www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > MESLEKİ KATEGORİ > İdari Kurumlar / TIP Eğitim Kurumları > TTB

TTB Türk Tabipleri Birliği

2712 (2 Kayıtlı Ve 2710 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-17-2011, 17:11   #1
aerol
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 06.05.10
Mesajlar: 2.650
Tecrübe Puanı: 619
aerol is just really niceaerol is just really niceaerol is just really niceaerol is just really nice
Standart Ulusal Hekim Birliği Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi

KANITLARIYLA Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-1

CHP’deki son operasyonla
ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu “Partide korku imparatorluğuna son verdik şimdi sıra Türkiye’de” müjdesini verdi. Yeni CHP’nin Batıya (AB/ABD) daha başarılı biçimde eklemlenebilmesi için yönetime taşınan yeni yöneticilerinin çoğunluğunun ortak özelliği CHP’nin geleneksel Cumhuriyetçi/Devletçi/Devrimci/Milliyetçi/Halkçı/Laik çizgisi “Altı Ok” dışında olmaları. CHP’nin ekseninin Kemalizm’den Yeni Kemalizm’e (Neo Kemalizm) kaydırılmasında rol alacak yeni aktörlerin tanınması, sürece ışık tutması bakımından da önem taşıyor. Şimdi, az tanınanıyla, çok tanınanıyla CHP’nin yeni yönetimine bir göz atalım dilerseniz.
1- Didem Engin; Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Didem Engin, AB Fonlarıyla yürütülen projelerin ihale yöneticisi. Engin’in Hürriyet gazetesinden Yalçın Bayer’e İstanbul’dan 2007 genel seçimlerınde milletvekili aday adayı olduğunda söyledikleri dikkat çekici. “CHP’nin AB’ye karşı olduğu düşünelemez. CHP, Atatürk’ün partisi; bütün reformların temelinde zaten Avrupa var. CHP’nin AB’ye yönelik politikalarının çok doğru anlaşılmadığına inanıyorum. Hem yurtiçinde, hem de yurtdışındaki basında maksadını aşan yanlış değerlendirmeler yapıldığına inanıyorum


Didem Engin, Fransız Büyükeçiliğine bağlı ‘Charles de Gaulle Lisesi’ni bitirmiş. Galatasaray Endüstri Mühendisliği’ni ikinci olarak bitirdikten sonra Avrupa Komisyonu Jean Monnet Bursu’nun yazılı sınavını 1. olarak kazanarak Belçika Bruges’deki College of Europe’de ‘Avrupa Ekonomisi’ alanında yüksek lisans yapmış. AB kurumları için üst düzey bürokrat yetiştiren bu okuldan mezun olanlar genellikle Avrupa Komisyonu, Parlamentosu gibi yerlerde görev alıyorlar. Engin daha sonra Ankara’ya dönmüş ve AB fonları ile yürütülen projelerin ihalelerini düzenleyen ‘Merkezi Finans ve İhale Birimi’nin kuruluşunda görev almış ve bir yıl kadar da ihale yöneticisi olarak görev yapmış. Engin, “Ne yazık ki Türk şirketlerinin AB fonlarından yeterince haberdar olup yararlanamadığını üzülerek gördüm.Çünkü teknik ve idari olarak yeterli teklif verilemiyordu. Onları bu süreç içinde daha fazla destekleyebilmek için ayrılarak kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Bu yolla Türk şirketlerine AB başta olmak üzere Dünya Bankası, BM ve hatta Avrupa’daki kamu ihaleleri konusunda destek veriyoruz. Bunun yanında başta DPT olmak üzere pekçok bakanlık çalışanlarına yapısal fonlar, AB proje hazırlama teknikleri, uluslararası finansman kaynakları ve lobi teknikleri üzerinde eğitim programları uyguluyoruz.” diyor.
http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=44329
2- Mesut Değer; Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
CHP Parti Meclisi üyesi Mesut Değer, yazdığı ‘Kürt Sorunu mu?‘ adlı kitapta çok tartışılacak önerilerde bulundu. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce gündeme getirip vazgeçtiği ‘genel af’ önerisini kitabına taşıyan Değer, BDP’nin söylemlerine paralel olarak “Artık herkes Öcalan’la ilgili elini taşın altına koymalı” diyerek Abdullah Öcalan’da dahil olmak üzere terör örgütü PKK’nın bütün kadrolarını kapsayacak bir genel af kanunu çıkarılması gerektiğini savundu.
http://www.gazetevatan.com/haber/genel-af-herkese-uygulanir/325496/9/Siyaset
Değer, kitabında ‘Türklüğü’ vatandaşlık olarak tanımlayan Anayasa’nın 7. maddesinin değiştirilebileceğini belirtirken, Kürtçenin de resmi okullarda seçmeli ders olarak okutulmasını istedi. Ayrıca terörün sona ermesi için eşzamanlı bir ateşkes kararı alınması çağrısında da bulundu.
3- Mehmet Zeki Gündüz; Gençlik Örgütlenmesi ve Gençlik Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Zeki Gündüz, 8 yıl Maliye Müfettişliği yaptıktan sonra 1992 yılında PwC ( Pricewaterhousecoopers)Türkiye Vergi Hizmetleri firmasına Vergi Müdürü olarak katıldı.. 1997 yılından itibaren PwC firmasının ortakları arasında yerini aldı. Tüm sektörlerde yerel, uluslararası pek çok projede görev alan Gündüz “Transfer Fiyatlamaları”, “İlaç sektörü”, “Müşteri Eğitimleri” ve “Vergi/Gümrük Uyuşmazlıkları” grup liderliğini sürdürdü. TÜSİAD Vergi Komisyonu ve Şeffaflık Derneği (Transparency International) Yönetim Kurulu Üyesi
http://www.istekobi.com.tr/kobi-bilgi-merkezi/isin-uzmanlari/zeki-gunduz-u12.aspx
Şimdi, CHP’nin yeni Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Zeki Gündüz’ün yöneticisi ve ortağı olduğu PwC firmasına daha yakından bakalım. PwC, Türkiye Cumhuriyetinin gözbebeği kamu varlıklarının, üretim araçlarının özelleştirilmesi sürecinde küresel sermaye şirketlerine kılavuzluk yapıyor. Örneğin Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (TEDAŞ) özelleştirmesi sürecinde PwC Türk elektrik piyasasında elektrik üretim ve dağıtımında yerli-yabancı özel şirketlere ne tür olanaklar, fırsatlar sunulduğunu detaylı biçimde raporluyor. raporun detayları oldukça dikkat çekici. Türkiye Cumhuriyeti Özelleştirme İdaresi üretim araçlarının özelleştirilmesi için yeni bir strateji belirlemiş olup, söz konusu süreç için hazırlık çalışmalarına başlamıştır. Çalışmanın ilerlemesine bağlı olarak özelleştirme sürecinin 2010 yılının 2. çeyreğinde başlaması beklenmektedir. Ayrıca, elektrik dağıtım tarafında, 7 adet dağıtım bölgesinden kalan 4 bölge ihaleye açılmış olup söz konusu ihale için son tarih 22 Temmuz 2010′dur. Bu iki broşürün amacı, yatırımcılara dağıtım bölgeleri ve enerji santrellerinin özelleştirme programı hakkında kısa bir bilgi vermektedir. Bunlara ek olarak, söz konusu broşürler PwC Türkiye altyapı, madencilik ve enerji ekibinin uluslararası enerji şirketleri ya da finansal kuruluşların Türkiye yapacakları yatırımlar konusunda şirketlere nasıl destek verebiliceğini de göstermektedir
http://www.pwc.com/tr/tr/industry/energy-utilities/elektrik-uretimi-ve-dagitimi.jhtml
Yeni CHP’nin neoliberal ekonomik politikalarının hayata geçirileceği olası iktidarında Kemal Derviş, Sencer Ayata, Hurşit Güneş, Umut Oran gibi isimlerin birikim ve deneyimlerinin yanı sıra PwC firmasının Know-How’u da Mehmet Zeki Gündüz sayesinde partiye akıtılmış olacak.
4-Hurşit Güneş; İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Hurşit Güneş, Kemal Derviş’in Asaf Savaş Akat, Deniz Gökçe, Taner Berksoy’la birlikte “düşünsel takım”ında yer alıyor. Sencer Ayata’nın kayınbiraderi, Sencer Ayata’da Hurşit Güneş’in eniştesi. Şİmdi enişte-kayınbirader yeni CHP yönetiminde postmodern neoliberal misyonlarını sürdürmek için genel başkan yardımcılığı görevlerini birlikte ifa edecek. Neoliberal İktisat ve postmodern sosyolojinin sinerjizması partiye lokomotif olacak. Kulislerde Kemal Derviş’in, adaşı Kemal Kılıçdaroğlu’na yeni, CHP yönetiminde Güneş-Ayata ikilisini genel başkan yardımcısı olarak atamasını tavsiye ettiği söyleniyor. Hurşit Güneş, “Piyasa ekonomisi bir genel sistem olarak elbette tercih edilmeli. Çünkü ekonomiye canlılık, dinamizm sağlar”. diyor. Güneş’in neoliberal iktisat birikiminin de itici gücüyle devletçi, kamucu takıntılarından arındırılacak yeni CHP, serbest piyasacı Avrupacı/Atlantikçi/Neo Kemalist sosyal demokrasi kulvarında yerini alarak küresel dalgalara karşı başarıyla yelken açacak.
5-Sencer Ayata; Ar-Ge BYK Platformundan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Sencer Ayata’yı Taha Akyol’un yorumuyla daha iyi anlayabiliriz. Taha Akyol’un Milliyet gazetesinde 11 Ekim 2010′da yayımlanan “CHP’de bir sosyolog” başlıklı yazısı CHP’deki değişimin ne yönde olduğunun çarpıcı bir göstergesi. Akyol, Sencer Ayata ve Kemal Kılıçdaroğlu’na bu değişime (metamorfoza) katkılarından dolayı bakın nasıl övgüler düzüyor.
Prof. Sencer Ayata’yı oraya getiren faktör, CHP’de Kılıçdaroğlu ile başlayan “toplumun ihtiyaç ve taleplerini” anlama çabasıdır. Ayata’nın akademik önemi yaptığı çalışmalardan bellidir. “Sermaye Birikimi ve Toplumsal Değişim” konulu çalışması, Anadolu’daki büyük değişimin incelenmesidir. Ayata “göklerden” bakıp “yeşil sermaye” diye damgalamamış, aksine Anadolu’daki sermaye birikimini bir modernleşme süreci olarak incelemiştir. Gardırop devrimcisi” nin bakışı değil, sosyoloğun bakışıdır bu...”
Eveet, Türkiye Cumhuriyetinin çözüştürülmesinde ve “Anadolu İslam Federasyonu’na dönüştürülmesinde (metamorfozunda) itici rol oynayan İslami sermaye birikiminin yeni CHP yönetimine kılavuzluk yapan Sencer Ayata’nın sosyolojik bakışıyla nasıl çarpıtıldığına bakar mısınız?Cemaatle iç içe yeşil sermaye ve örgütleri; Müstakil/Müslüman Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) ve diğerleri. Son örneği Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi’nin (DEİK) yerini Fethullah Gülen destekli TUSKON’un alması. Rusya Devlet Başkanı Medyedev’in Türkiye’yi ziyareti sırasında yapılan Türk-Rus İş Konseyi toplantısında ev sahipliğini üstleniyor TUSKON. Anadolu’daki yeşil sermaye patlaması modernleşme süreci olarak ele alınıyor artık CHP’de, tıpkı AKP’deki gibi. Gardrop devrimciliği diye aşağılanan Cumhuriyet ideolojisi, postmodern neoliberal küresel işbirlikçi demokrasi ideolojisine dönüştürülüyor el yordamıyla.
http://www.ilk-kursun.com/2010/10/chpdeki-donusume-metamorfoz-ikinci-cumhuriyetci-destegi/
Sencer Ayata’nın AKP ile ilgili 2007 yılındaki yazısı da oldukça ilginç. CHP’ye biçilen yeni küresel misyonun ipuçları da var bu yazıda. AKP muhafazakâr değerler sistemi içinde modernleşmenin yaygınlaşmasını teşvik ediyormuş. Ekonomi; istihdam, eşitsizlik, sosyal güvence eksikliği gibi temel sorunlar sürüyor olsa da bir bütün olarak büyümüş. Sorunlar sosyal dayanışma ile hafifletiliyormuş. AKP, piyasa ekonomisinin çözemediği istihdam sorunlarını, sosyal sorunları, bu toplumsal dayanışma ağları vasıtasıyla hafifletiyormuş. Piyasa reformlarını, diğer birçok ülkede sol iktidarlar getirirken bizde ekonomik liberalizm uygulayan parti, kendi açıklarını kendi kapatıyormuş. Türkiye’de ekonomik liberalizm, böylelikle muhafazakâr bir cemaatçi dayanışma ile birlikte yürüyor, siyasi istikrar bu yoldan sağlanıyormuş. CHP’nin iktidara gelebilmesi için ekonomiyi AKP’den daha iyi yöneteceğini kanıtlaması gerekiyormuş.
Ekonominin ve istihdamın % 50′den fazlasının kayıt dışı olduğu, işsizliğin % 15′lere, kentlerde eğitimli genç nüfus gruplarındada % 40′lara ulaştığı, gelir dağılımının alabildiğine bozulduğu, yoksulluğun derinleştiği, gerçek ücretlerin gerilediği, vergi yükünün % 70′lere dayanan dolaylı vergilerle yoksul sınıf ve katmanların üzerine yıkıldığı, primlerini ödeyemeyen milyonlarca yurttaşımızın sosyal güvenlik kapsamı dışına itildiği bir sosyoekonomik iklim nasıl da toz pembe hale getiriliyor bakar mısınız?
Şimdi CHP’nin postmodern, neoliberal, küresel ekonomik/politik/sosyal biçimlendirme aşamasına geliyoruz. Bu küresel eklemlenme sürecinde Atlantik ötesindeki think-tank kuruluşlarından CHP’ye biçilen yeni roller de bu sürecin tamamlayıcı unsurları.
http://www.ilk-kursun.com/2010/09/yeni-kuresel-kiskac-yeni-kemalizm/
**
Yeni CHP ‘nin Yeni Yönetimi yazımın ikinci bölümünde Genel Sekreter ve Parti Sözcüsü Süheyl Batum, Ekonomik ve Mali Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran ve yeni yönetimin en kritik görevini üstlenen Örgütlenme ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i irdeleyeceğim.
Ali Rıza Üçer
İLK KURŞUN

http://www.ulusalhekimbirligi.org/?cat=26

Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-2 (Gürsel Tekin)

Kasım 8th, 2010 | Yayınlayan: Ulusal Hekim Birliği Bu Yazıyı Yazdır Bu yazıyı e-posta ile gönder



Ali Rıza Üçer, Haberler

8 Kasım 2010
Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi yazısının ilk bölümünde Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Partide korku imparatorluğunu yıktık, şimdi sıra Türkiye’de” müjdesini verdiği operasyonla göreve başlayan Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Didem Engin, Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mesut Değer, Gençlik Örgütlenmesi ve Gençlik Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Zeki Gündüz, İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş ve Ar-Ge BYK Platformundan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata’yı değerlendirmiştim.
http://www.ilk-kursun.com/2010/11/kanitlariyla-yeni-chpnin-yeni-yonetimi-1/#more-63547

Yeni CHP’nin Batıya (AB/ABD) daha başarılı biçimde eklemlenebilmesi için yönetime taşınan yeni yöneticilerinin çoğunluğunun ortak özelliği CHP’nin geleneksel Cumhuriyetçi/Devletçi/Devrimci/Milliyetçi/Halkçı/Laik çizgisi “Altı Ok” dışında olmaları. CHP’nin ekseninin Kemalizm’den Yeni Kemalizm’e (Neo Kemalizm) kaydırılmasında rol alacak yeni aktörlerin tanınması, sürece ışık tutması bakımından da önem taşıyor.

Yazımın ikinci bölümünde yeni yönetimin en kritik görevini üstlenen Örgütlenme ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i irdeleyeceğim.
Burada konuyla bağlantılı olarak dikkat çekmek istediğim bir başka nokta Cumhuriyet gazetesinde “Olaylar ve Görüşler” sayfasında bir kaç aydır oldukça sık konuk edilen WINEP (Washington Institute for Near East Policy, Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü) Soner Çağaptay’ın yazıları. Özellikle de Çağaptay’ın referandumdan kısa bir süre önce bu köşede yayımlanan Yeni Kemalizm…” başlıklı yazısı. Çağaptay yazısında CHP’de Deniz Baykal sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu ile olumlu bir dönüşümün başladığını, yeni CHP MYK’da rekor sayıda kadın ve bir de imamın bulunmasının bu dönüşüm için umut verici olduğunu dile getiriyor. “AKP’nin seçim başarılarında ileriye dönük bir vizyonu olmasının rol oynadığını, Baykal’lı CHP’nin ise değişimin karşısında duran (statükocu), hep hayır diyen bir parti gibi göründüğünü” söylüyor. Çağaptay, “CHP’nin odaklanması gereken Yeni Kemalizm (Neo Kemalizm), geleneksel Kemalizmin Türkiye’nin Batılılaşma sürecine olan bağlılığını sahiplenmeli, bu yolda AB üyeliğini ve bu üyeliğin olmazsa olmazı olan liberal değerlerin korunmasını birinci siyasi önceliği yapmalıdır “diyor.
http://www.ilk-kursun.com/2010/09/yeni-kuresel-kiskac-yeni-kemalizm/
Atlantik ötesinden CHP’ye biçilen misyonun açık seçik biçimde dile getirildiği bu yazının ana fikri, CHP’nin Cumhuriyetin geleneksel rotasınından saparak ABD/AB güdümlü neoliberal bir eksene oturtulmasına dayanıyordu. CHP’de korku imparatorluğunu yıktığını iddia eden yeni yönetim anlayış ve yapılanmasını da İsrail ve ABD’nin Orta Doğu girişimlerine düşünsel taban oluşturmak üzere kurulan WINEP temsilcilerinin Atlantik ötesinden gelen telkinleriyle bir arada değerlendirmek gerekiyor. Yeni CHP yönetimine yandaş medya desteğini de bu çerçevede anlamlandırabiliriz.
6- Gürsel Tekin; Örgütlenme ve Örgüt Yönetiminden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Yandaş medyada büyük bir ilgiye mazhar olan Gürsel Tekin “bir rivayete göre” (ne demekse) anne tarafından Kürt ve Alevi olduğunu söylüyor, annesi ve ablasının başının kapalı olmasıyla övünüyor. Böylece bir taşla bir çok kuşu gözünden vurmuş oluyor. Kafe işletmeciliğinden petrol işverenliğine sıçrayarak başarısını kanıtlayan Tekin siyasette de iş hayatındaki gibi iddialı.

http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/04/17/gursel-tekin-sosyal-demokrat-degil-sosyal-fasist/
Yaklaşık 2 yıl önce Deniz Baykal’a Eyüp’te çarşaf açılımını yaptıran İstanbul İl Başkanı Tekin, Ahmet Hakan’a “Ben CHP İstanbul İl Başkanı olarak üniversitelerde türbanın özgür olmasını istiyorum” diyor..Ahmet Hakan “Böyle bana özel konuşmak olmaz… Bunun yazılmasına razı mısın?” diye soruyor. Tekin’in yanıtı çok açık: “Evet, yazabilirsin.” Ahmet Hakan’da köşesinde iftiharla yazıyor bunu.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10328372.asp?yazarid=131&gid=61
Kemal Kılıçdaroğlu’nun durup dururken üniversitede türban sorununu ben çözerim diye ortaya çıkmasının arkasında da Gürsel Tekin var. Laiklikten verilen ödünlerle CHP’nin büyütüleceği savlanıyor. Oysa ki bu konunun nasıl bir bataklık olduğu, elini verenin önce kolunu sonra her şeyini kaptıracağı yaşanan ibretlik derslerle doludur. Üniversitede türbana yol açıldıktan sonra, sıra kamuda, ilk ve orta öğretimde türban ve çarşafa gelecek. AKP Kızılcahamam kampında AKP kurucusu Fatma Ünsal’ın Tayyip Erdoğan’a “2011 seçiminde mutlaka başörtülü milletvekili adayı gösterilmesi gerekir. Eğer bunu Ak Parti çözemeyecekse başka partilere çağrı yapmak için Ak Parti’den ayrılırım” sözüne Erdoğan’ın “Samimiyetimizi sorgulamayın. Çocuk bile 9 ay 10 günde oluyor“. yanıtı laiklikten ödün sürecinin kamusal alanda da nasıl gelişeceğinin ve elini veren CHP’nin nasıl kolunu kaptıracağının ipucu niteliğinde.
http://www.milliyet.com.tr/-cocuk-bile-9-ay-10-gunde-oluyor-/siyaset/haberdetay/19.10.2010/1303288/default.htm?ref=OtherNews
İsmet İnönü’nün kırklı yıllarda, çok partili sisteme geçiş sürecinde laiklikten verdiği ödünler CHP’nin iktidardan düşmesini engeleyemediği gibi partinin temel ekseninden kaydırılmasında öncü rol oynamıştır. İmam Hatip okullarının açılması, İlahiyat Fakültesinin kurulması, devletin tehlike algısının değiştirilerek irticanın tehdit unsuru olmaktan çıkartılması, Said-i Nursi’nin CHP’deki değişiminden memnuniyetini dönemin parti genel sekreteri Hilmi Uran’a yazdığı destek mektubu, CHP tarihinden çıkartılacak ibretlik derslerdendir.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=16119371&p=2
İsmet İnönü’nün Cumhuriyetimizin temeli olan laiklik ilkesinden verdiği ödünler CHP’nin 1950′de iktidardan düşmesine engel olamadı. Zira ödün kapısını açtığınızda sizden daha fazla ödün verecekler çıkacak ve demokrasi oyunu adı verilen popülist düzlemde size daima fark atacaktır. Bülent Ecevit’in Fethullah Gülen’e ve cemaate övgü dolu sözleri ve desteği başka bir ibretlik derstir. Atlantik ötesinden planlanan bir kriz senaryosuyla DSP’nin parçalanarak AKP hükümetine yol açılmasında parti içerisindeki Fethullah Gülen’e yakın milletvekilllerinin aldığı tavır belirleyici olmuştur. Vereceğiniz ödünlerle iktidar kapısı geçici bir süreyle açılmış olsa da er ya da geç bu ödünlerin bedelini partiye ve ülkeye ödetme zamanı gelecektir.
Dr. ALİ RIZA ÜÇER
İLK KURŞUN


KRAL ÇIPLAK: Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-3 (Umut Oran)

Ali Rıza Üçer, Haberler

12 Kasım 2010
Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi yazısının ilk bölümünde Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Partide korku imparatorluğunu yıktık, şimdi sıra Türkiye’de” müjdesini verdiği operasyonla göreve başlayan Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Didem Engin, Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mesut Değer, Gençlik Örgütlenmesi ve Gençlik Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Zeki Gündüz, İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş ve Ar-Ge BYK Platformundan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata’yı, ikinci bölümünde de yeni yönetimin en kritik görevini üstlenen Örgütlenme ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i değerlendirmiştim.

http://www.ilk-kursun.com/2010/11/kanitlariyla-yeni-chpnin-yeni-yonetimi-1/#more-63547

http://www.ilk-kursun.com/2010/11/yeni-chpnin-yeni-yonetimi-2-gursel-tekin/

Yazımın üçüncü bölümünde Ekonomik ve Mali Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ı irdeleyeceğim. CHP’nin yeni yönetimi ,“Altı Ok” temelli Kemalist rota yerine başta türbana özgürlük, tarikat ve cemaatlere yumuşak bakış, Kürt sorununa çözüm alalamalarıyla kemirilen laiklik ve ulusal bütünlüğümüzden ödün veren yaklaşımların yanı sıra neoliberal iktisat ve postmodern sosyoloji savunuculuğu ile küresel piyasa ile eklemlenmeyi hedefleyen Neo Kemalist rotaya savruluyor. “Neo Kemalizm” sözcüğündeki Kemalizmin gerçek Kemalizm ile isim benzerliği dışında bir ilintisi yok. Postmodern bir kavram saptırması bu. Burada Mustafa Kemal Atatürk yerine yandaş ve bağımlı medyada devrim yaptığı iddia edilen başka Kemal’ler kastediliyor.
CHP’nin yeni yönetim yapılanmasında Ekonomik ve Mali Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına atanan Umut Oran’ı daha yakından tanıyabilmek için cemaat medyası ve yandaş medyadaki haber ve yorumlara da dikkatle bakmak gerekiyor. Önce Oran’ın AKP’ye açılan kapatma davası, Kürt açılımı, TCK’nın 301. Maddesi ile ilgili tutumuna bakalım.
İşadamı Umut Oran Nisan 2008′deki CHP Kurultayında genel başkan adayı olduğunda, Hilton Otelinde CHP muhabirleriyle biraraya geliyor. Yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılmak istenmesini ‘kabul edilemez’ buluyor. Partisinin aksine, 301. madde konusunda “özgürlükçü !” yaklaşım sergilediğini ileri süren Oran, CHP’nin halktan tamamen koptuğunu savunuyor…Annesi Diyarbakırlı olan Oran, Kürt sorununa bakışını anlatırken öncelikle partisinin bu konuda bir açılım yapması gerektiğini söylüyor. Toplantıda Oran’a destek vermek için eşlik eden Soros destekli TESEV Araştırma Direktörü, Koç Üniversitesi Küreselleşme ve Demokratikleşme Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman, AKP’nin 301. Maddeyle ilgili TBMM’ye getirdiği değişiklik teklifine destek verdiklerini kaydediyor.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=676207
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton’un Zaman gazetesinden Şahin Alpay’a verdiği mülakatta Taraf gazetesi, Yeni CHP ve Umut Oran’la ilgili değerlendirmeleri de dikkat çekici. Alaton, otuz yıllık dostu Şahin Alpay’a “AKP kapatılsaydı Türkiye olarak dünyanın önünde büyük bir ayıp yaşayacaktık… Demokrasiye kasteden darbe tertipleri Taraf gazetesi tarafından art arda ifşa edilmeseydi, Türkiye büyük badireler yaşayacaktı. Taraf gazetesi ülkenin kaderini değiştirdi. Kıymeti ileride daha iyi anlaşılacak, tarihi yazılacaktır. İktidarın olumlu icraatına cesaretle ve efendilikle destek vermek, yanlışlarını da sadece eleştirmekle kalmayıp, izlenecek doğru politikaların ne olduğunu söylemek… Eğer yeni CHP yönetimi bunları başarırsa Türkiye rahatlayacaktır. O zaman CHP iktidar alternatifi olacak; AKP de, artık çağdaş bir muhalefetle karşılaşacağı için yeniden atılım yapacak, iki parti arasındaki rekabet Türkiye’yi kanatlandıracaktır… O zaman Kıbrıs, Kürt, laiklik sorunlarımız hallolacak, Türkiye AB üyeliğine ulaşacaktır... Sayın Kılıçdaroğlu, yoksullukla mücadelenin ancak ekonomik büyüme ile, pastayı büyütmekle mümkün olabileceğini söylemeli… Kürt’e Kürt, Alevi’ye Alevi deme cesaretini kendinde bulmalı…CHP’nin geleceği hakkında iyimserim. Kadrosuna aldığı Faik Öztrak, Umut Oran gibi yeni isimlerden çok ümitliyim. En büyük atılımı yapma vakti geldiğinde Kemal Derviş’i de yanına alabilmelidir” diyordu. Yandaş medyanın şahin kalemi Alpay ise Alaton’un önerilerine ek olarak “Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, asker ve yargı vesayetine kanat germekten vazgeçsin, “Ergenekon avukatlığı”nı terk etsin, halkın dertlerine demokratik düzen içinde çözüm arasın, ülkeye çok büyük bir hizmette bulunur ve er geç iktidara gelir” diyerek yeni CHP yönetimine akıl veriyordu.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=988557
Umut Oran, Amerikan Ulusal Demokrasi Vakfı ( NED) / CIPE destekli Ekonomistler Platformu’na da danışmanlık yapıyor. Ekonomistler Platformu, Tuna Bekleviç’in Başkanlığında 2023 yılında Türkiye’yi yönetecek gençleri keşfetmek ve ülke yönetimine katmak amacıyla kurulduğu söylenen”Anadolu’nun Genç Liderleri Hareketi”ne ardından da Güçlü Türkiye Partisine (GTP) evrildi.http://www.gtp.org.tr/
İstanbul Bilgi Üniversitesinden İktisat Fakültesini bitiren ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgililer Derneği’nin de Kurucu Başkanı olan 33 yaşındaki “genç sivil yetenek” Bekleviç’e, örgütlenme çalışmalarını ABD’de Aspen Institute, NED, CIPE, Cato Ins., Heritage Ins., El Centrino De la Raza, Dünya Bankası, MIT ve Layola Üniversitesi gibi kurumlarda “yeni sivil toplum modeli ve örgütlenme anlayışı” olarak sunma olanağı sağlandı. Ekonomistler Platformu 6 yıllık dönem içerisinde yurt içinde ve yurt dışında birçok kamu kuruluşu, özel kuruluş ve sivil toplum örgütü ile ortak faaliyetler düzenledi, projeler gerçekleştirdi. 2005 yılında ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın konuğu olarak “International Visitor Leadership Program“a iştirak etti.ABD’de New York, Washington D.C., Seattle, Chicago, Minneapolis, Austin, Dallas, Los Angeles, Cincinnatti, Atlanta, Iowa City, Boston, Miami şehirlerinde seminerler verdi.
Ekonomistler Platformu Başkanı Tuna Bekleviç ve genel sekreter Mahir Toprak 11 Temmuz 2005’te, DPT’nin yeniden yapılandırılması çerçevesinde Türkiye’yi eyaletlere ayıracak olan “Bölgesel Kalkınma Ajansları” üzerine bir duyuru yayımladı.
2 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilerek yasalaşan “Bölgesel Kalkınma Ajansları Yasa Tasarısı”nda bir takım değişiklikler yapılmalı ve DPT’nin bölge teşkilatları şeklinde tasarlanmış olan Kalkınma Ajanları daha bağımsız ve merkeziyetçilikten uzak bir anlayışla teşekkül edilmelidir.”
Eyaletlere bölünmenin fiilen savunulduğu bu duyuruda:: “DPT, 26 bölgedeki Kalkınma Kurulları’nda danışmanlık sağlayan bir Kalkınma Danışma Kurulu haline gelmektedir. Kalkınma Kurulu bünyesinde: dokuzlar bölgesi kalkınma grubu, sınır bölgesi kalkınma grubu, AB uyum grubu, AGORA projesi kalkınma grubu, yabancı sermaye grubu, yönetişim grubu, tarım hayvancılık kalkınma grubu, sanayi kalkınma grubu, turizm kalkınma grubu, bilişim teknoloji kalkınma grubu, enerji ve yer altı kaynakları kalkınma grubu, lojistik kalkınma grubu”na yer verilmesi gerektiği açıklandı.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7543
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, AKP’ye açılan kapatma davası sürecinde Güçlü Türkiye Partisi Genel Başkanı Bekleviç’le görüştüğü iddia edildi.Yedek parti formülü üzerinde çalıştığı öne sürülen Erdoğan’ın bu görüşmede Bekleviç’i partisini kapatmaması konusunda ikna ettiği öğrenildi Erdoğan’ın Partisini kapatıp AKP’ye katılmayı düşünen Güçlü Türkiye Partisi (GTP) Genel Başkanı Tuna Bekleviç’le Edirne’de buluştuğu,aynı helikopterle İstanbul’a yolculuk yaptığı ve partisini kapatmaması konusunda Bekleviç’i ikna ettiği ileri sürüldü.
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3911

Ekonomistler Platformu, Ocak 2008′de “Ekonomi Politikaları Enstitüsü’nü (EPE)” kurdu. Platformun EPE ile ünlü isimlerin katılacağı aylık programlar düzenleyerek ekonomiye projeksiyon yapması hedeflendi. Projenin Hedefi EPE’de hazırlanan ders programlarıyla, küresel ekonomi politikaları açısından Türkiye’nin önünde bulunan koşullar, imkanlar ve riskleri ortaya koyarak AB’ye entegrasyona katkıda bulunmaktı. 2008 yılının ilk programında teorik bilgilerini ve pratik deneyimlerini EPE katılımcılarına aktaracak konuklar arasında Umut Oran’ın yanı sıra Eser Karakaş, Cengiz Aktar, Mehmet Altan, Rüştü Saraçoğlu, Tezcan Yaramancı, Esra Largo, Erdoğan ve Emre Alkin gibi isimler göze çarpıyordu.
http://ekoayrinti.com/news_detail.php?id=670
Umut Oran, Soros destekli ARI’nın kuruluş yıldönümünde boy gösteriyordu. CHP Genel Başkanlığına soyunurken Ortadoğu’da İsrail’in elini güçlendirmek için uydurulan QIZ (Qualified Industrial Zone- Nitelikli Sanayi Bölgesi)’in Güneydoğu Anadolu’da kurulması için Amerikan Elçisi J. Jeffrey’den yardım istiyor. Hillary Clinton ve Jeffrey ile Güneydoğu’da demokrasi, Irak’ta güvenlik konularını görüşüyordu.
http://www.ilk-kursun.com/2010/11/chpde-turuncu-darbe/

Türkiye Cumhuriyetinin Atlantik ötesi ve Avrupa’dan tezgahlanan bir plan doğrultusunda “Ilımlı Anadolu Türk/Kürt İslam Federasyonuna dönüştürüldüğü ayan beyan ortadayken CHP’de çözüm için AB/ABD’nin adres gösterilmesi, yeni yapılanmanın bu rotaya uygun biçimde belirlenmesi “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” deyimini çağrıştırıyor. Ancak bu seçeneğin sonu da sıtmadan ölüm ne yazık ki…
DR. ALİ RIZA ÜÇER
İLK KURŞUN


Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-4 (Süheyl Batum)

Kasım 14th, 2010 | Yayınlayan: Ulusal Hekim Birliği Bu Yazıyı Yazdır Bu yazıyı e-posta ile gönder

Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-4 (Süheyl Batum)

Ali Rıza Üçer, Haberler

13 Kasım 2010
Yeni CHP’nin yeni yönetiminde Genel Sekreter ve Parti Sözcülüğü görevini üstlenen Süheyl Batum Anayasa Hukuku Profesörü. Kısa süre önceye kadar Demokrat Partiye Genel Başkan olacağı söylenen Batum, CHP’deki hızlı değişim sürecinin ardından birkaç ay önce üye olduğu CHP’ye Genel Sekreter oldu.
Batum, Önceki YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in koordinatörlüğünde TÜSİAD’ın 1992 yılında hazırlattığı Anayasa taslağıı yazan ekipte yer alıyor. Söz konusu taslak, AKP tarafından Ergun Özbudun’a hazırlatılan Anayasa taslağına olan yakınlığı ile de biliniyor.İdeolojilerden arınmış, liberal Anayasa” olarak adlandırılan taslağın hazırlayıcılarından olan Batum, TÜSİAD’ın Görüşler dergisinde yazdığı yazılar ve TÜSİAD için hazırladığı AB raporları ile de dikkat çekiyor.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/yeni-chp-sagcilarla-halka-acilmak-haberi-35438
Süheyl Batum’un içinde yer aldığı TÜSİAD’ın taslağında 1961 ve 1982 Anayasalarında yer alan değiştirilemeyecek maddelerin de değişmesi öneriliyor. Konuyla ilgili olarak taslağın giriş bölümünde, “TBMM, 1982 Anayasası’nın “değiştirilemez hükümler” arasında saydığı hükümleri yok saymak ya da değişik formülasyonlara büründürmek hak ve yetkisine sahip midir?” sorusuna cevap aranıyor.
Türkiye devletinin cumhuriyet” olduğu yönündeki hükmün değiştirilemezliğinin Türk anayasa geleneğinin temel unsuru olduğu belirtilen taslakta, bunun dışındaki maddelerin değiştirilmezlik kapsamına 12 Eylül rejimi şartlarında hazırlanan 1982 Anayasası’yla alındığı kaydediliyor. Bu hükümler arasında değiştirilebilecek kurallar da olabileceği belirtilirken, şu açıklama yapılıyor: “Bu konuda asli kurucu organ yetkisini kullanan bir meclisin kendini bağımsız hissetmesi doğal ve gereklidir. Bu açıdan önerilebilecek ideal formül, yeni bir Anayasa hazırlama girişiminin başında, TBMM’nin bir anayasa değişikliği yaparak, değişmezlik hukukunu daha önceki Cumhuriyet Anayasalarında olduğu gibi ‘Cumhuriyet’ ilkesi ile sınırlı tutması olacaktır. Sonuç olarak çalışma grubumuz, TBMM’nin yeni bir anayasa taslağını oluşturma aşamasında kendisini ‘cumhuriyet hükümet şekli’nin değişmezliği dışında özgür ve bağımsız hissetmesi gerektiğine inanmaktadır.
Resmî ideoloji olmamalı
Erdoğan Teziç ve arkadaşlarının, AKP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül’ün ideolojisiz anayasa fikrine 15 yıl önce hazırladıkları TÜSİAD’ın anayasa taslağında yer vermeleri de dikkat çeken noktalardan biri. “Liberal demokratik rejimlerde devletin resmî bir ideolojisi olmaz.” denilen taslakta yeni anayasanın ideolojik hükümlerden mümkün olduğu kadar arındırılması gerektiği savunuluyor. Buna örnek olarak da Türk milliyetçiliği ya da Atatürk milliyetçiliği şeklindeki ideolojik anlam verilebilecek kavramların anayasadan çıkarılarak bunun yerine hukuki bir deyim olan ‘milli’ sıfatının koyulması isteniyor. Anayasa’da resmi ideolojinin yer almamasına ilişkin önerinin gerekçesi ise şöyle: “Atatürk’ün nihai hedefi Batı tipi liberal demokrasidir. Liberal demokratik rejimlerde ise devletin resmî bir ideolojisi olmaz. Türkiye’de 1946 seçimleri ile Atatürk’ün nihai hedef olarak belirlediği çoğulcu demokratik rejime yönelmiştir. Bu aşamadan sonra gerçekleştirilmesi gereken liberal demokratik toplumların ilkeleri olan çoğulculuk, özgürlük ve eşitlik olmalıdır.
Başlangıç bölümü demokratik düzenle bağdaşmaz
Bu çerçevede Anayasa’da başlangıç bölümüne de gerek olmadığı, böyle bir bölüm olacaksa bile bunun çok temel hukuk ilkelerine ayrılmasının gerekli görüldüğü vurgulanıyor. Dolayısıyla, “1982 Anayasası’nın ideolojik yönü ağır başlangıç bölümünün bağlayıcı sayılmadığı” ileri sürülüyor. Bir hukuk kuralı olmaktan çok, ideolojik bir yapıya sahip olan başlangıç kısmının 1961 ve 1982 anayasalarında sorun çözmek yerine sorun ürettiğinin altı çiziliyor. Bu konuda şu görüş dile getiriliyor: “Üslup açısından son derece ağır ve bir tek cümleden oluşan ve Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeler yığınını içeren 1982 Anayasası başlangıç metni otoriter bir devlet ideolojisi çağrıştırır biçimde düzenlenmiştir. Nitekim yargı organlarınca da böyle yorumlandığı olmuştur. Devleti soyut bir varlık olarak yücelten, ona ‘kutsal’ sıfatını ekleyen bir anlayışla, özgürlükçü ve çoğulcu bir demokratik düzenin bağdaştırılması imkansızdır.”
Genelkurmay, Milli Savunma’ya bağlansın
TÜSİAD’ın taslağında bir diğer önemli değişiklik de Genelkurmay Başkanlığı’nın statüsünde göze çarpıyor. Taslakta, bütün NATO ülkelerinde genelkurmay başkanının başbakana değil, Milli Savunma bakanına bağlı olduğu belirtiliyor. Bu sebeple ilgili maddenin, “Genelkurmay başkanı Milli Savunma bakanına karşı sorumludur.” şeklinde değiştirilmesi öneriliyor.
http://www.stratejikboyut.com/haber/1992de-tusiad-icin-hazirladigi-anayasa–270.html
Süheyl Batum, 2000-2003 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi Dekanlığı, 2003 yılından 2007 yılına kadar da Rektörlük görevinde bulundu. Süheyl Batum’u irdelerken Bahçeşehir Üniversitesine de yakından bakmamız gerekir. Bahçeşehir Üniversitesinin Brookings Enstitüsü ile yakın ilişkisi var.
Brookings Enstitüsü Amerikan demokrasisini (!) güçlendirmek, Amerikalıların sosyal refah, güvenlik ve fırsatlarını kollamak, güçlendirmek, daha açık, güvenilir (ABD açısından), işbirlikçi uluslararası bir sistem yaratmak için kurulmuştur.
http://www.brookings.edu/about.aspx
Yeni CHP operasyonundan kısa süre önce İstanbul Atatürk Havaalanında Kemal Kılıçdaroğlu ile Brookings Enstitüsü’nün Küresel Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kemal Derviş’in ilginç bir rastlantı sonucu karşılaşmaları ve kırk beş dakikalık bir görüşme yapmaları da bu bağlamda oldukça dikkat çekicidir.
Brookings Enstitüsü ile Bahçeşehir Üniversitesi arasındaki ağı (şebeke/network) çözümlemek için değerli araştırmacı, yazar Erol Bilbilik’in “Açılım Kıskacı” kitabında önemli ipuçları var.
Projenin hayata geçirilmesi amacıyla, Bahçeşehir Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve George Washington Üniversitesi Rektörü arasında ‘Amerikan Araştırmaları Programı’ adlı bir yapılanma için Haziran 2006’da bir işbirliği antlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın ardından Bahçeşehir Üniversite’ndeki ‘Küresel Liderlik Forumu’na katılmak üzere Morton Abramowitz, Marc Grossman, Marc Paris ve Alan Makovsky İstanbul’a gelmiştir.
Toplantıya Prof. Dr. Süheyl Batum, Prof. Dr. Hasan Köni, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Burak Kuntay, Koç Holding’ten Can Kıraç, Alarko Holding’ten İshak Alaton, Doğan Medya Grubu’ndan Arzuhan Doğan Yalçındağ, Mehmet Acar ve Mehmet Ali Bayar katılmıştır. Daha sonra Amerikalı heyet, TÜSİAD eski başkanı Halis Komili’yle; Koç Holding’ten Rüşdü Saraçoğlu’yla; ertesi gün de İlhan Kesici’yle baş başa görüşmüştür. Bu hazırlık görüşmelerinin sonunda, Brookings Enstitüsü Başkanlığı ile TÜSİAD arasında bir anlaşma imzalanması aşamasına gelinmiştir.”
BOP’un Türkiye Enstitüsü : Bahçeşehir Üniversitesi
Brookings Enstitüsü Başkanı, ABD Eski Dışişleri Bakan yardımcısı Strobe Tallbott; “Türkiye 2007 Projesi“ni yürütmek üzere Morton Abramowitz, Marc Grossman, Eric Edelman, ve Marc Parris’ten oluşan bir grup oluşturdu ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Marc Parris’i 1 Şubat 2007 tarihi itibarıyle bu projenin direktörlüğüne getirdi. Proje kapsamında TÜSİAD, Brookings Enstitüsü ve Bahçeşehir Üniversitesi Türkiye ve Washington’da ortak konferans ve toplantılar düzenledi. Yapılan dizi toplantılarla Türkiye ve çevresindeki gelişmeler irdelenerek ABD medyasında yer alması sağlandı. Proje kapsamındaki ilk toplantılar Abdullah Gül’ün Exeter Üniversitesinden yakın dostu Zaman gazetesi yazarı Fehmi Koru, Soli Özel ve Murat Yetkin’in katılımıyla Washington’da başladı. Brookings Enstitüsünden toplantılarla ilgili olarak yapılan açıklamada 2007 yılının Türkiye için önemli bir yıl olacağı ve bu seçimlerin Türk siyasal sisteminin yakın geleceğini şekillendireceği, seçim sürecinin yanı sıra Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin de Türkiye’nin, ABD, İslam dünyası ve İsrail ile ilişkilerine yön vereceği vurgulandı.
Brookings Enstitüsü’nün dizi toplantılarından biri de 9 Mayıs 2009’da düzenlenen 4. Sakıp Sabancı Üniversitesi Konferansı ve ardından yenen akşam yemeğiydi. Yemekte AKP’nin kapatılması davası ile daha pek çok konu tartışıldı. Yemekte Brookings Enstitüsü’nün Başkanı, Strobe Talbott, aynı enstitüden uzman Philipp Gordon, Daniel Benjamin, Ömer Taşpınar, ATC Başkanı James Holmes, TÜSİAD-ABD Başkanı Abdullah Akyüz, (Fethullah Gülen destekli) TUSKON-ABD Temsilcisi Hakan Taşçı, Türk medyasının Washington temsilcilerinin yanı sıra Hasan Cemal gibi kişiler yer aldı.
ABD Dışişleri Bakan yardımcılığı görevinden ayrıldığı hâlde toplantıya katılan Nicolas Burns görüşlerin şu başlıklar altında dile getirdi.:
- ABD-Türkiye ortaklığı yeniden: Yeni dönemde ABD Başkanı kim olursa olsun ( ister Barack Obama ister Hillary Clinton, ister John McCain ) Türkiye ile müttefiklik ilişkilerine öncelik tanımalı. Türkiye, terörizm sorununu Irak hükümetini ve bölgesel Kürt yönetimini de işin içine katarak ortadan kaldırmaya çalışmalı, böylece fiili bir durum yaratılmamalıdır.
- Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve Ermenistan konusunda yeni bir açılım yapabilir. Fener Rum Patrikhanesi ve Ekümeniklik sorununa çözüm yolu bulunmalı; Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması sağlanmalıdır. 2009’un Kıbrıs’ta çözüm yılı olması kimseyi şaşırtmamalıdır.
- İran ve Suriye’ye baskı: Türkiye, İran ile bir 28 yıl daha görüşmeme politikası sürdüremez.
- NATO amacına daha fazla destek: Türkiye’nin Afganistan’da büyük katkısı oldu. NATO’nun amacına da katkıda bulunmalıdır.
- Siviller tarafından idare edilen hükümet yapısı Türkiye’nin geleceği açısından çok önemlidir. Bu şehirde Gül ve Erdoğan’a büyük saygı var. Türkiye dünya sahnesinde iyi oynuyor, bu iki lider de güvenilir ortaklar.
– Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 1 numaralı yardımcılığına getirilen Philip Gordon, ‘dava sonunda AKP için kapatılma kararı verilmesi, askeri darbeden farklı olmayacaktır’ dedi.
- Brookings Entitüsü’nün Türkiye Masası Direktörü Dr. Ömer Taşpınar da ‘ABD, Türkiye’nin AB’ne üyeliğini daha güçlü biçimde desteklemelidir’ demiştir.
-Brookings Enstitüsü’nde Küresel Ekonomi ve Gelişim Programı Başkan Yardımcılığı’na atanan, aynı zamanda Sabancı Üniversitesi Danışma Kurulu üyesi Kemal Derviş ise “Türkiye artık on yıl önceki Türkiye değil, daha güçlü, paradigmalar değişti. Üyelik süreci tek tarafın yöneteceği bir şey olmayacak artık. Türkiye daha aktif olacağı bir aşamaya gelmek zorunda” dedi.
- 20 Ekim 2009 tarihinde Conrad Oteli’nde Brookings Enstitüsü ile TÜSİAD ortak toplantısında Enstitü Başkanı Strobe Talbott, Başkan Yardımcısı Martin İnydik de Afganistan ve Pakistan konusunda birer konuşma yaptı. (Açılım Kıskacı, Erol Bilbilik, Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Basım, Ağustos 2010. s.55-58)
Şimdi de Bahçeşehir Üniversitesinin web sitesinden Süheyl Batum’un da aktif biçimde yer aldığı bir dizi organizasyon ve etkinliğe daha yakından bakalım.
Siyaset Okulu Amerika
Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet ve Liderlik Okulu’nun geleneksel programı “Siyaset Okulu”nun yurtdışı uzantısı olan “Siyaset Okulu Amerika” sertifika programı 2006 yılında başlamıştır ve ilk Siyaset Okulu öğrencilerinin katılımıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir başarı elde ederek gerçekleştirilmiştir. Programımız her sene olduğu gibi bu sene de Amerika Birleşik Devletleri başkenti Washington, DC eyaletinde gerçekleşecektir.
Programımızın maksadı Türk dış politikasının en önemli unsurlarından ve en önemli diyalog alanlarından biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi, sosyal, idari, ekonomik dinamikleri hakkında birinci dereceden bilgi alarak bu konuları ve Amerika Birleşik Devletleri siyasi sisteminin işleyişini öğrenmektir.
Program “Siyaset Okulu“nun diğer yurtdışı programlarından farklı olarak siyasi kuruluşların yanı sıra iş dünyası, enstitüler, ABD Temsilciler Meclisi ve Kongresi, “Think-Thank” kuruluşları ve lobiler ile çeşitli yuvarlak masa toplantılarının düzenleneceği bir program olarak dizaynedilmiştir.
Program esnasında Amerika’da lobilerin önemi, yasama, yürütme ve yargı erklerinin sistematik farklılıkları, Senato ve Temsilciler Meclisi arasındaki güç dengeleri, Başkanın fonksiyonu, sistemin işleyişi esnasında karar alma sürecinin oluşturulması, Amerika’daki lobilerin ve sivil toplum örgütlerinin iç ve dış politikaya etkisi gibi birçok konuda toplantılar yapılmaktadır.
İki hafta sürecek olan programın katılımcıları daha önce gerçekleştirilmiş olan ‘Siyaset Okulu’ programlarına katılmış olan kişilerdir. Öğrencilerin, programda amaçlanan konularda gelecekte Türkiye’ye liderlik yapabilecek uluslararası ilişkiler uzmanları olmaları beklenmektedir.
Program esnasında Washington Institute, Hudson Institude, ATAA (Assembly of Turkish American Association), FDD (Foundation for Defence of Democracies), CATO, The Century Foundation, TUSIAD USA, Livingston Group, Southfive Halkla İlişkiler gibi birçok think-tank kuruluşunun yanısıra Amerikan Senatosu, Temsilciler Meclisi, Amerikan Yüksek Mahkemesi, Amerikan Kongresi, Türkiye Büyükelçiliği gibi resmi kurumlar ziyaret edilerek, işlevleri hakkında bilgi alınmaktadır.
http://www.bahcesehir.edu.tr/amers/program/id/02#
Süheyl Batum’un da Danışma Kurulu içinde yer aldığı Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırmalar Merkezi’nin partnerleri ise CIA’nın yan kuruluşu RAND Corporation ( http://www.rand.org ) ve Neoconların kurduğu Demokrasi Savunma Vakfı (Foundation For Defense Of Democracies). Bu küresel partner ilişkilerini açık seçik web sitelerine koymaları da çok ilginç.
http://www.bahcesehir.edu.tr/amers/partner
Bahçeşehir Üniversitesi Amerikan Araştırma Merkezi’nin Danışma Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem. Kurulda Süheyl Batum’un yanı sıra G. Lincoln McCurdy, Clifford D. May, Jason Epstein, Mark Dubowitz, Michael Makovsky, David Mack, David Araon, Eser Karakaş, Nilüfer Narlı, Sami Kohen, Nüzhet Kandemir gibi isimler yer alıyor.
http://www.bahcesehir.edu.tr/amers/kurul
Son olarak Süheyl Batum’un Fethullah Gülen’in en stratejik organizasyonu “Abant Platformu” toplantılarının “ Vesayet ve Demokrasi” başlığıyla 3-4 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen “Brüksel Abant Platformu” toplantısının katılımcıları arasında yer aldığını hatırlatmak istiyorum. Süheyl Batum ile birlikte Brüksel Abant toplantısına katılanlar arasında Ali Bulaç, Eser/Işıl Karakaş, Mehmet Altan, Nilüfer Göle, Soli Özel, Doğu Ergil, Mehmet Sağlam, Zeyno Baran, Ali Müfit Gürtuna İngmar Karlsson gibi kişiler bulunuyordu.
http://www.abantplatform.org/index.php/main/component/option/frontpage/section/1/category/142/content/96
CHP’nin Atlantik ötesi ve AB’deki güç odaklarıyla hemhal olmuş yeni yöneticilerini incelediğim dizi yazının dördüncüsü burada tamamlanmış oluyor. Yazımın beşinci ve son bölümünde bu bilgiler ışığında küresel işbirlikçi Neo Kemalist yeni CHP yapılanmasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapacağım
Ali Rıza Üçer
İLK KURŞUN











Yeni CHP’ nin Yeni Yönetimi -5

Kasım 20th, 2010 | Yayınlayan: Ulusal Hekim Birliği Bu Yazıyı Yazdır Bu yazıyı e-posta ile gönder

Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi-5

Ali Rıza Üçer, Haberler

20 Kasım 2010
Yeni CHP’nin Yeni Yönetimi dizinin ilk bölümünün giriş paragrafında; “CHP’deki son operasyonla ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu “Partide korku imparatorluğuna son verdik şimdi sıra Türkiye’de” müjdesini verdi. Yeni CHP’nin Batıya (AB/ABD) daha başarılı biçimde eklemlenebilmesi için yönetime taşınan yeni yöneticilerinin çoğunluğunun ortak özelliği CHP’nin geleneksel Cumhuriyetçi/Devletçi/Devrimci/Milliyetçi/Halkçı/Laik çizgisi “Altı Ok” dışında olmaları. CHP’nin ekseninin Kemalizm’den Yeni Kemalizm’e (Neo Kemalizm) kaydırılmasında rol alacak yeni aktörlerin tanınması, sürece ışık tutması bakımından da önem taşıyor” demiştim. Süreç o kadar hızlı gelişiyor ki CHP’nin yeni yöneticileri ileri sürdüğüm iddiaları kanıtlamak için adeta birbiriyle yarışıyor.

http://www.ilk-kursun.com/2010/11/kanitlariyla-yeni-chpnin-yeni-yonetimi-1/
CHP’nin yeni Genel Sekreteri Süheyl Batum’un BDP’den gelen sol blok (!) önerisine sıcak yaklaşmasının ardından CHP tabanından gelen sert tepki nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu şimdilik ittifakın söz konusu olmadığını söylemek zorunda kaldı, iyi de oldu. Hatırlayacağınız gibi 1991 genel seçimlerinde HEP ile yapılan ittifakta SHP oyların yalnızca % 20′sini alarak DYP ve ANAP’ın ardından üçüncü parti olmuş ve yalnızca 88 milletvekili çıkarabilmişti.
http://www.belgenet.net/ayrinti.php?yil_id=11
Erdal İnönü’nün başında olduğu SHP’nin 1989 yerel seçimlerdeki büyük başarısının ardından gelen bu hezimetin temel nedeniyse Cumhuriyetimizin temel değerlerine, ulusal bütünlüğümüze açıkça tavır alan ve PKK ile organik bağı olan HEP ile yapılan ilkesiz ittifaktı. Şimdi CHP’nin BDP ile ittifakı için Atlantik ötesi ve AB’den akıl alan yeni CHP yöneticilerinin1991 deki başarısızlık tablosunu hiç unutmamalarını dilerim. 1991 seçimlerinde DSP’nin % 10 seçim barajını aşarak meclise milletvekili sokmasının, CHP’nin geleneksel seçmeninin sandığa küstürülmesinin ve CHP oylarının DYP’ye kaymasının temel nedeni de CHP’yi rotasından saptıran bu ilkesiz ittifaktı. HEP, bu ittifak ile meclise 18 milletvekili sokmuştu. Leyla Zana’nın TBMM’nin açılışında Kürtçe yemin teşebbüsü, HEP’li milletvekillerinin SHP’nin onayı olmaksızın Paris Kürt Konferansı’na katılmaları ve 21 Mart 1992′deki Nevruz olayları sonrasnda bu talihsiz ittifak kısa sürede sonra sona ermiş, başta Erdal İnönü olmak üzere SHP yöneticileri bedelini halka ödettikleri hatalarıyla baş başa kalmışlardı.
http://www.turkcebilgi.com/sosyaldemokrat_halk%C3%A7%C4%B1_parti/ansiklopedi
Ancak bu ilkesiz girişim günümüze kadar etkisini sürdürerek CHP’ye güven soruna yol açtı. Deniz Baykal’ın en büyük başarısı CHP’yi böylesi marjinal bir konumdan Türkiye partisi konumuna geri getirmesiydi. Şimdi yeni CHP’nin yeni yöneticileri 20 yıl önce yapılan hataları küresel güç odaklarının telkinleriyle yinelemek için sabırsızlanıyor ne yazık ki. Velev ki böylesi bir ittifak CHP’nin oylarını artıracak olsun (ki asla böyle bir durum söz konusu değildir) sırf oylarımız artsın diye CHP’nin ulusal bütünlük, laiklik gibi temel ilkelerinden gözünü kırpmaksızın ödün vermesi siyasal etiğin hangi ilkesiyle bağdaştırılabilir? Rotasından saptırılan böyle bir CHP, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini sarsan ağır sorunlara nasıl çözüm üretebilir?
Deniz Baykal’ın kaset komplosuyla genel başkanlıktan uzaklaştırılmasının temel nedeni ABD ve AB ittifakının (NATO) Irak’ı vahşi biçimde işgali sürecinde Türkiye’ye dayatılan 1 Mart Tezkeresinin red edilmesinde başat rol almasıydı.
AKP Hükümeti ve TSK’ya rağmen Baykal’ın CHP grubunu tezkerenin red edilmesi için harekete geçirmesi ve bu çıkışın AKP’li milletvekillerini de etkilemesi nedeniyle tezkere red edildi. Burada hükümet ve TSK’nın taleplerine rağmen tezkerenin desteklenmesi için Milli Güvenlik Kurulu’na tavsiye kararı çıkartma girişimine engel olan dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‘in etkisinin de hatırlanması gerekiyor. Küresel güç odakları o gün Baykal’ın kontrol edemedikleri bu onurlu duruşunun hesabını sormak için not aldılar ve günü gelince de gereğini yerine getirdiler. Bülent Ecevit’in 2002 yılında tasfiye edilmesinin nedeni de Irak konusundaki tavrıdır.
Irak’ı parçalamak için tezgahlanan ve demokrasi alalamasıyla dünya kamuoyuna yutturulan ABD/AB emperyalist işgalinden kısa süre sonra Irak Geçici Hükümet Konseyi Başkanlığına getirilen işbirlikçi Kürdistan Yürtseverler Birliği lideri Celal Talabanı şimdi Irak Devlet Başkanı. Paris’te Kemal Kılıçdaroğlu ile Celal Talabani arasındaki süpriz(!) görüşmeyi (Tıpkı Atatürk Havalanındaki Kemal Derviş Kemal Kılıçdaroğlu sürpriz görüşmesi gibi) değerlendirmek için 2003 yılı kasımında yazdığım “Irak Trajedisi ve Çifte Standartlar” yazımı hatırlatma gereği duydum. Bu nasıl bir demokrasi harekatıdır ki masum 1 milyon Iraklı hayatını kaybetmiş, 4 milyon Iraklı yerinden yurdundan olmuş, Irak yerle yeksan olduktan sonra üç parçaya ayrılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğünü de ağır biçimde tehdit eden BOP planı domino etkisi ile komşu ülkeleri sarsacak etkiler yaratmıştır. Sosyalist Enternasyonal gibi kulağa hoş gelen örgütlerin altını kazıdığınızda ortaya çıkan gerçek yalnızca emperyalizmdir. O nedenledir ki emperyalist güçlerin Paris’teki cicili bicili toplantılarında sözde sosyalist özde feodal bir düzenin işbirlikçi aşiret reisi Celal Talabani gibi aktörlerin parlatılması ve yeni CHP’nin yeni yöneticileriyle buluşturulması hiç de sürpriz değildir.
http://kamyon.politics.ankara.edu.tr/dergi/belgeler/kydd/65.pdf
Yakında Mesud Barzani ile Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin diğer yeni yöneticileri arasında da sürpriz bir görüşme olursa şaşırmayın. Her şey çağdaş sosyal demokrat-sol yeni yapılanmanın başarıyla hayata geçirilmesi için nasılsa. Sakın Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi Anayasası’na, “çıkarılacak yasalar şeriata aykırı olamaz” diye hükümler koydu, erkekler için şeriatın tanıdığı haklar doğrultusunda çok eşli evlenmelerin yolu açıldı” diye muhafazakâr yorumlar yapmaya kalkmayın. Yeni CHP’nin yeni yönetiminde bu türden modası geçmiş görüşlere yer yok artık. Türban, çarşaf açılımları, laikliğin tehdit altında olmadığı söylemleri, cemaat ve tarikatlara sıcak mesajlarla CHP yelkeni iktidar rüzgarıyla şişiriliyor. Bakın Kemal Derviş’in Asaf Savaş Akat, Deniz Gökçe, Taner Berksoy’la birlikte “düşünsel takım”ında yer alan, Sencer Ayata’nın kayınbiraderi neoliberal iktisatçı ve yeni CHP’nin yeni Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş’de muhafazakârlar (yani bizim gibi dinozorlar) kenara çekilse halk akın akın CHP’ye koşar diyor. CHP’nin önünü tıkıyormuşuz. bu nedenle de aşılmamız gerekiyormuş.
Son zamanlarda medyada sıkça gündeme gelen ABD’nin AKP hükümetinin İran ve İsrail ile ilgili tutumu nedeniyle rahatsızlık duyduğu, bu nedenle ABD ile uyumlu bir CHP’yi destekleyebileceğine ilişkin yazı ve yorumlar oldukça dikkat çekici. Cumhuriyet gazetesinde Eylül ayından beri art arda yazıları yayımlanan İsrail ve ABD’nin Ortadoğu girişimlerine siyasal ve düşünsel taban oluşturmak amacıyla kurulan WINEP Türkiye Araştırma Programı Direktörü Soner Çağaptay’ bu bağlamda dikkat çekici.Çağaptay’ın gerek CHP gerekse AKP için Atlantik ötesi telkinleri dillendirdiği yazıları Cumhuriyet gazetesinde o kadar “kör gözüm parmağına “bir hal aldı ki, sonunda Cumhuriyet gazetesi Çağaptay’ın yazılarındaki WINEP kimliğini kaldırmak zorunda kaldı.

http://www.ilk-kursun.com/2010/10/winep-telkiniabdnin-dumen-suyuna-girin/
WINEP, İsrail ve ABD’nin Ortadoğu girişimlerine siyasal ve düşünsel taban oluşturmak üzere kuruldu. T.C. yöneticileri bu örgüte sıkça konuk olur. WINEP elemanları Istanbul’da ARI ve TESEV konuğu olurlar. Her yıl Özal’ı ve onun Ortadoğu “aktif” politikasını anarlar. Alan Makowsky, Ortadoğu işgalinde ABD’ye danışmanlık yapmıştır. İstanbullu Musevi, istihbarat görevlisi Kürt destekçisi Henry Barkey (Fuller ile Öcalan için İtalya yollarına düşmüştü) de etkindir. Henry Barkey siyasal yaşamımızın değişen dinci siyasetçilerini, liberallerini evinde ağırlamış; Hakan Yavuz’u, Şerif Mardin’i, Sabancı ÜniversitesindenAhmet Evin’i, RAND’dan Sabri Sayarı’yı ABD Deniz (Kuv.) Kuübünde buluşturmuştu. WINEP Türkiye Bölümü’nün başına 2003 yılında Soner Çağaptay, yardımcılıklarına Ayca Arıyörük, Düden Yeğenoğlu, Nuray Nazlı İnal ve danışmanlığa Mark Parris getirildi. WINEP’te eğitime Alb. Haluk Sahar, Alb. Salahattin İbaş, Yüzbaşı Orhan Babaoğlu Alb. Bertan Nogaylaroğlu, emniyetten Emrullah Uslu, Duygu Sezer ve Ersel Aydınlı (Bilkent Ünv) katıldı.” (Mustafa Yıldırım, project democracy, sivil örümceğin ağında, 20. Özel Basım, s. 147, Ulus Dağı Yayınları-UDY, Ankara 2009)
Cumhuriyet gazetesinde 17 Kasım 2010′da manşetten verilen Eski ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın “AKP’yi şımartmaya artık son vermeliyiz” açıklamasını da bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.Şimdi bu haberi dikkatle okuyalım.
Eric Edelman, Washington’ın AKP hükümetini şımartmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. ABD’deki muhafazakâr düşünce kuruluşu Dış Politika Girişimi’nin yıllık konferansında Ortadoğu’ya yönelik bir panelde konuşan Edelman, AKP’nin giderek otoriter eğilimler gösterdiğini ve Türkiye’de yargı, medya ve ordunun saldırı altında olduğunu ifade etti.
Edelman, “AKP hükümetini şımartmaya son vermemiz gerektiğini düşünüyorum. AKP’nin, ABD için, ABD’nin AKP’ye olduğundan daha fazla önem taşıdığına inanmalarına izin vererek kendimiz için büyük siyasi ve ahlaki bir tehlike yarattık. Bu saçmalık çünkü bir dizi konuda Türkiye kesinlikle ABD’nin desteğine ihtiyaç duyuyor” diye konuştu.
ABD’nin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile dostluk kurmaya çalışması gerektiğini söyleyen Edelman, Kılıçdaroğlu’nun parti içinde bazı değişikliklerin ardından gerçek bir muhalefet lideri olabileceğini de belirtti. Türkiye’nin bugün temel kimliği ile ilgili büyük ve çekişmeli bir tartışma içinde olduğunu ifade eden Edelman, bunun ülkenin uluslararası sahnede kendini nasıl gördüğü konusunda önemli bir faktör olacağını vurguladı. Edelman, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “temel ideolojik eğilimlerinin Türkiye’yi mevcut yola soktuğunu ve bunun devam edeceğini” söyledi. Türkiye’nin 1950’lerden bu yana “kusurlu bir demokrasi” olmayı sürdürdüğünü ifade eden Edelman, Ergenekon, Balyoz gibi davaların hükümet karşıtlarını mahkemeye göndermek için kullanıldığını, Fethullah Gülen cemaatinin polis ve istihbarata sızdığını, on binlerce insanın dinlendiğini ve ülkede bir “korku iklimi” oluştuğunu vurguladı. Politikadan sorumlu eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı, “Bu davalarda olabilecek zerre kadar doğruluk payı da kanıtların imal edilmesi yüzünden geride kaldı” dedi.
Türkiye Cumhuriyetini böylesi korkunç bir uçuruma yuvarlayan dış güçlerin timsah gözyaşlarına bakar mısınız? Günaydın, yeni mi fark ettiniz olan bitenleri. Ne oldu da durup dururken at değiştirme ihtiyacı duydunuz? Oysa ki dere geçerken at değiştirilmez biliyorsunuz. Yoksa AKP’ye, “Sözümüzden dışarı çıkarsan CHP’ye destek veririz” mesajı mı veriyorsunuz?
Bu haber ve yorumlar CHP’deki “İkinci Cumhuriyetçi” dönüşümün (metamorfoz) dış dinamiklerini göz önüne seriyor. CHP’nin Cumhuriyetçi, Kemalist, Altı Ok ilkelerini benimseyen tabanı ve örgütleri tırpanlanacak, küresel işbirlikçi, postmodern, neoliberal bir yapılanma ile ABD/AB emperyal sistemine eklemlenmesi sağlanacak. CHP’ye iktidar yolu açılacak. Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni. Cumhuriyet mitinglerine akan CHP’nin gerçek tabanı yüzbinlerin “Ne ABD Ne AB, Tam Bağımsız Türkiye!” haykırışları bastırılacak, CHP düzenin dümen suyuna sokulacak. Bakın küresel efendilerimiz AKP’yi azarlıyor, CHP’ye yol açıyor diye zil takıp oynayacak yeni CHP’ye destek veren yeni mütareke aydınları. MHP’nin oyunun dışına itildiği, BDP sosuyla zenginleştirilen AKP/CHP ikili sisteminin ince ince ince tezgahlandığı yeni dönem kurgusuna tanık oluyoruz. Bir sosyal mühendislik laboratuvarında Türkiye dış güçlerin plan ve programıyla yeniden biçimlendiriliyor. Oyunun amacı açık seçik görülüyor. Irak’taki operasyonun ABD ve müttefiklerine bedeli oldukça ağır oldu. Şimdi Türkiye için kansız, savaşsız bir bölme, ayrıştırma, parçalama operasyonu devreye sokuluyor. Türkiye Cumhuriyeti tasfiye ediliyor ve Anadolu Türk-Kürt İslam Federasyonu tezgahlanıyor. Bu oyunu bozmak için Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet ilkelerine sıkı sıkıya sarılmak, örgütlenmek ve direnmek. gerekiyor. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bir kez daha okuyup yaşama geçirmenin tam sırasıdır.

http://www.ataturkungencligehitabesi.com/
Ali Rıza Üçer
İLK KURŞUN
aerol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

     

Alt 02-17-2011, 20:56   #2
berkcan
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 12.12.10
Mesajlar: 1.019
Tecrübe Puanı: 0
berkcan is on a distinguished road
Standart

herkes yanlış herkes hain herkes kandırılmış herkes satılmış herkes işbirliköi bir tek doğru ali rıza hoca

süheyl batumu bile beğendiremedik
berkcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-03-2019, 23:25   #3
LesMync
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Sex Pills For Women LesMync

Que Es Cialis Y Como Se Toma Cialas cialis generic Purim Donde Puedo Conseguir Viagra
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıAçık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeni Türk Ticaret Kanunu. İşte yeni kanunun getirdikleri aerol Aktüel / Gündem / Haberler 0 02-14-2011 12:17
Tam Gün Yasa Tasarısı’nın Yeni Hali medihaber Tam Gün Yasası 1 12-23-2010 22:48
Gazi’nin eski rektörü Yamaç’a zimmet ihracı aerol YÖK 1 09-26-2010 20:35
Ankara’ya yeni bir tıp fakültesi medihaber Tıp Fakülteleri 0 07-29-2010 17:39
Avrupa Birliği’nde sağlık mesleklerinin serbest dolaşımı aerol Genel Mesleki Konular 0 07-18-2010 22:00


Şu Anki Saat: 23:50


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com