www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > PARAMEDİKAL DÜNYA > Sosyal Hayatımız > Röportaj

2158 (2 Kayıtlı Ve 2156 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-21-2011, 16:58   #1
aerol
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 06.05.10
Mesajlar: 2.650
Tecrübe Puanı: 614
aerol is just really niceaerol is just really niceaerol is just really niceaerol is just really nice
Standart Yeni bir Kürt sınıfı oluştu talepleri PKK’dan farklı

ÇÖZÜM İÇİN ‘DAĞIN ARDINA BAKMAK’ ÖNEMLİ DİYEN ŞAİR-YAZAR BEJAN MATUR


Matur: Köyleri yakılan Kürtler mecburen büyük şehirlere göçtü, varoşlarına tutundu. Çok acılar yaşandı, hala da yaşanıyor ama sonuçta bu göç yeni bir kent sosyolojisi yarattı. Bu yeni sınıf silahı onaylamıyor.


Şu an Kandil’de 5 bin silahlı PKK’lı olduğundan bahsediliyor. PKK, Kürt sorununun bir sonucu olsa da, artık ayrı bir varlık, bir güç, bir realite olarak var ve apayrı bir kimya, bir ruh hali, bir değerler sistemi, bir siyaset üretiyor ve hem Kürt siyasetini hem de Kürt sorununu bir şekilde belirliyor. Dolayısıyla onun hesaba katılmadığı bir denklemin çözüm getirme olasılığı nedir? Dağdakiler ovaya, Ankara’ya, Türkiye’ye baktıklarında ne görüyor, gördüklerini nasıl algılıyor ve anlamlandırıyorlar? Onları dağa çıkaran, orada tutan ne? Çözmek için önce sorunu anlamak gerekiyor. Bu soruları Kandil’in psikolojisini anlamak için çok önemli bir çalışma (Dağın Ardına Bakmak- Timaş Yayınları) ortaya koyan şair-yazar Bejan Matur’a yönelttik.



Türkiye değişti, değişiyor. PKK’nın dağa çıktığı döneme de, 90’lara da benzemiyor artık. PKK, dağdakiler yeni Türkiye’nin ne kadar farkında, oradaki psikoloji ne?

Psikoloji anlamamız gereken şeyin ta kendisi. Oradaki psikolojiyi anlamadan meselenin adını koyamıyoruz çünkü. Şu an toplumda büyük bir ayrışma var. Karşılıklı kutuplaşama meseleyi anlamamızı sağlayacak kelimelerde bir erozyon yaratıyor. Sadece batı kamuoyunda değil,BDP tabanında, PKK’nın kendisinde de bu ayrışmanın yansımaları var. Hükümetin açılım adıyla yapmak istediklerine şüpheyle, eleştirel yaklaşmaları bu ayrışmanın sonucu.

Bu şüphe nedir tam olarak, açılımı asimilasyonun devamı olarak mı görüyorlar?

AK Parti ve hükümetin yapmak istedikleriyle ilgili olarak ciddi soru işaretleri var kafalarında. ‘Bizi hak ettiğimizden daha azına razı etmek istiyorlar, halbuki biz eşit vatandaşlık talep ediyoruz’ diyorlar. Bunun alt okuması iktidara ortak olmaya kadar gider.

ONLAR KİM BİLMİYORUZ

Demokratik özerklik, öz savunma gücü bahsi de iktidara ortak olma talebiydi.

Bütün bu tanımların bir alt okuması yapılmalı evet. PKK’nın kendini siyasete nasıl entegre edeceği sorunu aslında konuşulan. Dağın Ardına Bakmak kitabında PKK ile kurulan ilişkiyi, ona yüklenen anlamı, onda ne bulduklarını anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Türkiye kamuoyunda ne yazık ki bu yönü bilinmiyor ama bu bilinmeden Kürt meselesi çözülemez.

PKK bölücü terör örgütü, Öcalan bebek katili, PKK’lılar terörist çapulcu ve kandırılmış kişiler olarak bilinir Türkiye kamuoyunca…

Ben terörist tanımını özellikle kullanmadım. Bu tanımla yaklaştığında güvenlik odaklı düşünüyor ve askeri bir kafayla çözmenin yolunu arıyorsun. Ama birini yok ettiğinde sorun yok olmuyor, bilakis o kişiye duygusal olarak bağlı onlarca kişiyle birlikte yara daha da büyüyor. Bu böyle bir mesele ve sadece PKK’lılar için geçerli değil, askerler, şehit yakınları için de geçerli. Bu kadar acı yaşanmışken, meseleyi çözmeye dönük her çaba buradaki psikolojik bariyere çarpıp eriyor. PKK’yı sisteme entegre etmeye dönük ne bir çaba var ne de böylesi bir çabanın başarıya ulaşma ihtimali kuvvetli şu an.

KENDİMİZİ ANLATAMADIK DİYORLAR

Haklarında böyle deniliyor olmasını onlar nasıl karşılıyor?

Çok rahatsızlar ve ‘biz kendimizi anlatamadık, kamuoyu da bizi anlamak istemedi’ diyorlar. Burada ortak bir dil, duyguları iletecek bir kanal yok. Ben bunun peşinden gittim. Onların silah gibi bir anormaliteye nasıl bulaşabildiğini, yok olmayı göze alarak dağa nasıl çıktığını anlamamız gerektiğini düşündüm.

‘YAŞADIĞIMIZI ANLAMAK İÇİN DAĞDAYIZ’

Siz anlayabildiniz mi?

Benim keşif diyebileceğim iki şey gördüm; Biri şu. Bu bir ölüm sarmalı. Yok etmek çözüm değil. Bu iyice tecrübe edildi. Onların dağa çıkmış olması hepimizin sorunu. Dağdaki insan sayısının 5 bin olduğundan bahsediliyor. Bu benim de, Cumhurbaşkanının da Genelkurmay Başkanının da meselesi olmalı. Bunu mesele edinmeyen birinin sen yanlış yapıyorsun demesi de anlamsız çünkü sonuç yaratmıyor. Diğeri ise, biz onları kandırılmışlar olarak görüyoruz ama kandırılmış değiller. Bile isteye, karar vererek, bir var oluş mecrası olarak görüyorlar dağı. Dağ onlar için bir onur sembolü. Dağa çıkarak kendini gerçekleştirdiğini düşünüyor. Bu altı çizilmesi gereken bir psikoloji.
Ovada konuştuğum biri “Biz yaşadığımızı hissetmek için dağa çıktık” dedi. Derin bir psikoloji bu. Tersinden bir okumayla şuna varırız; Ovada yaşadığını hissetmiyor demek ki. Dili, varlığı inkar edildiği için yaşamadığını düşünüyor.

Bu psikoloji herkese şamil mi?

İnkar kavramı çok temel bir motif hepsinde. Kandil’de de, Mahmur’da da, burada da konuştuğum çoğu kişide aynı tanımlamayı gördüm. İnkardan rencide olmuş, sitem ediyor. Silah bir onur ve güven sembolü onlar için. Var oluşunu gerçekleştirme aracı, direnme aracı. Dolayısıyla buradan ona terörist demeniz onu etkilemiyor. “Ben özgürlük mücadelesi veriyorum, benim onurumu kazanma aracım bu” diyor.

TIP SON SINIFTAN DAĞA

Yaşları bugün 60’ı geçen PKK yöneticilerinin dağa çıkma nedenleriyle iki yıl önce çıkan çoğunun nedeni, algısı, duygusu aynı değildir herhalde. O günkü Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında da dağlar kadar fark var. Kuşaklar arasında dağa çıkma nedeninde ne gibi farklar var?

PKK, Diyarbakır Cezaevinden, oradaki aşağılama ve işkencelerden çıktı denir ki, bu doğrudur. PKK Kürt meselesinin ve 80 sonrası yapılan baskının bir sonucudur. Evet, nedenler başlangıçta farklıydı. Gidenlerin sınıfsal konumları da farklıydı. Bugün de katılımlar oluyor, eğitim seviyesi yüksek, üniversite mezunları hala çoğunlukta. Dağa çıkmış bir otoparkçı ya da garson duymadım hiç. Köylerden katılanlar olsa da, şehirden katılanlar hala çoğunlukta. Çoğu eğitimli. Felsefe, hukuk okumuşlar. Tıp son sınıftan giden yüzlerce insan var. Evet, 80’lerde değiliz artık. Bugün Ortadoğu’da twittter’la devrim yapan kuşaklar var bu doğru. Ama PKK’nın silahı kendini göstermenin bir aracı gibi görmesi de sadece PKK’nın sorunu olmamalı. Bu hepimizi ilgilendirdiği zaman silahlar susar.

AMAÇ SİSTEME ENTEGRE OLMAK

Bu durum PKK’ya nasıl yansıyor?

PKK bunun mutlaka farkındadır ve seçtiği yöntemin, silahın, zamanının dışına düşen arkaik bir yöntem olduğunu da görüyor. Bence sorun tam da burada. Kürtlerin eşit yurttaşlık talepleriyle PKK’nın talepleri farklı. PKK bütün bu Kürt meselesini zemin alıp bir mücadele yönetiyor ve vitrinde ben varım diyor. Ben dediği de çok büyük bir yapı, kurumları, silahlı yapısı, medyası, ekonomisi, belediyeleri, tabanıyla. PKK dünyanın ve Türkiye’nin nereye gittiğini mutlaka görüyor. PKK’nın amacı sisteme entegre olmak aslında, gelip siyaset yapmak. Nihai hedef bu ama bir çıkış bulamıyor. Türkiye’deki siyaset yapılanması buna engel.

BDP’LİLER ÇARESİZ
Yaklaşık yirmi yıldır siyaseten temsili mümkün kılan partiler var ama siyasilerin sözlerinin ağırlığı olmadığı için de sonuç değişmiyor, maalesef.

Hepimiz BDP’nin büyümesini güçlenmesini sözünün geçmesini istiyoruz ama oradaki hiyerarşik yapının buna elvermediğini, dağın BDP üzerinde ne kadar etkili olduğunu ve siyasilerin ne kadar çaresiz olduğunu da görüyoruz. BDP’den bunu beklemek de haksızlık. Oradaki hiyerarşiyi kuran sebepleri doğru anlamlıyız.

TRT ŞEŞ İÇİN KORUCU TV’Sİ DİYORLAR

Devletin, toplumun meseleye bakışındaki olumlu değişimin orada bir karşılığının olmaması da fena değil mi ama?

TRT Şeş buna çok iyi bir örnek. Devletin yıllarca yok saydığı bir dilin 24 saat yayın yapılacak kadar yetkin olduğunu kabullenişi önemliydi. Devletin kendini inkârı, paradigmanın değişimi demekti. Ama işte tam da burada PKK, TRT Şeş’e ‘korucu televizyonu’ dedi ve bunu kendi tabanında boşa çıkardı. Korucu kavramının güneydoğudaki karşılığı inanılmaz negatiftir. PKK yapılmak istenen şeylerde “ben dâhil değilsem, belirleyici değilsem boşa çıkarırım’ diyen bir yapı. Ve bunu yapacak gücü de var.

ÖCALAN’IN SÖZÜ AYET HÜKMÜNDE

Birebir inandırıcılığı oluyor mu peki? Sonuçta ovadaki halk televizyon izliyor, gazete okuyor, Devletin inkar ve asimilasyondan vazgeçtiğini, TRT Şeş ile Kürtçeyi kabul ettiğini, açılan enstitülerle Kürtçenin geliştirilmesine imkan sunduğunu görüyor, değişimin hayatına etkisini tecrübe ediyor. Şüphe buna rağmen mi sürüyor?

PKK kendi tabanı üzerinde çok etkili. Elbette Kürtler PKK’dan ibaret değil ama BDP’nin oyu da 2 milyon. Çarpanlarıyla birlikte bu 5 milyon olsun. Bu elbette kemikleşmiş bir taban değil, zaman zaman genişleyip daraldığı da oluyor. Ama PKK’ya koşulsuz bağlı olan bir kemik taban var. ‘Değer aileleri’ dediğimiz kesim bunun en tipik örneği. Evladını dağda kaybeden ailelerin bir değer ürettiğine inanılıyor. BDP siyasetinde de bu ailelerin değerleri etkili olabiliyor. Öcalan’a çok bağlı olanlar için, PKK’nın dediği ayet hükmündedir. Tabi ki ortada daha geniş bir kesim var. Makro siyasetin meseleye bakışına dikkat eden, Başbakan’ın ne dediğine bakan, kamuoyundaki genel kanaatlerden etkilenen. Buna bağlı olarak zaman zaman PKK’nın yanında hissediyorlar kendilerini, zaman zaman eleştirel yaklaşıyorlar. Ama siyaset öyle bir şey ki, özellikle Kürt meselesinde duygular belirleyici olabiliyor. Başbakan’ın mesela, ‘beğenmeyen çeksin gitsin’ sözü, ‘ya sev ya terk et’ olarak tercüme edildi ve bu, son yerel seçimler öncesi AK Parti’yi bölgede başarısız kılmaya yetti. Bazen bir tek cümle o kadar etkili olabiliyor. Milyonlarca insan o duygunun etrafında toplanabiliyor. Başbakanın söylediği de aynı algının neticesinde “bizi yok sayıyor, çekip gitmemizi istiyor” a dönüştü.

OVADAKİLER DAĞA VEFA DUYUYOR

Ovadakilerin dağdakilerle ilgili de güçlü bir beklentisi var?

Aslında bütün bu meselenin ötesinde şu gerçek var; Bu insanlar dağa çıkanlara karşı inanılmaz bir vefa duyuyorlar. Bu vefa duygusu dağdakilerin kaderiyle ilgilenmelerine neden oluyor: “Tamam, sen bana TRT Şeş’i açtın, Kürtçe enstitü kurdun, belki ana dil eğitimi de vereceksin ama ben dağdaki çocuğu ne yapacağım? Unutacak mıyım? Unutulabilir mi? Bu adam dağa benim için, benim haklarım için gitmiş, kazanımlar onun sayesinde olmuş” diyen geniş bir kesim var. Dağda konuştuklarımdan biri “PKK dağda olmasa Ahmet Türk Mecliste konuşamaz” demişti. Ovada da böyle düşünen çok insan var. Mesele böyleyken PKK’yı, silahlı unsurları tamamen dışında tutup, ben çözüyorum, diyemezsin, çözemezsin. Açılımın başarısız olmasının nedeni budur.

Açılımın başarısızlıkla sonuçlandığını, sürecin bittiğini mi düşünüyorlar?

Açılıma destek veren Kürtler açısından önemli bir başlangıçtı. AK Partin güneydoğudaki tabanında hükümetin çabası, Başbakanın iyi niyeti takdir edildi ama muhatap alınmayan by-pas edilen unsurlar açısından (İmralı, Kandil, BDP, taban) başarısız oldu. Bunu böyle algılayan taban da milyonlar. Bunu görmek gerek, bu bir realite çünkü.

PKK MEVZUUNDA ÖCALAN TEK İSİM

PKK’nın silahlandırma mevzuunda muhatap olarak İmralı’nın görüldüğünü, müzakere midir değil midir bilmiyoruz ama Öcalan ile görüşüldüğünü ve bu çözüm arayışının referandumda halk tarafından onaylandığını da biliyoruz. Yani bu bir süreçken açılım bitti diye bakılması, on yıllarca sürmüş bu kadar büyük ve ağır bir meselenin iki yılda çözülüvermesi ne kadar gerçekçi olabilir?

Süreç devam ediyor olabilir ama tökezlendiği noktalarda nasıl toparlanacağını bilmiyor devlet. Çünkü karşısındakini tanımıyor. Öcalan’ın ne kadar etkili olduğu daha düne kadar bilinmiyordu. Belki yeni anlaşılıyor. Konu üzerine bunca tefekkür etmiş biri olarak benim algılamam şu: PKK mevzuunda Öcalan tek isimdir. Öcalan olmasa, PKK parçalanır. Yedi farklı PKK doğar. Daha radikal unsurlar doğar. Kandil’de Mahmur’da ve PKK’ya bağlı olanlar gözünde Öcalan konusunda öyle bir mistifakasyon var ki.

TÜM ÖRGÜT AVUCUNUN İÇİNDE

Öcalan pragmatist biri ve duruma göre birbirine zıt şeyler söyleyebiliyor. Kendisini çok zaman her şeyin, davanın, PKK’nın, dağdakilerin, halkının önüne koyuyor, önceliği kendi konforuna verebiliyor. Yakalandığı zaman ilk sözü hizmetinizdeyim olmuştu mesela. Örgütün eğitim seviyesi de yüksek, hal böyleyken nasıl oluyor da bu hiç sorgulanmıyor?

Kendi içinde mutlaka sorgulanıyordur ama PKK başından beri lider merkezli bir yapıdır, aykırı unsurlar hemen tasfiye edilir. Öcalan her fırsatta hakikat komisyonları kurulmalı diyor. Bence de kurulmalı. Ve o komisyonlarsa örgüt içi infazlar da konuşulmalı. Bugün PKK’da şöyle bir durum var. Yakalandığı ilk dönemde söyledikleri hatırlansa da sonrasında ürettiği stratejiler gücünü arttırdı. Var olan dağınıklığı toparladı, avucunun içine aldı. Hapishanede yaptı bunu! Giderek etkisi arttı. Bu etki şunu doğurdu. Sorgulama olsa bile farklı gruplar birbirlerine karşı Öcalan referansıyla konuşup avantaj elde ediyorlar.

BİZ NEDEN ÖLÜYORUZ HALA?

Çünkü o kadar farklı konuşabiliyor ki Öcalan, her farklı görüş onu referans alarak, ondan güç devşirerek hem farklı olabiliyor hem örgüt içinde kalabiliyor, kimse de Öcalan odağından uzaklaşmıyor!

Evet. Üstelik inanılmaz bir hızla oluyor bu. İmralı bir açıklama yapıyor, aynı gün Kandil bunu kendine göre tercüme edebiliyor. O kadar çok örneği olduk ki. 40 saat arayla çok sert açıklamalar yapmışken “bu insanlarla da diyalog olabilir, hükümetle ya da devletle” dediği an orada yansımasını görüyorsun. Burada da bir mistifakasyon, bir anlamlandırma, kutsallık yükleme var. Vahiy gibi. O yüzden post-modern bir din gibi.
Öcalan ne diyorsa tartışmasız kabul görüyor. Devlet de artık bunu biliyor ve öyle görüşüyor. Burada bizim sormamız gereken soru şu: Devlet Öcalan’la görüşüyorsa, adı müzakere ya da değil bir diyalog varsa, biz neden ölüyoruz hala? Neden bu kadar çatışma ve kutuplaşma var? Bu sorunun oluşturacağı bir toplumsal bilinç olmalı. Çünkü ancak bu bilinç oluştuğunda toplumun siyasete baskı yapması mümkün olur. Daha şeffaf ve daha ahlaklı bir siyaset o sorudan doğar.

İDEOLOJİK OLARAK EKLEKTİK BİR YAPI

Bu soruyu toplum genelinin devlete sorması gerektiği gibi tabanın da örgüte sorması gerekiyor. PKK ölmemek ve öldürmemek üzere bir siyaset üretmeye, demokratikleşmeye, sisteme entegre olmaya ne kadar hazır?

Öcalan çok etkili evet. Ama PKK dediğimiz de, ideolojik olarak o kadar eklektik bir yapı ki. Bir tarafıyla çok demokrat; evrensel ve yüksek bir ideolojiden, doğadan, kadın haklarından, değerlerden bahsediyor (Kandil’de fotoğrafçı arkadaşım, kim inanır bunların terörist olduğuna, demişti) öte yanıyla son derece arkaik, silaha sarılıyor. Onlar da içlerinde bütün değil. Diğer unsurların öne çıkması ve silahın dışlanması zaman alacak.

İMRALI BEYİN, KANDİL YÜREK

Dağdakilerin siyaset yapanlara bakışı nasıl? “x kişi milletvekili olsun diye ölmüyoruz, şu kişi rahat yaşasın diye dağda değiliz” itirazları eleştirileri sık mı yapılıyor?

Dağdaki bir adanmışlıkla, kendini feda ederek orada olduğu için hiçbir somut politik beklentiyle konuşmuyor. Ama o feda etmenin yarattığı ruh haliyle konuşuyor. Ayrıca değerleri o temsil ediyor. Doğru-yanlış, onur-onursuzluk kriterleri dağdan geliyor. İmralı bu işin beyniyse, dağ da meşruiyetin kaynağı. Değerlerin yapılandırıldığı yer, daha temiz. Ovadakilerin gözünde de öyle. Karayılan diyordu ya, “biz buraya piknik yapmaya çıkmadık” diye. Orada bir kültür, bir siyaset terminolojisi ürettiler ve sürekli onu empoze ediyorlar aşağıya, aşağıdakiler bir meşruiyet sorunu yaşadıkları için çaresiz durumdalar.

KARAYILAN KENDİNİ GENELKURMAY BAŞKANI SANIYOR

Karayılan geçen hafta hükümeti tehdit etti ve KCK tutuklularının salıverilmemesi halinde bölgedeki diğer siyasetçileri –ki ‘suç işleyen’ diyor, AK Partilileri kast ediyor- tutuklamak zorunda kalacaklarını söyledi. Ne anlamalıyız bundan?

Aslında PKK’nın psikolojisini, oradaki realiteyi o kadar iyi açıklayan bir tutum ki bu. Dikkat ederseniz, ‘dağa adam kaldıracağım’ demiyor, tutuklayacağım diyor. Tutuklama kurumsal bir yapının kavramı. Yargı olacak, savcı, suç-ceza tanımı olacak. Suç işleyeni kolluk kuvvetleri tutuklayacak ve yargı yargılayacak. PKK kendisini devlet gibi görüyor. KCK da yasama yürütme yargı ayrımıyla bir devlet yapılanmasıydı. Karayılan herhalde kendisini genelkurmay başkanı olarak görüyor ki böyle bir laf edebiliyor. Kendini eşit algılıyor, ordusu olduğunu düşünüyor. Dağda elinde silahla kendini, durumu böyle algılayan bir yapı, bu tarafta da onları zinhar kabul etmeyen, yok sayan ve sorunu seni öldürerek çözeceğim diyen bir devlet var. Burada çok büyük bir fay hattı var. Bu bir şizofreni demek bir devlet için. İki taraf bunu böyle gördüğü müddetçe ne ortak bir dil kurulabilir ne de sorun çözülebilir. O yüzden çözemiyoruz. PKK’nın algısını bilmiyoruz çünkü. O tarafın kendini nasıl tanımladığına ilişkin bir fikrimiz yok. Sen güçlü büyük bir devletsen, rasyonel bir siyasetin varsa dersin ki, “kardeşim senin bir rasyonelleşme sorunun var, şunu öyle değil de böyle görmende fayda var”.Türkiye’de bu türden kuşatıcı bir siyaset maalesef oluşamıyor.

Ya da anlasa da, anlaşılmasını istemiyor, sorunu onsuz çözmek istiyor da olabilir?

Neticede siyaset karşıtlıklar, karşı argümanlar üzerinden yapılan bir şeydir ama toplumun ürettiği başka mekanizmalar da var. Devlet aklı var. Devlet aklı ne güne duruyor? Siyasetin aklı dışında devlet aklına ihtiyacımız var.

ÇOK SIKIŞIK VAZİYETTELER

Türkiye toplumunun genelinde son yıllarda, Kürt sorununun ne olduğu, nereden neden çıktığı, nerede yanlış yapıldığına dair bir algı, bilgi oluştu. Empati çabası var. Kürtlere haksızlık yapıldığı kabul ediliyor, çözüm yolu aransın isteniyor, referandum sonuçları bunun bir göstergesi. Ama Kandil’dekilerde de, toplumun geneline karşı bir empati çabası var mı? 30 yıldır o çatışmalarda askerler de ölüyor, bu acıyı onlar da teslim ediyor mu? BDP’ye, ovadakilere nasıl bakıyorlar? Sonuçta ovada hayat onların sandığından farklı dinamiklerle yaşanıyor. Siyaset karşılıklı yapılan bir şey. Ben böyle düşünüyorum, sadece ben haklıyım, bu böyle olacak demek de sonuç veren bir tutum değil. Bütün bunları bu bütünlükte görebiliyorlar mı?

Ama o kadar sıkışmış bir alandalar ki. O kadar seçeneksiz bırakılmışlar ki. Siyasette Dağ seçeneği bir anormalite normalde. Siyasette dağın yeri ne kadar olabilir ki. Ne kadar süreyle devrede tutulabilir? Nihayetinde silahı bırakıp legal alana geçmesi lazım. Ama belirleyemiyor. Lideri içerde, onlar dağda. Sıkışmış durumdalar. Kendilerini yeterince anlatamamış olmanın ruh hali de yansıyor. Silahı bir güvence olarak görüyor çünkü güveneceği başka bir alan yok. Sözleri dinlenmemiş. Aslında tam bu noktada dönüp toplum olarak kendimize bakmamız gerekiyor; Bu insanların kim olduklarına bakalım. Bunlar üzerine yapılmış hiç akademik çalışma yok. Türkçede yapılmış tek kitap Aliza Marcus’un kitabı, Kan ve İnanç. PKK’nın nasıl yapılandığını bile bilmiyoruz. 30 yıldır bir çatışma var. 50 bin insanımızı kaybetmişiz. Bu kadar ağır ve hayati bir meselenin aktörünü dahi tanımıyoruz. PKK’nın kim olduğunu bilmiyoruz. Bilmememizin temelinde de bütün duyargalarımızın, kulaklarımızın kapalı olması var. Bu kadar görmezden gelinen biri haliyle sesini duyuramamanın verdiği sertlikle davranıyor. Onlara bütün kapılar kapatıldığı için belki de hükümet ne yapsa, Başbakan ne dese sert karşılanıyor.

YENİ BİR SOSYOLOJİ VAR

Peki, nasıl olacak? Bunca tecrübe ve olan bitenden sonra: Devlet diyor ki, devlet terör örgütüyle görüşmez. PKK diyor ki, bugün gelinen nokta, kazanımlar benim sayemde, olacaksa onurlu bir barış olacak. Haliyle kafa kafaya geliyorsun ama birbirini yine de yok sayıyorsun. Ama bu sürdürülebilir bir durum değil.

İki taraf için de değil. Dünyada en uzun sürmüş gerilla hareketi bu. 30 yıl sadece PKK açısından değil, devlet açısından da bir gurur olarak değil bir başarısızlık olarak da yorumlamalı. PKK hedeflediklerini başarmış değil. Ama devlet için de çok büyük bir başarısızlık bu. Ve artık başka bir gözle meseleyi ele almanın zamanı. İnsanlar twitter ile 40 yıllık diktatörleri yıkıyorlar. Taban da, Kürt toplumu da yeknesak değil. Orada bir orta sınıf oluşuyor. Hani, hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır denir ya. Yakılan 3 bin beş yüz köyden gelenler şehirlerin varoşlarına yerleşti ve orada bir kentlileşme sosyolojisi oluştu. Yoksulluk arttı evet, çok büyük acılar, travmalar yaşandı, hala da yaşanıyor ama bir taraftan da bütün bu köylü nüfus şehre entegre oldu. Bir orta sınıf yaratıyor. Ve bu orta sınıfın talepleri PKK’nın taleplerinden çok farklı.

EŞİT VATANDAŞLIK TEMEL TALEP

Sorunları çok farklı çünkü...

Talepler değişiyor evet. Kürt olarak yaşamak istiyor, eşitlik talebi var ama şiddeti savunmuyor çoğu, silahı yanlış buluyor. Devletin iki şeyi yapması lazım... 1) Eşit vatandaşlıkta samimi olması. Eşit vatandaşlıktan biz ne anlıyorsak, dünya ne anlıyorsa onu anlaması. Yeni meclis, yeni bir anayasa yapacak ve yeni Türkiye’yi yaratacak. Anayasadaki vatandaşlık tanımını tartışacağız. Bence anayasaya Kürtlük tanımının girmesi yanlış. Onun yerine Türk tanımının çıkması lazım. Bu ülkede vatandaşlık tanımının eşit inşa edilmesi için herhangi bir kimliği işaret edecek bir tanımlama olmaması yeterli.

NEDEN HİÇ KÜRT VALİ YOK?

PKK’yı keser mi bu, Kürtlerin adının anayasada eşit kurucu unsur olarak geçmesi isteniyor?

PKK’yı kesmese de yeni Kürt orta sınıfın ve genelin talebi bu. Bu insanların güven duymasını sağlayacaktır. Ama bunu samimiyetle yapmak gerekiyor. 2) Yerel yönetimler reformunun hızla yapılması. Bu tüm Türkiye’nin sorunu ama bugün güneydoğuda tek bir Kürt valinin olmaması kabul edilmez. Sen insanına güvenmezsen, sorumluluk vermezsen sorumlu olmasını nasıl bekleyebilirsin? Güneydoğuda ne kadar şefkatli olursa olsun bürokrat profili değişmediği sürece bu güven oluşmayacaktır. Evet, AK Parti döneminde farklı ve olumlu bir bürokrat tipi görevlendirildi. Bölgeye önemli hizmetler götürülüyor. Ama bu yeterli değil. İnsanlar temsilde eşitlik istiyorlar. Yönetimde de olabilmeyi istiyorlar. Kimse bölmekten bölünmekten bahsetmiyor. Hem Kürtlerin yarısından çoğu batıda yaşıyor, burada ekonomiye katkıda bulunuyor, vergi ödüyor, eğitim alıyor, neyi böleceksiniz? Bu kadar iç içe geçmiş bir toplumda nasıl bölüneceğiz? Artık Türkiye yeni bir model tasarlamalı, insanına eşit davranmayı şiar edinmeli, bunun ahlakını geliştirmeli.

Toplumun hazır olduğunu düşünüyor musun?

Çok hazır bence. Öcalan bile “bin yıldır kardeşiz” noktasına geldi. Aslında hep böyleydi, bu tabanda zaten böyle, duygu olarak da böyle. 30 yıldır bu kadar insan kaybetmişiz ama bu bir iç çatışmaya dönüşmemiş. Büyük korkular var evet, bu korkular gerçek de ama sebepleri yapay. Yapay olanın giderilmesi de siyasetin konusu.

AK PARTİ CESUR, BDP SORUMLU DAVRANMALI

Yeni Türkiye için, yeni bir siyasi ahlakın üretilmesinden bahsediyoruz. Siyasi partileri sorunu algılama sahiplenme ve çözme potansiyeli açısından nasıl görüyorsunuz? Sorunlu, imkanlı noktalar neler, öneriniz ne?

Hükümet cesur ve şeffaf, BDP de sorumlu davranmalı. Sırf siyaseti gerektiriyor diye bir tarafın şiddet söylemini artırması, karşı tarafın da attığı adımlarda toplumun realitesini göz ardı edip önemli dinamikleri by-pas etmesi sonuç vermiyor çünkü. CHP ve MHP konusunda ise o kadar ümitsizim ki. MHP’nin durumu ortada. Şiddetin devamından beslenen, güneydoğuda ölümler arttıkça oyu artan bir partiden bahsediyoruz. Ama sosyoloji çok değişiyor. Orta Anadolu’da eridi MHP, bütün o tabanı AK Parti’ye kaydı, daha önce sadece milliyetçi reflekslerle hareket eden taban daha liberal politikalara destek veriyor. Kıyılarda oyunun artmasının nedeni de oradaki Kürt göçüdür. Ekonomi önemli bir dinamik orada. Pasta küçük olunca ‘Kürtler geldi, ekmeğimi elimden alacak ’ refleksiyle bakıyor belki de. CHP’ye gelince aslında Kürt sorununun asıl muhatabı AK Parti değil CHP’dir. Kemalist rejimin bir ürünüdür Kürt sorunu. Ufak tefek isyanlar vardı belki ama sorunun bu hale gelmesinde cumhuriyet ideolojisi etkili oldu. Sorunu Cumhuriyet üretti. CHP bu ideolojinin üzerine kuruldu, yapılandı, hala öyle. Keşke oradan soruna devrimci yaklaşan, cesur bir politika doğsa. Hükümete el uzatan, destek veren bir adım atılabilse. Ama umutlu olabilmemiz zor.

KILIÇDAROĞLU BİR HÜSRANDIR

Kürt ve Alevi olan Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’den neden umutlu olamayız?

Kılıçdaroğlu CHP’nin başına sırf Kürt ve Alevi kimliği olduğu için geldi aslında. Bunu dizayn edenler her kim ise, bu iki kimliğin çok iş yapacağını düşündüler ve paraşütle indirdiler. Parti Kemalist rejimin partisi, oradaki Kürt ve Alevi kimlik son derece önemli, hepimiz bunu çok önemsedik ama bütün bunların bu kadar kısa sürede yıkılması da başka bir hüsran. Kılıçdaroğlu, Kürt ve Alevi adını ağzına almayan Kürt ve Alevi bir lider olarak kaldı.
http://www.stargazete.com/roportaj/y...ber-338292.htm
aerol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

     

Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Emel Sayın ile çok farklı bir röportaj aerol Röportaj 0 02-09-2011 13:17
Kayseri’deki özel hastaneye Avrupa’dan hasta aerol Özel Hastaneler 0 01-24-2011 21:05
Yargı’dan 112 Çalışanlarını sevindiren karar medihaber Genel Mesleki Konular 0 01-18-2011 19:10
Ankara’ya yeni bir tıp fakültesi medihaber Tıp Fakülteleri 0 07-29-2010 17:39
KKKA’dan ölüm oranı yüzde 5 medihaber Türkiye ve Dünyadan Sağlık Haberleri 0 05-20-2010 17:07


Şu Anki Saat: 16:51


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com