorum ki hiçbir çalışma yapmadılar. Bazı kurumlarımız bu konuda eğer gerekli çalışmayı yapsalardı PKK bu topraklarda bu kadar sistemli hale gelebilir miydi? Bu milletin evlatlarının daha doğrusu “Yaşatma İdeali” ile yaşayanların Yargı’da, Askeriye ve Emniyet’te görev aldıklarının gündem yapıldığının yüzde biri kadar Nusayrilerin nasıl yapılandıkları konuşulsaydı MİT görevlisi Ö.S’nin organize ettiği ekip tarafından Türkiye Devletine güvenerek ona sığınan Özgür Suriye Ordusu lideri Albay Hüseyin Hermuş, Beşşar Esed yönetimine satılabilir miydi? Bu ihanetten MİT Hatay Bölge Müdürü M.A. A’nın da aynı gün haberinin olduğunun iddia edilmesi Zakkum Bahçesinde bir çiçekle bahar geleceğini düşünenlerin kişisel hatıratlarında not olarak düşmüştür. Merak ediyorum Lider ve Zakkum Bahçesinde yalnız Fidan acaba bu olaydan sonra bir muhasebe yapıp devletin hayati kurumlarında bu yapının kaç elamanı var, diye düşünmüşler midir? Keşke yanılsam ;ama hiç sanmam ;çünkü bütün bu ihanetler olurken birileri bambaşka dosyaların hazırlığını yapıyorlardı. Başkentte oluşturulan havuzlarda isimler birikiyor. Bazı rektörler “Aman ha! Alacağınız isimleri iyi belirleyin. Sızma olmasın.” uyarısı ile fırça üstüne fırça yiyorlardı. Ustanın çevresini saran bir başka ekipte ‘Efendim, Bunların güçlerini abartmayın. Oy oranları yüzde üçü bulmaz.” telkinini yaparak taş döşemeye devam ediyorlardı. Hesap içinde hesap oyunun ortasında oyun ve şairin mısrası ile künde üstüne künde… Türk Devletine sığınan bir albayı biraz kaba bir deyim olacak ama bağırta bağırta teslim etme cüretini gösteren MİT görevlisinin bu işi yüz bin dolar için yaptığını açıklamak ve kurumdaki Nusayri yapıyı hafife almak büyük bir yanlıştır.
Aslında her şey ortada, lakin iktidar İran’ın çekim alanından çıkmadığı müddetçe bu ülke insanına vereceği hiçbir şey yoktur. Bu çekim alanı bu iktidarın sayfaları zehirli masal kitabıdır. Kanaatimce müsteşarlık tarafından hazırlanan bütün raporların üzerinde bu çekim alanın derin etkisi vardır.
Gerisi ise sadece kelimeler…

Bir de Başbakan’ın en güvendiği bürokratlardan Kelger’li Efgan…
Bu günlerde müsteşarlık merkezli olduğu iddia edilen rapora bakıp CIA’nın, NDS’in,BND’nin,ASIS’in,MTN ‘nin, KGB’nin, VEVAK’ın, RAW’ın, MOSSAD’ın, HHAA’nın,SIS’ın, OSA’nın,ABIN’nin, BRD’nin, DGSE’nin, SASS’ın, DDS’nin,NIS’ın, SOA’nın, KNB’nin, Maldivler’de NSS’nin · Malezya’da KRD’nin, Meksika da CISEN’nin, Mısır da GIS’nin Mozambik’de SISE’nin,Nijerya da NIA’nın, Özbekistan da MXX’in, · Pakistan da ISI’nın kısacası dünyanın her bölgesinde farklı bir istihbarat kuruluşunun raporlar hazırladığı sinyalize istihbarat servislerinin dinlemeler yaptığı düşünülmelidir. Bilinmesi gerekiyor ki bir zamanlar mahalle bekçileri takip ediyordu şimdi uluslar arası örgütler. Düşünüyorum ve merak ediyorum acaba istihbarat örgütleri gecenin bir vakti namaza kalkan, haftanın belli günlerini oruçla geçiren insanlar hakkında kısacası bulundukları her iklime güven ve itimat götüren hayatlarıyla Yunus’a,Ebu Hanife’ye,Mevlana’ya, Huzeyfe’ye can veren kadrolar için nasıl bir cümle yazar…
http://numannuh.com/2012/08/10/derin...em-oyunlari-2/

Derin Yapının Yeni Yuvası…- Lokman Erdoğan
Numan Nuh: Dershaneleri kapatamadık,listeyi alamadık bizde sınavı iptal ettik:2013-2014 Eğitm Öğretim döneminde Polis Kolejine öğrenci alınmayacak.
Numan Nuh, Emre Uslu, Lokman Erdoğan: Acilcileri yıllardır sessizce uyutan,Mihraç'ı besleyen,Acilcileri referans yapıp pasaport alan ve Reyhanlıyı hedef yapanlr bizim iyi çocuklar
İstihbaratta deprem- Adem Yavuz Arslan
Numan Nuh: TaksimGeziPark eylemlerinin aktörleri Türkçe Olimpiyatlarını gündemden düşürmek için ülkeyi yakmayı göze aldılar desem kim ne der...
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 12-30-2013, 09:42   #24
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
12.08.2012

Başbakan sadece kandırılıyor mu? Yoksa büyük bir ihanetin içinde mi milletine vatanına. Tavrına geçmişine baktığınızda Hayır ihanet değil başka bir şey diyorsunuz hemen. Ama ne? Sadece kandırılmak kelimesi doğru bir açıklama gibi gelmiyor bana.

Dünya eskisi gibi değil ki. Sn. Başbakan elindeki Tablet ile -Fatih projesinin dandik tableti değildir heralde elinde bir IPAD vardır sanırım- yada cep telefonu ile istediği her yerden ve her ne vakitte olursa olsun internete giremez mi?

Girer. Giripte kendisini sürekli eleştiren bazı kimseleri es geçelim hiç olmazsa adeta Cemaatin gizli savunucuları Önder Aytaç, Emre Uslu, M.Baransu gibilerin twitlerine yada yazılarına bakmaz mı.Son bir senedeki yazılarını/twitlerini inceleyip olan olayları beraber düşünüp kafasını iki elinin arasına alıp düşünmez mi mesela!!

Diyelim ki siz başbakansınız. sadece sizin şakşakcınız iki üç züppenin dediklerine mi bakarsınız yoksa sizde merak edip bir gözden geçirmezmisiniz basını!

Sadece Kürt B.Atalay yada Caferi Kürt Hakan Fidan’ın dediklerini mi doğru kabul edersiniz PKK/Teror konusunda. Yoksa neredeyse her dediği çıkan Emre Uslu’ya da bir şans verir misiniz. Yani siz başbakan olsanız hiç mi merak edip açıp okumaz değerlendirmezsiniz.
Şahsen ben olsam yapardım. Görünen o ki Erdoğan yapmıyor. Yapmamasının bence nedenleri var:


1- Kuranda geçen “beldetün tayyibetün” kelimesini ebcedle tutturup Başbakan’a allayıp pullayıp sunan ve siz bizim biricik efendimiz padişahımızı mehdimiz görevli zatımızsınız efendimissss. diyen yalakaların gazıyla Sn. Başbakan o kadar uçmuş ki 10 kilo kokainle buhurlanmış gibi. Yüzüne bakaranız hissedersiniz bunu. Konuşma tavrına konuşurken ki mimiklerine bakın.
“Ben bilirim yaaa.. siz kimsiniz? siz merak etmeyin ben herşeyi halledeceğem.. Ben görevliyim. İSMET sıfatı var bende. Yaptığım her şey doğru olma zorundaaa. keh keh.. yaaa.”
Bu tarz mimik anlatıyor herşeyi zaten.

2- Harama batan haram yiyen harama göz yuman bir şahsın basireti bağlanır. Kalbler GILF’lanır Basar’ı ĞIŞAVE’lenir. En açık seçik şeyleri bile anlamaktan aciz kalır. ama anlamadığını bilmez. Öyle bir bataklıktır ki bu sonu cehennem gayyasıdır.

Size 70 yıl ibadet edipte hayatını şeytanın elinde bitiren o papazı hatırlatırım.
Bu İran’a gidip muta nihakıyla fuhuşun, “o kadar hizmet ediyoruz bu da hakkımız” demenin, “eskiden cariye vardı, cariye ile ilişki mekruh sadece, bir günahı yok, şimdide bu var” demenin sonucudur. Bu artık dini kitabı inkarın bir önceki basamağıdır. “Her günahta küfre giden bir yol var” diyen adamın bu lafından sonra söylediklerini okuyun. Derki “gizli işlediği günah onu o kadar rahatsız eder ki sonunda onun olmamasını diler, öyle bir noktaya gelir ki en ufak bir delil(?) onu inkara götürür”

Bizim eski mücahit sonraki müteahit şimdiki ne olursa olsuncuların durumunu ne güzel anlatıyor.
Millet sizden umudu kesdi TAYYİP BEY. Siz o … beyaz güdümlü anketcilerin dediğine aldanmaya devam edin. Siz BATALAY ve FİDANINIZ’ın yolunda izinde devam edin.
Artık size dua etmeyen kocaman bir vatan var. Siz şimdiye kadar anne, manevi önderler ve halkın duasıyla ayakta idiniz. Şimdi size kimse dua etmiyor. Yalakalarınız -eğer biliyorlarsa- onlar etsin dua. Ederler mi? Sanmam. ne edecekler?

Sizi şimdiye kadar iyi bilirdik ama durumunuz 0 70′lik papaza dönmş anlaşılan. ne yazıkki sonunuzu hiç iyi görmüyorum. Gürcüdür ama iyidir diyorduk. Artık demiyoruz.
Bakanlar kurulunu 9 kürt 2 karay 7 gürcü ile doldurup ne yapmaya çalıştığınızı daha o gün zaten anlamıştık.


Siz kandırılmıyorsunuz bence sayın Başbakan. Siz bizzat işin içindesiniz.

Son iki şey.. Sayın Başbakan. O yanınıza cemaati bitirmek için BATALAY’ın sunduğu Kemalettin’e de fazla güvenmeyin. O Kadir bozuntusuna da. Ayrıca size verilen rapor komedi misali. O rapordakiler zaten ayıklanmış ıskartaya çıkarılmış kişiler. Sizin hiiiç tahmin edemediğiniz kişiler işin içinde. güvenmeyin sevgili fidanınıza. Bırakın Fidanı tüm dünyanın gizli servislerini toplayın. Elinize o komedi rapordan daha fazla birşey veremezler. Tam bir komedi o rapor.

Ha ayrıca bir 5-6 ay kadar sonra olacaklar sizin yüzünüzden olacak haberiniz olsun. Artık beklemeye tahammülü yok bu vatanın. İslamın. Müslümanlığın. Sizinle vakit kaybettik 2 yıldır. Yazık bu vakte.

http://numannuh.com/2012/08/12/iktid...1/#comment-102

http://numannuh.com/2012/08/12/iktid...r/#comment-103


Lokman ERDOĞAN-Türk Prometheler, Ergenekon ve Bir Numara…

Yarım asırdan fazla bir süre Topağacı Ihlamur Yolu, H. Apt. No:…Nişantaşı, İstanbul adresinde oturan 12 Aralık 2009’da Milliyet’ten Serpil Yılmaz’a verdiği mülakatta “darbelerin bakanı” olarak anılmak istemediğini özellikle vurgulayan Ş.Ş.K (Şahabettin Şefketli Kocatopçu- Şahap Kocatopçu) nın nisan ayının son günlerinde ölmesi ile birlikte gazetelerde çıkan haberler ve verilen vefat ilanlarının satır aralarına bakıldığı zaman bazı gerçekleri daha iyi anlarız.

Nitekim Ş.Ş.K.’nın ölümü üzerine TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, “Büyük eğitim gönüllüsü Ş.Ş.K’nın, Türk sanayi ve eğitimine yaptığı katkılarla daima TİSK camiasının gönlünde yaşayacaktır” dedi ve ekledi: Kurucumuzdur.

Başka bir sivil toplum kuruşunun “Merhuma Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine tüm sevenlerine sabırlar dilediği ilanı ile öğrendik ki Ş.Ş.K, 1967 yılında kurulan Türk Eğitim Vakfı’nın kurucu üyesi, yönetim kurulu ve mütevelli heyeti üyeliği yapmış bir isim.
Sportoto Süper Ligi kupasını Kadıköy’de kaldıran kulübün sitesinden yapılan açıklamadaki ifadeler ise özenle seçilmişti ve daha dikkat çekiciydi. Satır aralarında Ş.Ş.K’nın ülkemizin en kritik yıllarında üstlendiği büyük sorumlulukları başarıyla yerine getirmesine dikkat çekiliyordu. Ülkemizin en kritik yılları ifadesine nasıl bir anlam yüklememiz gerektiğini düşündüm ve Galatasatay yönetiminin bu cümlelerinden öğrendim ki kulüp en yaşlı üyesini, divan kurulu üyesini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu. İlanların arasında gezerken Ş.Ş.K’nın Marmara Grubu Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın kurucu üyesi ve onur madalyası sahibi olduğunu,“ “Vakfın aziz büyüklerinin(!) cenazesinin Teşvikiye Camii’nden 27 Nisan 2012 günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedileceğini” anlattıkları ilanı okuyunca” bu cümlelerin aslında başlı başına mana taşıdığını düşünmeden edemiyor insan.

Ölüm ilanlarındaki kelimelerin özenle seçilmesine ve 96 yıllık ömrüne sığdırılan işlere baktığımız zaman karşımızda aslında “Orta boy sıradan ve kendi halinde yaşayan daha da önemlisi 52 yıldır oturduğu evi değiştirmeyen, hiç özel arabası olmayan, sıradan bir insan havasında yaşayan bir işadamının durduğunu görürüz.” İşin ilginç ayrıntısı Ş.Ş.K sadece bir iş adamı değildir… 11 Mayıs 1954′ten 22 Eylül 1980′e kadar tam 26 yıl Şişecam Fabrikalarının Genel Müdürlüğünü yapmış bir profesyonel yöneticidir. Patron olmadığı halde “patronlar kulübü” olarak bilinen TÜSİAD’da başkanlık yapan Ş.Ş.K’nın izlerine burada da her dönem rastlamak mümkündür. Ş.Ş.K, TÜSİAD’ da 1971-1975’de Vehbi Koç ile 1980 – 1981, 1982-1984’de Nejat F. Eczacıbaşı ve 1987-1988’de ise Sakıp Sabancı ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanında Şinasi Ertan, Feyyaz Berker, Melih Özakat gibi isimlerle birlikte yer almış. Bir dönemin iktidar belirleyen kurumunda patron olmadığı halde başkan olmak ve Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanında uzun yıllar yer almak nasıl bir gücün yankısıdır merak edilmez mi? Nitekim Ş.Ş.K’nın patronlar kulübüne işveren olmadığı halde 1985-1986 yılları arasında başkanlık yapması da ayrıca değerlendirilmelidir.

Darbelerle anılmak istemeyen ama demokrasiye ara verilince aranıp bulunan Ş.Ş.K’nın, 1960- 1961 yıllarında Sanayi Bakanlığı, 1980-1981 darbe döneminde ise askerler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koltuğuna uygun görülmesinin de bir hikmeti olsa gerekir. Fakat Ş.Ş.K’nın bakanlık dışında yapması gereken işlerin büyüklüğü sebebiyle koltuğu kısa bir sürede terk etmesi daha da önemlisi bakanlık gibi bir makamı elinin tersiyle iade etmesi de hayatının iyi anlaşılmasına yardımcı olacak bir bilgidir. 1995-2003 yılları arasında Yıldız Sarayı Vakfının Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Ş.Ş.K’nın, Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 1997 yılından beri “Duayen Başkanı” olarak anılması tesadüf değildir. Ergenekon terör örgütü davasının sanıklarından B. G’nin avukatlığını yapan emekli tuğgeneral E.B’nin adının Marmara Grubu Stratejik Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın bünyesinde kurulan akademik konsey ile birlikte 26.11.2008 tarihinde gündeme gelmesi dikkatlerden kaçmamıştı. Nitekim akademik konsey ile birlikte ismi anılan kadroları merak ettiğimiz zaman şimdilerde Sincan sakini olan Emekli Orgeneral Çevik Bir’in, bölücü terör örgütü yandaşı öğrencilere burs verdiği iddia edilen Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Başkanı Gülseven Yaşer’in adlarının karşımıza çıktığını görürüz.

1916’da İstanbul’da doğan Ş.Ş.K“Yerin İçine gir, araştırarak gizli taşı bulacaksın.” deyişinin çizdiği hedef doğrultusunda “Eleme, seçme, tanıtma, eğitme ve kendine benzetme” süreçlerinden başarıyla geçer. Cumhuriyet’in kurulduğu yıl başladığı Beşiktaş’taki Taş Mektep’te öğretmenleri tarafından ‘kayan yıldız’, ‘cesur yürekli’ manasına gelen ‘Şahap’ isminin verilmesi ile ismi o günlerden sonra Şahap olarak kalmıştır. Nüfus kâğıdındaki adını ise değiştirmeyerek hayatını dikkat çekmeden iki isimli bir şekilde kendi halinde sürdürmüştür.
1936’da Galatasaray Lisesi’nden mezun olan Ş.Ş.K’nın, Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurduktan sonra ‘Kıvılcım olarak gidecek, volkan olarak döneceksiniz’ diyerek yurtdışına eğitime gönderdiği 700 isimden birisidir. Atatürk, genç cumhuriyetin sanayi ve kültür alanında kalkınmasını sağlamak için 1925 yılında başlayarak birçok yetenekli ve zeki çocuğu yurtdışına eğitime göndermiştir. Bu proje Atatürk’ün ölümüyle kesintiye uğramamış 1947 yılına kadar devam etmiştir. Bu proje doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı, Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Sümerbank gibi farklı kurum ve kuruluşların açtığı sınavları kazanan yetenekli öğrencilerden kimi mühendislik, kimi tıp eğitimi almaya gönderildi. Fakat geri döndüklerinde aslında hiç birisi gönderildikleri noktada değildi. Büyük umutlarla yurt dışına gönderilen 700 çocuktan bir elin parmaklarını geçmeyecek kadarı memleket için kolları sıvarken farklı merkezler tarafından devşirilenlerde yeni hedefler için hazırlıklara başladılar. Kanaatim odur ki bugünlerde gündem olan bazı davaların köklerine ulaşmak için ta o günlere gitmek gerekmektedir. O günlerde seçilen ve yurt dışına gönderilen bu çocuklar ve aileleri mercek altına alındığı zaman sis perdesinin biraz daha aralandığı görülür. Özel sınavlarla seçilen ve o günün Türkiye’sinin zeki çocuklarının Almanya, Fransa, İsviçre, Amerika gibi ülkelerde boş bırakıldığını düşünmek boş bir hayaldir. Bu çocuklar ülkelerine döndüklerinde, bir taraftan alanlarında büyük başarılara imza atarlarken bir taraftan da hazırlandıkları yeni görevlerinde ciddi bir varlık gösterdiler. Örneğin Beşiktaş’taki Taş Mektep’te öğretmenler tarafından ‘kayan yıldız’, ‘cesur yürekli’ manasına gelen ‘Şahap’ adı verilen genç adam devlet bursuyla gittiği Belçika’da metalürji, ABD’de seramik eğitimi aldı. Sümerbank’ta 5 yıl mecburi hizmetin ardından, 26 yıl Şişe Cam’ın Genel Müdürlüğünü yürüttü.

Bütün bunları yaparken Masonlukta iki yılda art arda üç terfi alarak Kalfalığa terfi ederken kendisine güvenenleri yanıltmadığını gösterdi. Çünkü bir Masonun iki yılda Kalfalığa terfi etmek için en az on çırak toplantısına, Üstatlığa yükselmek için ise en az üç Kalfa Toplantısı’na katılmış olması gibi ağır şartlar vardı. Ş.Ş.K’nın birinci dereceyi 6 Haziran 1955′te alırken, bir sonraki yıl yapılan terfi toplantısında ikinci dereceye, 2 Aralık 1957 tarihindeki toplantıda da üçüncü dereceye terfi etmeyi başardı. Kıvılcım olarak gönderilen ve volkan olarak dönmesi beklenen Ş.Ş.K. iki yılda üç terfi alarak gayretini ve samimiyetini göstermesini bilmiştir. Yurt dışına eğitim için gönderilen genç cumhuriyetin 700 çocuğundan geri dönenlerin memleket için hayırlı iş tutmadıkları ulaştıkları derecelere bakılarak çok kolay anlaşılabilir.

Büyük umutlarla eğitim için uğurlanan bu kadronun bu topraklarda kurdukları kripto derin yapı sivil güçlere, siyasetçilere, aydınlara, sermayeye, medya gücüne, hâsılı hayatın her alanına nüfuz ederek Türkiye’yi yılarca dar bir çember içinde tutmayı başarmış ve iktidarların muktedir olmasını engellemişlerdir. Ne yazık ki bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Çünkü iktidarlar iş başına geldikleri zaman bu yapının oyunları ve kafa kolları karşısında şok geçirmekte, sanal gündemden çıkarak büyük hedeflerle ilgilenememektedirler. Yapılan askeri darbelerin, çıkan ekonomik krizlerin, bu toprakları kan deryasına çeviren terör örgütlerinin, naylon tarikat ve cemaat kadrolarının, Liderin çevresindeki bazı isimlerin beslendikleri havuz işte bu havuzdur. Nitekim bir bankanın yayınladığı “Türk Promethe’ler Cumhuriyet’in Öğrencileri Avrupa’da”[1] isimli çalışma ile bu kadronun üstüne sis perdesi çekilmiş ve kamuoyuna birkaç isim sunularak meselenin araştırılmasının önüne geçilmiştir.

Bu günlerde iktidarın af için formüller aradığı bazı isimleri, Atatürk tarafından “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönmelisiniz” sözü ile uğurlanan kadroların yaptıkları “Beşinci Kol Faaliyetlerine” bakarak düşünmek daha doğru olacaktır.
Özellikle ramazan aylarında öğle yemeklerinde buluşan ve toplantı yapan akşamda geniş katılımlı iftarlar verdiği iddia edilen Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 2006 yılında Ş.Ş.K’nın 90.Yaş günü anısına Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlediği etkinlikte söylenen sözler kadar etkinliğe katılan isimlerde dikkat çeker. Ş.Ş.K’nın onur gecesinde buluşan “Süleyman Demirel, Bülent Eczacıbaşı, Aldo Kazkowski, Alev Yaraman, Rona Yırcalı, Orgeneral Atilla Ateş, Barlas Doğu, Prof. Dr. Ahmet Samsunlu, Org. Necdet Timur, Prof. Dr. Tunç Erem, Org. İsmail H. Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi önemli isimlerin K ile nasıl bir gönül bağı içerisinde olduklarını hep merak etmişimdir. Nitekim toplantıda yapılan konuşmaların verdiği mesaj toplantının içeriği kadar önemlidir.

Yapılan toplantıda Marmara Vakfı Başkanı Suver’in “Ş. Ağabeyimiz Türkiye için önemli bir sembol, yaşayan bir anıttır.” demesi, Rona Yırcalı’nın, “Bey’in Türkiye’nin kalkınması için her alanda takdire şayan emek sarf ettiğini vurgulaması, Demirel’in “Ş.Ş.K bu ülkeye ve ülkem insanına hizmet için hala elinden geleni yapıyor.” Cümlesinin alkış almasının mutlaka bir anlamı olmalıdır.
Lev Nikolaviç Tolstoy ne güzel demiş: “Ateşi kıvılcımken söndürmek lazım.”
[1] 1925-1947 tarihleri arasında sınavla yurt dışına eğitim için gönderilen isimlerden bazıları şunlardır: Nüvit Arıcan, Necip Tolon, Emin Ünalan, Haşim Şensoy, Lütfullah Ulukan, Mustafa Bayram, Tahsin Önalp, Şükrü Topsakal, Prof. Seyfettin Saraçoğlu, Adnan Erkmenol, Bedrettin Sarp, Suat Seyhun, Dr. Şahabettin Şefketli Kocatopçu, Bahri Ersöz, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek.
Lokman Erdoğan, 19.05.2012 yusufgezgin.com

Hamiş son NOT: Bu yazıda geçen şahsın gizli bir numaramız, Selanik Dönmelerinin tahtsız kralı Dr. Şahabettin Şefketli Kocatopçu olduğunu halen anlayamadı iseniz pes doğrusu! Cumhuriyet’in altın çocukları olarak lanse edilipte aslında milli devletimize, milletimize değil masonlara hizmet edenler içinde bir tek Necip Fazıl Kısakürek üretim hatasıdır! Ezberleri bozan bir yazı değil mi!
Teşekkürler Lokman Erdoğan’a. Faruk Arslan
http://www.yusufgezgin.com/turk-prom.../#comment-2548


Derin Ankara’da Acem Oyunları- Lokman Erdoğan
Lokman ERDOĞAN
lokerdo@hotmail.com
Terör saldırıları ile gök ekin gibi biçilen daha sonra sloganlarla kara toprağın bağrına bırakılan bu ülkenin evlatlarının cenaze törenleri bile psikolojik bir savaşın kirli bir parçası haline getirilirken, insanın ağzına şairin cümlesi ile “zehirden kelimeler” doluyor.
Ötelerin ötesini düşünmeyen, koltuğuna çiviyle çakıldığını zanneden, “Ben Allah’ın bu millete bir lütfuyum. Ben her şeyi düşünürüm. Siz beni takip edin, bakın neler yapacağım, göreceksiniz.” havasına sahip kadrolarla bu ülkenin terör belasından, iliklerinde yaşayan cunta geleneğinden, karanlık yapılarının demokrasiye balans ayarı yapma özleminden, dindar insanları tehlike görme sevdasından kurtulacağını, buram buram demokrasi ve insan hakkı kokan bir anayasası yapılacağını artık düşünmüyorum.
Dünün hesabı artık dünde kaldı. Dünya eski dünya değil. Türkiye’nin hesap içinde hesap, oyun içinde oyun kuran on yıllık planlar yapan yöneticileri ‘Milletin sevgisi benimle. Başka bir rakibim yok.” düşüncesi ile hareket eden kadrolarının işte bu noktada durmaları ve iç dünyalarındaki benlik nehrinin hangi vadilere aktığını düşünmelidirler.
www.yusufgezgin.com ve www.numannuh.com adlı analiz sitelerine zaman zaman devletin önemli birimlerinin son bir iki yıldır terörle müzakere yapmanın yollarını ararken bir taraftan da milletle bütünleşen kurumları da izlemeye aldıklarını tarihe not düşmüş bu kurumlar tarafından Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da camianın bölge halkıyla bütünleşen gönül adamlarının evlerinin,iş yerlerinin krokilerinin hazırlandığını yazmıştım. Bu krokileri hazırlayan kadro bu gün terör karşısında alabora olan, patlayan bombalarla kimyası bozulan kadrodur. Görünen odur ki bu kadro maalesef bu ülkede beyazların nasıl bir yapı kurduğunu çözmeden alkışların büyülü tadıyla güç zehirlenmesi yaşamaya başlamış… İnancın diriltici tadına sığınan insanların samimiyetle, ipek böceği sabrıyla inşa ettikleri kurumları ve o kurumlarda yetişen bireyleri ötekileştirme sevdasına kapılmışlardır.

Şeraitte hüküm zahire bakılarak verilir, düsturunun da etkisiyle bu günlerde karanlık bir kadronun sürmanşetten verdiği müsteşarlık raporuna bakınca hiç şaşırmadım. Bu raporu ya da benzeri raporları hazırlayan ya da talimat veren bu raporu büyük bir aşkla üstlerine sunan kadroların terör sorunun çözülmesi konusunda şimdiye kadar neden bir arpa boyu yol alamadığını artık sorgulamaya gerek yok.

Bazı has okurların yazılarımıza yazdıkları samimi yorumlarına bir gönderme yapalım ve onlara hatırlatalım. Bu toprakların ağzı dualı ve yüreği kavi insanları hakkında müsteşarlığın hazırladığı raporun neresini liderin samimiyeti olarak görmemi istersiniz. Liderin böyle bir rapor hazırlatmadığını iddia edenlere liderin rapor hazırlatmadığı konu yok, demek yeterli mi?
Bu raporun hazırlanmasının talimatını veren kadronun bu topraklardan insanların inançlarının alındığı zaman geriye ne kalacağını düşündüklerini sormak gerekmez mi?

Bu gün Suriye’yi kan gölüne çeviren Nusayriler, Bulgarlar da soy itibariyle Türk değil mi?
Görünen o ki bu toprakların saf inanç hamuruyla mayalanmasından rahatsız olan Melküm’ün torunları, Horbolar ve Proje Adamlar iktidarı istedikleri kıvama getirmişlerdir. Derin Ankara’nın acem oyunlarının kitabını yazan proje adamlar herkesin nemalandığı kadar yanında yer aldığı Erdoğan’ı İran karşısında savunmasız bir duruma getirmekle kalmadılar camia ile arasını bozarak iyi bir iş çıkardırlar.


Bu günlerin karar alıcısının “beyazların en beyazı, elindeki boruyu milletin gözüne sokanı” ile ilgili değerlendirmelerini AK Parti’ye oy veren kitlelerin alkışladığını düşünmek ne kadar yanıltıcıdır. Lüks hayata alışan, pahalı zevklerinin esiri olan maaşlı danışmanların toplumun bu fotoğrafını okuması mümkün değildir.

TCG Oruç Reis Fırkateyni’nde iktidara Trabzon mesajı veren İ.B için ATV ve A Haber kanallarının ortak yayınladığı ‘Gündem Özel’ programında söylediklerinin unutulmaması gerekiyor. Ne demiştiErdoğan: “İlker paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın, bu tür bir benzetmenin doğru olmadığını ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum. Daha önce de söyledim. Tutuklu yargılanmasını dahi yargıda olmasına rağmen söylüyorum, doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanmasından yana olduğumu da daha başta söyledim. TSK mensubu kaçmaz. Çağrılınca ailelerini bırakıp geldiler, tutuklandılar. Bu bir inceliktir. Öyleyse tutuksuz yargılarsınız.” Bu cümleler ilk elden kulağa hoş gelen cümlelerdir ve 18 Kasım 2011 tarihinde haber merkezlerine düşen haberle birlikte değerlendirildiği zaman ise pratikte hiçbir geçerliliği olmayan değerlendirmelerdir. Çünkü biz 2011 yılında TSK mensuplarının da kaçabileceğini görmüş hatta ve hatta bu kaçışa PKK’nın da katkısı olduğu haberlerini okumuştuk. İnternet Andıcı davası sanığı Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın PKK’nın yardımı ile Rusya’ya nasıl kaçtığını eminim ki danışmanları bilgi notu olarak Başbakan’ın önüne koymuşlardır.

Bütün bu bilgileri bir arada değerlendirdiğimiz zaman iktidar mensuplarının ateşten gömleği giymek için büyük bir özveri ve enerjiyle gece gündüz nasıl çalıştıklarını anımsıyor ve ‘hey gidi günler’ diyoruz. Seçimlerde Anadolu yollarına düşen AK Partili vekiller insanların bağını, bahçesini bırakıp peşlerinden koştuğu günlerdeki samimiyetlerini derin Ankara’da unuttular ve millet için çıktıkları yolda -bir dönemler kendilerini tehdit algısı olarak gören devletin ilgili birimlerinin- proje yapıların şakşakçısı ve en büyük destekçisi oldular. İktidar bu anlamda ustalık dönemi olarak ilan ettiği üçüncü döneminde ciddi yaralar almaktadır. Ankara’nın koridorlarında gözden ırak duran proje bir kadro bu günlerde lideri ve her fırsatta koruduğu adamlarını içinden çıkamayacakları bir vadiye ustaca soktukları için kutlama yapıyorlar.

Nitekim Lider, ‘milletin yiğidi’ olarak çıktığı yolculuğunu şimdilik derin Ankara’nın kader biçeni havasında sürdürmeye devam ediyor.

İktidar, kısacası Lider, “Anadolu toprağından kaynayan bir kan, bin bir emek, bin yıllık bir tarih, ve ebedî olduğuna inanılmış bir ruhla yola çıkan kadroları yola getirmek için hazırlanan bu günlerde de karanlık bir merkezden yayınına başlanılan ve müsteşarlığa ait olduğu iddia edilen raporun ilk haber anonsu yapıldığı gün -fitneye geçit vermek istemiyorsa aynı saatte- yalanlamalıydı. Fakat eldeki bilgiler doğrultusunda müsteşarlık beklemeyi tercih etti. Bu beklemeyi şu şekilde okumak mümkün aslında. Elde “Zakkum bahçesine bir fidanla bahar gelir” hayalini kuranların talimatı ile hazırlanan bir rapor var fakat o raporun üslubu karanlık merkezlerin deforme ettiği dosyanın üslubu ile aynı değil.

Müsteşarlık karanlık merkezin çalışmasını haber anonsunun geçildiği gün yalanlamayarak aslında raporun varlığını kabul etti. Benim merak ettiğim aynı müsteşarlık acaba 04/07/2012 tarihinde http://numannuh.com/2012/07/04/sezer...ereye-cikar-3/ linkinde yer alan yazımızda belirttiğimiz gibi “Bu ülkede dindar insanların ne tür faaliyetler yaptığını araştıran, kimin evinde nasıl giyindiğini merak eden, cemaatlerin sembol isimlerinin çocuklarının ve eşlerinin zaafları üzerinde çalışma yapacak kadar gözünü karartanlar acaba bu ülkede hangi kurumda kaç Nusayri olduğu, hangi Nusayri’nin hangi makamlarla ittifaklarla seçildiği üzerinde herhangi bir çalışma yaptılar mı? Liderin ve Zakkum Bahçesindeki yalnız Fidan’ın devletin hayati kurumlarına çöreklenen inançlarını eşlerinden saklayan Nusayrilik inancına inanan kadronun bazı kurumlardaki gücü konusunda nasıl bir çalışma yaptıklarını merak ediyorum. Ve diyorum ki hiçbir çalışma yapmadılar. Bazı kurumlarımız bu konuda eğer gerekli çalışmayı yapsalardı PKK bu topraklarda bu kadar sistemli hale gelebilir miydi? Bu milletin evlatlarının daha doğrusu “Yaşatma İdeali” ile yaşayanların Yargı’da, Askeriye ve Emniyet’te görev aldıklarının gündem yapıldığının yüzde biri kadar Nusayrilerin nasıl yapılandıkları konuşulsaydı MİT görevlisi Ö.S’nin organize ettiği ekip tarafından Türkiye Devletine güvenerek ona sığınan Özgür Suriye Ordusu lideri Albay Hüseyin Hermuş, Beşşar Esed yönetimine satılabilir miydi? Bu ihanetten MİT Hatay Bölge Müdürü M.A. A’nın da aynı gün haberinin olduğunun iddia edilmesi Zakkum Bahçesinde bir çiçekle bahar geleceğini düşünenlerin kişisel hatıratlarında not olarak düşmüştür. Merak ediyorum Lider ve Zakkum Bahçesinde yalnız Fidan acaba bu olaydan sonra bir muhasebe yapıp devletin hayati kurumlarında bu yapının kaç elamanı var, diye düşünmüşler midir? Keşke yanılsam ;ama hiç sanmam ;çünkü bütün bu ihanetler olurken birileri bambaşka dosyaların hazırlığını yapıyorlardı. Başkentte oluşturulan havuzlarda isimler birikiyor. Bazı rektörler “Aman ha! Alacağınız isimleri iyi belirleyin. Sızma olmasın.” uyarısı ile fırça üstüne fırça yiyorlardı. Ustanın çevresini saran bir başka ekipte ‘Efendim, Bunların güçlerini abartmayın. Oy oranları yüzde üçü bulmaz.” telkinini yaparak taş döşemeye devam ediyorlardı. Hesap içinde hesap oyunun ortasında oyun ve şairin mısrası ile künde üstüne künde… Türk Devletine sığınan bir albayı biraz kaba bir deyim olacak ama bağırta bağırta teslim etme cüretini gösteren MİT görevlisinin bu işi yüz bin dolar için yaptığını açıklamak ve kurumdaki Nusayri yapıyı hafife almak büyük bir yanlıştır.
Aslında her şey ortada, lakin iktidar İran’ın çekim alanından çıkmadığı müddetçe bu ülke insanına vereceği hiçbir şey yoktur. Bu çekim alanı bu iktidarın sayfaları zehirli masal kitabıdır. Kanaatimce müsteşarlık tarafından hazırlanan bütün raporların üzerinde bu çekim alanın derin etkisi vardır.
Gerisi ise sadece kelimeler…

Bir de Başbakan’ın en güvendiği bürokratlardan Kelger’li Efgan…
Bu günlerde müsteşarlık merkezli olduğu iddia edilen rapora bakıp CIA’nın, NDS’in,BND’nin,ASIS’in,MTN ‘nin, KGB’nin, VEVAK’ın, RAW’ın, MOSSAD’ın, HHAA’nın,SIS’ın, OSA’nın,ABIN’nin, BRD’nin, DGSE’nin, SASS’ın, DDS’nin,NIS’ın, SOA’nın, KNB’nin, Maldivler’de NSS’nin · Malezya’da KRD’nin, Meksika da CISEN’nin, Mısır da GIS’nin Mozambik’de SISE’nin,Nijerya da NIA’nın, Özbekistan da MXX’in, · Pakistan da ISI’nın kısacası dünyanın her bölgesinde farklı bir istihbarat kuruluşunun raporlar hazırladığı sinyalize istihbarat servislerinin dinlemeler yaptığı düşünülmelidir. Bilinmesi gerekiyor ki bir zamanlar mahalle bekçileri takip ediyordu şimdi uluslar arası örgütler. Düşünüyorum ve merak ediyorum acaba istihbarat örgütleri gecenin bir vakti namaza kalkan, haftanın belli günlerini oruçla geçiren insanlar hakkında kısacası bulundukları her iklime güven ve itimat götüren hayatlarıyla Yunus’a,Ebu Hanife’ye,Mevlana’ya, Huzeyfe’ye can veren kadrolar için nasıl bir cümle yazar…
http://numannuh.com/2012/08/10/derin...em-oyunlari-2/

Derin Yapının Yeni Yuvası…- Lokman Erdoğan
Numan Nuh: Dershaneleri kapatamadık,listeyi alamadık bizde sınavı iptal ettik:2013-2014 Eğitm Öğretim döneminde Polis Kolejine öğrenci alınmayacak.
Numan Nuh, Emre Uslu, Lokman Erdoğan: Acilcileri yıllardır sessizce uyutan,Mihraç'ı besleyen,Acilcileri referans yapıp pasaport alan ve Reyhanlıyı hedef yapanlr bizim iyi çocuklar
İstihbaratta deprem- Adem Yavuz Arslan
Numan Nuh: TaksimGeziPark eylemlerinin aktörleri Türkçe Olimpiyatlarını gündemden düşürmek için ülkeyi yakmayı göze aldılar desem kim ne der...
çok derin bizi aşar
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-01-2014, 22:03   #25
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

ustafa İslamoğlu Hoca konuştu

Mustafa İslamoğlu geçtiğimiz Cuma hutbesinde Hükümet-Cemaat gerilimi üzerine konuştu. İşta İslamoğlu Hoca'nın o konuşması:

'Allah aşkına gidiş nereye?' diye soran İslamoğlu hoca, 'şöyle temeline bakıyorum, sorguluyorum, ibret almaya çalışıyorum, buraya nasıl geldik temelinde bakıyorum Allah'a bakışımızda, Allah tasavvurumuzda problem var, El-Kayyum diye bir ismi var Allah'ın. El-Kayyum ismi her şeyi yöneten demektir, her şeyi yönetmeye talip olduğunuzda başınıza gelecek olan bu.' şeklinde konuştu.*****

İşte Mustafa İslamoğlu Hocanın konuşmasından satır başları:*****

ALLAH'IN İSMİNİ ÇALMAYA KALKANI ALLAH PEŞTAMALSİZ BIRAKIR*****

Yani güce talip olduğunuzda, güç benim gücüm olsun dediğinizde Allah'ın bu ismini çalmaya kalkıyorsunuz. Allah'ın ismini çalmaya kalkanı Allah peştamalsiz bırakır. Onun için aziz kardeşlerim bütün bu hadiseler sırasında lütfen hakkaniyetsizlik yapmayalım, Allah'a hesap vereceğiz.

HİÇ KİMSENİN HESABINA ALET OLMAYALIM*****

Bu anlamda hiç kimsenin hesabına alet olmayalım. Ama temyizi de elden bırakmayalım, seçip ayıklayalım, seçerken elimizde doneler olması lazım, doğru düşünmeyi bilmemiz lazım.*****

DİBİ GÖRÜNMEYEN SULARDAN KORKARIM*****

Eğer iki taraf var ortada biri her şeyiyle ortada biri ortada değil, birinin dibi karanlıksa beni korkutan o karanlıktır. Bu bi ölçüdür çünkü bilmiyorsunuz orada ne döndüğünü, orada ne olduğunu. İnsanlar karanlıkta bunun için korkarlar, orada bir şey olduğu için değil 'ya varsa'... Çünkü töhmet mahallidir. Yüzünü göstermemek isteyenler karanlığa kaçarlar.*****

İLK BAKTIĞIM YER İSRAİL OLUR*****

Benim ikinci bir standartım var, bir memlekette veya bu memlekette bir şey olup bitiyorsa orada hemen ilk baktığım yer İsrail olur ve İsrail'in uzantıları olur. New York Times'a bakarım, Washington Post'a bakarım, bunların hepsi bellidir kimlerin elinde olduğu. Çünkü bugüne kadar bu yılanın Müslüman lehinde yaptığı bir tek şeye rastlamadım.*****

İsrail dediğiniz zaman orada bi durun, o yüzden ben önce oraya bakarım; neyin peşinde? , neden memnun?, neye karşı?, neyin yanında?*****

20 MİLYAR TL, AYAKKABI KUTUSUNDAN BAHSETMİYORUM

Birazcık kendimizi toparlar gibi yaptığımızda başımıza bir yerden bir şey geliyor. Bakın son haftada Türkiye'den kaybolan para 20 Milyar TL, bir yerden para gidiyorsa bir yere gidiyor. 20 Milyar TL, ayakkabı kutusundan bahsetmiyorum konteynırlar dolusundan bahsediyorum. Kime gitti?*****

SİZİ TAVADA HAMSİ YAPARLAR HABERİNİZ OLSUN*****

Piyonlara bakan, yanlış yapar. Piyonlara bakanın aklına şaşarım. Hatta bu piyon, piyonun arkasında ipin ucunda biri var onu gördüm diyen bir daha baksın o da piyon olabilir hatta onun arkasına da baksın o da olabilir. Hocam biraz fazla komplocu olmadı mı? Böyle bir dünyada böyle bakmazsanız eğer sizi tavada hamsi yaparlar haberiniz olsun. Anlayamazsınız bile kime kullanıldığınızı. Onun için alet sadece silah değildi, silahı tutan el de alet olabilir.*****

T.C TÜRKİYE CEMAATİ OLMAMALI*****

Müslüman Müslümana tahammül edemeyecekse bizim kuracağımız bir dünyaya kim güvenebilir ki?*****
Onun için açıkca söylüyorum. T.C'nin açılımı Türkiye Cezaevi olmamalıydı, Elhamdulillah o günleri gördük geçirdik ve başımızdan işler geçti. Türkiye Cehennemi de olmamalıydı, o günleri de gördük. Bir sabah kalktığımızda 02'de deprem olduğunu gördük, camii yolundan çevrildiğimizi gördük. Ben bizzat 12 Eylül günü bunu yaşadım sabah namazında.

Türkiye Cemaati de olmamalı. Yani cemaat olmalı, cemaatler olmalı, başkaları olmalı ama T.C'nin açılımı Türkiye Cemaati olmamalı ne olmalı? Türkiye Cenneti olmalı. Nasıl olur? Birbirimize tahammül ederek olur, bak hoşgörü felan demiyorum. Tahammül ederek, varlığını kabul ederek. Yani El-Kayyum olmayalım, tek biz, sadece biz değil. Başkaları da olsun, paylaşalım, beraber olalım. Herkes meşrebince olsun. Sen senin savunduğu şeye davet et, ben de benim savunduğum şeye... Seninkini kabul eden sana gelsin, benimkini kabul eden de bana gelsin ama kardeşçe yaşayalım bu köprüyü yıktırmayalım, bu köprüye zarar vermeyelim.*****

HAYRETTİN HOCAMIZIN HATIRLATTIĞI BU İSLAM KURALINA HERKESİ UYMAYA DAVET EDİYORUM

Geçen Hayrettin hocamız güzel bir yazı yazmış. İslam fıkhının çok temel bir ilkesini o yazıda dile getirmiş. Diyor ki 'umumun menfaati için hususun menfaati feda edilebilir'. Bu aynı zamanda bir mecelle kaidesidir, İslam fıkhının temel kurallarından birisidir bu. Eğer ümmetin menfaati ile bir grubun menfaati çatışıyorsa orada tercih edilen ümmetin menfaati olmalı. Dolayısıyla Hayrettin Hocamızın hatırlattığı bu fıkıh-islam kuralına herkesi uymaya davet ediyorum.*****

İslamiGündem*****
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2014, 08:45   #26
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Cemaatin bu sorulara cevap vermesi gerekiyor02 Ocak 2014 PerşembeSüleyman ÖZIŞIKsuleyman@internethaber.com

Şuna artık yüzde yüz eminim ki, AK Parti yarın çıkıp,*****"Gülen Camaati ile aramızdaki sorunu çözdük ve sorun kalmadı"dese, bir tek gün iktidarda kalamaz.

Kalamaz çünkü bu artık AK Parti ile Gülen Cemaati'nin meselesi olmaktan çıktı. Bu artık tam anlamıyla bir devlet meselesi. Devlet, kendi bünyesine sızan bu çekirdek kadroyu tasfiye etmek için gerekirse Başbakan Erdoğan'ı bile harcamaya hazır.

Emin olduğum birşey daha var ki, AK Parti yarın Gülen Cemaati ile anlaştığını ve sorun kalmadığını duyursa, oy oylarında ortalama 15-20'lik bir düşüş olur.

Olur çünkü; bu yaşananlardan sonra AK Parti'nin cemaate yakın olmayan kesimi*****"paralel devlet var"*****itirafından sonra anlaşma yoluna giden iktidarı asla affetmez!

20 yıllık gazetecilik hayatının her döneminde cemaati savunan, cemaatle ilgili yazdığı yazılardan dolayı her türlü küfür ve hakarete maruz bırakılan, hatta çok uzun dönem cemaat karşıtlarının tepkisini çekip, adeta açlıkla terbiye edilmeye çalışılan biri olarak bunları söylemek çok, çok acı..

Ancak ortada şöyle bir gerçek var ki, cemaat bundan sonra değil AK Parti'yle, tüm partilerle, hatta börtü böcekle barışık olsa bile,***** varlığını idame ettiremez.

Ettiremez çünkü; varlık nedenleri halktı ve halkı kaybettiler.

Neden mi?

Bir yandan,*****"Biz yapmadık. Bu işler bizimle bağlantılı değil"derken, 17 Aralık'tan beri yaşanan herşeyi neredeyse bizzat üstlenmiş gibi davrandılar.

Nasıl mı?

Mesela dershaneler tartışması yaşanırken, Mehmet Baransu'nun Taraf'ta yayınladığı fişleme belgeleri bir anda yayınlandı. Cemaate bağlı yayın organlarının tamamı bu haberleri öyle bir sahiplendi ki, toplumun tamamında,"Demek ki Mehmet Baransu cemaatçi ve bu belgeleri cemaat el altından servis ediyor"*****algısı oluştu. Cemaat de bu algının oluşmasında üstün bir gayret gösterdi.

Mesela tam da bu dönemde kendilerine***** yıllar boyunca zulümden başka birşey yaşatmayan CHP'ye kapı açtılar. Kılıçdaroğlu ile en olmadık zamanda buluşup görüştüler.

Mesela şu yolsuzluk operasyonunda Sözcü'nün, Aydınlık'ın, Ulusal Kanal'ın yapmaya cüret edemediği haberler yaptılar. Operasyonu Bilal Erdoğan üzerinden Başbakan'a uzatmak isteyen savcılara kol kanat gerdiler.

Mesela, bu kızılca kıyametin içinde Fethullah Gülen Hocaefendi yaptığı iki sohbetten birinde beddua etmişti. Sonraki bedduasında ise,*****"Ümitvâr olunuz!... Levsiyatla köpürüp duran hercümerclerin çok yakın bir gelecekte musallaya yatırılacağından emin bulunuyoruz..."*****demesi geniş kesimler tarafından bir suikast emri gibi algılanıyor. Ancak cemaatten yanlış anlaşılma olduğuna dair tek açıklama gelmiyor.

Mesela son örneklerden biri...

Ben şu satırları yazarken Todays Zaman,*****"Suriye'ye silah götüren İHH'ya bağlı silah yüklü kamyon ele geçirildi"manşeti atarak İsrail'in ekmeğine yağ sürüyordu. Silah yüklü kamyonun İHH ile ilgilisi yokken bu yayını yapmanın amacı nedir? İHH Başkanı daha 4 gün önce,*****"Beni öldürmeye çalışıyorlar. İHH'yı İsrail ve ABD'nin gözünde terörist örgüt gibi gösterip bitirmeye çalışıyorlar. Yakında bunu nasıl yapacaklarını göreceksiniz"*****derken, cemaate bağlı yayın organlarının adeta bu sözleri doğrularcasına yayın yapması şüpheleri haklı çıkarmıyor mu?

Bakın şunu atlamayalım!

Yolsuzluk operasyonlarının başladığı günden bu yana toplumun neredeyse yüzde yüzü yolsuzlukların yapıldığına inandı. Ortaya konan yarım yamalak delillere ve tüm bilgi kirliliğine rağmen inandı hem de...*****"Cezası neyse çeksinler ve asla affedilmesinler"*****demeyen hiçkimse yok neredeyse.

Ancak operasyon sırasında ortaya çıkan bazı şüpheler, cevap arayan sorular var. O soruları, muhatapları cevap verir umuduyla burada alt alta sıralayacağım.

1-*****Gazeteci Sevilay Yükselir günlerdir köşe yazılarında ve televizyon ekranlarında,*****"Mustafa Sarıgül bana, cemaatin kendisini destekleyeceğini söyledi"*****şeklinde bir iddiada bulunuyor. Yolsuzluğa bulaşanları lanetleyen bir cemaatin, hakkında yolsuzluk dosyaları bizzat kendi partisi tarafından hazırlanan Sarıgül'e destek vereceği doğru mu?

2-*****Önceki gün maden ruhsatları iptal edilen*****Koza Altın ve Koza Maden firmalarının sahibi Akın İpek,*****"Hocaefendi'nin bir tebessümüne servetimi bağışlarım"*****diyerek hükümete tepkisini, cemaate ise bağlılığını gösterdi. Rüşvet operasyonunda gözaltına alınan Rıza Sarraf'ın, çok uzun süre Akın İpek'ten aldığı altınları İran'a götürdüğü, daha sonra anlaşmayı bozarak Kapalıçarşı üzerinden bu sevkiyatı yaptığı ortaya çıkan belgelerle kanıtlandı. Yapılan operasyonun, anlaşmanın sona erdirilmesiyle bir ilgisi var mı?

3-*****Evinde 4 buçuk milyon dolar para bulunan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'a ait hiçbir yerde ilk-orta ve lise eğitimini nerede tamamladığıyla ilgili en ufak bir ayrıntı yer almıyor. Ancak Aslan'ın babasının oğlundan sürekli,"Benim oğlum cemaate mensup dershanelerde yetişti"*****diye gururla bahsettiği, yakın akrabalarının da bu bilgiyi teyyit ettiği belirtiliyor. Aslan'ın bulunduğu mevkilere gelmesi için cemaatin bir çabası veya önerisi oldu mu?

4-*****Ucu Başbakan'ın oğlu Bilal Erdoğan'a uzanacak olan 2. yolsuzluk operasyonunu yürüten savcı Muammer Aktaş'ın, yargı mensubu olmadan önce cemaate bağlı bazı dershanelerde yöneticilik yaptığı, daha sonra yapılan giriş sınavlarında üstün başarı ile savcı olmaya hak kazandığı iddiaları var. Bu iddia doğru mu?

5-*****Savcılık yaptığı açıklamada, bakan çocuklarıyla ilgili teknik takibin 2011 yılının başlarında başladığını ve 14 ay sürdüğünü açıkladı. Bu teknik takibin 6 ay önce sona erdirildiği yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Anlayacağınız, operasyon başlatılırken Barış Güler'in babası Muammer Güler İstanbul Valisi'ydi. Daha sonra, sırasıyla 2011'in Haziran ayının 12'sinde milletvekili, 2013'ün Ocak ayının 24'ünde ise İçişleri bakanı oldu.

Bu hesaba göre Muammer Güler daha İstanbul Valisi görevindeyken dinleniyordu. Hatta operasyon tarihi medyaya sızan fotoğrafların üzerinde 2009 ve 20010 olarak görünüyordu. Demek ki Muammer Güler daha İçişleri Bakanı olmadan bu bilgiler ve fotoğraflar savcılığın elinde vardı.

Soru şu: Muammer Güler'in İçişleri Bakanı olmadan önce elde edilen bu dinleme kayıtları ve görüntüleri için neden 2013 yılı beklendi. Daha doğrusu Muammer Güler'in bakanlık koltuğuna oturması neden beklendi? Bundan da önemlisi, bu açıkları bulunan Muammer Güler'in kabineye girmesi için cemaatten bir tavsiye veya istek geldi mi?

6-*****Yapılan yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan ve daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan bir isim vardı ki, bu isim yayın organlarınızda hiç yer almadı. Bu isim şu aralar CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı***** Mustafa Sarıgül'ün bütün organizasyonlarında en ön saflarda yer alıyor. Sarıgül'ün bu ismi Kadıköy'de Selami Öztürk'ün yerine aday olması için önerdiği, olmazsa Çekmeköy Belediye Başkanlığı'na aday göstereceği iddia ediliyor. Bahsi edilen kişinin ismi Hüseyin Avni Sipahi. Bugüne kadar AK Partili isimler üzerinden yolsuzluk operasyonlarını lanetlerken Hüseyin Avni Sipahi ismine hiç değinmemeniz, CHP ve Sarıgül'e vermeyi vaadettiğiniz destek destek sözünden mi kaynaklanıyor?

7-*****Operasyondan kısa bir süre önce camianıza bağlı bankanın tüm parasını dolara yatırdığı ve operasyon sonrası dövizin yükselmesiyle birlikte 2 milyar dolar kar ettiği, en yetkili mercilerce açıklandı. Bu da yetim hakkı, kul hakkı yemek değil midir? Bu da yolsuzluğun bir başka versiyonu değil midir?

Sayısı hiç de azımsanmayacak kullara cevap verecek misiniz?

Okura not:*****Cuma sabahı bana uğrarsanız, bu yazıları yazma karşılığında cemaatten veya AK Parti'den para istediğim, para aldığım yönündeki iddialara cevap vereceğim. Bunun yanı sıra medyadaki bazı tetikçi kalemlerin, kendilerine karşı koyan masum isimleri nasıl infaz ettiğini birkaç örnekle anlatacağım.

twitter.com/slymnoz

facebook.com/slymnoz

*****
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-02-2014, 20:15   #27
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Bahri şenkal isimli bir vatandaş var twittleri çok acayip garip
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-04-2014, 12:17   #28
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Av partisi , Mahir Kaynak ( 28 şubat sürecinde yazılmıştır)
Üzerimdeki ağırlığın yorgunluktan mı, bıkkınlıktan mı olduğunu pek kestiremedim. Kalabalıklardan uzaklaşıp doğaya sığınmak istedim ve yeşilliğin koynuna yasak bir aşık gibi sokuldum. Uyuklamışım. Yara bere içinde bir geyik, kendi haline bakmadan, alaycı bir ifadeyle,

- Hoş geldin çok bilmiş bey, perişan görünüyorsun, yine bir derdin mi var?

Beni tanımasına şaşırdım,

- Daha önce tanışmış mıydık? Diyerek şaşkın şaşkın yüzüne baktım.

- Seni herkes tanıyor. Geçenlerde konuştuğun balık her yerde seni anlatıp duruyor.

- Benim sadece canım sıkılıyor ama sen önce parçalara ayrılmış sonra da dikilmiş gibisin, ne oldu sana böyle?

- Asil beyler her zamanki gibi ava çıktılar. Arkada köpekler havlıyordu, davullar yeri göğü inletti ve bizi avcının önüne doğru sürmeye çalıştılar ama ben onların bu oyununu bildiğim için geriye, gürültücülerin tarafına koştum, köpekler beni bu hale soktular.

- İyi ki öldürmemişler.

- Onların avlanma yetkisi yoktur. Görevleri avı gerçek avcının tarafına sürmektir. Avlanma imtiyazı asillere aittir.

- Halinize acıyorum, hayatınız çok zor olmalı.

- Balık senin pek akıllı olmadığını söylüyordu, haklıymış. Kendi halinize bakmadan bize acıyorsunuz. Bu olay bizim başımıza arada bir gelir ama siz her gün aynı biçimde avlanıyorsunuz.

Sözlerini pek anlamadım o da benim anlamadığımı anladı.

- Bak çok bilmiş, hani sizin meşhur bir İslamcınız vardı ve bütün gazetelerde bir gün aleyhinde kampanya başlatıldı ve o ülke dışına gitti. İşte o yayınlar gürültüdür ve avcıların kucağına itilmiştir. Yani aleyhinde yazanlar aslında avcının adamlarıdır. Sizin meşhur bir terör örgütünüz vardı ve bir gün bunların İran’da, Suriye’de ve Türkiye’de eylemler yaptığı yazılmaya başlandı ve bir bölümü gidip avcılara teslim oldu. O yazılar avcının adamlarının çıkardığı gürültülerdi. İstersen sana yüzlerce örnek verebilirim. Eğer gazeteleri doğru okuyabilsen, televizyonlardaki mesajları anlayabilsen kimin avcı kimin gürültücü olduğunu anlarsın.

Bir geyiğin bana ders vermeye kalkması gururumu incitti, kızdım ve onu terslemek güdümü frenleyemedim.

- Bana bak geyik, benim bütün ömrüm bu olayların içinde geçti. Sen yeşillikler içinde geviş getirirken ben ateşle oynuyordum, bana akıl vermeye kalkma!

- İnsan olmak ne kadar zormuş meğer, sürekli yanılan bir aklı ve ukala bir gururu taşımaktan daha ağır bir yük olabilir mi?

- Özür dilerim geyik, haklısın, insanların sürekli yönlendirildiğini biliyordum ama bunun bir av taktiği olduğunun farkında değildim.

- Gürültücüleri hafife alma, bu iş için partiler, televizyonlar kurulur, gazeteler çıkarılır. Üstelik bunlar en vatansever söylemlerin şampiyonluğunu yaparlar. Onlardan kaçarken tuzağa düşersin. Ülkenizdeki kocaman bir ABD karşıtı İslamcı hareket nasıl uysallaştırıldı? Solun şampiyonları global kapitalizmin ödün vermez fedaileri haline nasıl geldiler? Tarihi doğru okumak gerekir. Siz tarih diye kronoloji ve onun size yönetenlerce kurgulanmış yorumunu okursunuz. Oysa çok şeye gerek yok. Bugünü anlamak için asillerin nasıl avlandığını öğrenin yeter.

- Güzel geyik, avcıların şimdi neyin peşinde olduğunu bana söyler misin?

- Devletinizi ele geçirecekler. Kurumlarınızın hiçbir şeyi doğru dürüst yapmadığı bir gerçek ama bu avcının derdi değil. Bunları yıkmaları doğru olabilir ama boşluğu kendileri dolduracaklar ve bunlar etkili olacağı için çaresiz kalacaksınız.

Korkuyla uyandım.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-04-2014, 20:39   #29
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 01-05-2014, 21:04   #30
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Başımıza gelenler derken neyi kastetti ki bilen varmı
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Üroloji kongresine siyaset bulaştı tususev Aktüel / Gündem / Haberler 1 05-04-2012 07:33
"Siyaset insanları ayırır, gastronomi birleştirir." tususev Kültür ve Sanat 0 03-11-2012 09:01
Asıl şimdi başlıyor tususev Aktüel / Gündem / Haberler 2 03-10-2012 22:01
"Sen tek başına bir hiçsin" Gülay Göktürk tususev Konuk Yazar 0 01-14-2012 18:13
Entelektüel hayatın nefret yasaları Gülay GÖKTÜRK aerol Konuk Yazar 0 11-22-2010 11:11


Şu Anki Saat: 07:28


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com