www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > MESLEKİ KATEGORİ > İdari Kurumlar / TIP Eğitim Kurumları > TTB

TTB Türk Tabipleri Birliği

1169 (0 Kayıtlı Ve 1169 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-21-2016, 16:40   #1
tususev
Popüler Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.10
Mesajlar: 3.170
Tecrübe Puanı: 0
tususev is on a distinguished road
Standart Tıbbiyeli hikmet’ten ito’lu selçuk erez’e

TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E
Eyup Karakaş

12 Eylül 2016 Pazartesi
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E

Tarih 9 Eylül 1919, Sivas Kongresi’nde hararetli bir şekilde Türk Milleti’nin geleceği tartışılıyor. Kurtuluş için yoğun olarak manda fikri konuşuluyor. 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal Paşa manda lehindeki konuşmalara ithafen etrafındakilere şöyle seslenir:

“İstanbul’dakiler ve buradakiler nevmit ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ve marazi bir haleti ruhiye içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur. Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabii ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?”

9 Eylül sabahından itibaren tartışmalar yeniden başlar. Kongreye katılan 38 delegeden birisi de Tıbbiyeli bir gençtir. Cumhuriyet Tarihine Tıbbiyeli Hikmet olarak geçen bu genç, 14 Mart 1919 Tıbbiye direnişinin kahramanlarından birisidir. Bu kahramanlığından dolay delege olarak seçilmiş ve arkadaşlarını zar zor topladığı yol parası ile Sivas’a gelmişti.

Tıbbiyeli Hikmet Manda tartışmalarından rahatsız olduğu için söz alır ve şunları söyler:

”Paşam! Temsilcisi bulunduğum tıbbiye, bağımsızlık savaşımızı başarmak için açtığınız çalışmalara katılmak üzere beni gönderdi. Amerikan mandasını kabul edemem. Kongre bu yolda bir karar verecek olsa bile, bunlar kim olursa olsun, bütün gücümüzle karşı çıkarız. Varsayalım ki, Amerikan mandasını siz de onayladınız. Size de karşı geliriz. Sizi kurtarıcı değil, vatan batırıcı sayarız. Tel’in ederiz.”


Mustafa Kemal bu sözlerin üzerine “Arkadaşlar, gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der ve Tıbbiyeli Hikmet’e dönerek:

“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyordum. Biz mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm” der.

“Varol Paşam” diyen Hikmet memnuniyetini ifade ederek ve Mustafa Kemal’in elini öper.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini savunmuştu. O zaman ki tehdit İngiltere, Fransa ve İtalya gibi batılı emperyalist güçlerden kaynaklanıyordu. Bu güçlerin ülkeyi işgal etmek, parçalamak ve milletimizi esir etmek için içimize saldığı güç ise Yunanlılardı.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini işte bu emperyalist güçlere karşı savunmuştu.

Bugünlerde benzer emperyalist güçler gene bağımsızlığımıza, mili egemenliğimize, vatanın ve milletin birliğine saldırıyor. Dün Yunan ordusunu kullanan bu güçler bugün PKK, FETO, IŞİD gibi terör örgütlerini kullanıyor.

PKK denilen Amerikan’ın Türkiye’yi bölmek için kullandığı eli kanlı örgütün başı için DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütler Diyarbakır’da açlık grevi başlattı.

Hain terör örgütü PKK'nın İmralı'da tutuklu lideri Abdullah Öcalan için başlatılan açlık grevine ne yazıktır ki Tabipler Odası da destek oldu.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez, hiç hicap duymadan Apo ve PKK için tezgâhlanan açlık grevi eylemine destek vererek, "Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo'dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” diyecek kadar emperyalist güçlerin hizmetkârı olmuştur.

“Barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan etmesi aymazlıktır, ihanettir, teröre hizmet etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Emperyalizme karşı küçük yaşına bakmadan, Mustafa Kemal’e bile kafa tutarak karşı koyan Tıbbiyeli Hikmet’ten; ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kast eden düşmanların içimize soktuğu hainlere destek çıkan İTO’lu Selçuk Erez’e geldik. Çok acı!

İşin daha acısı da diğer Tabip Odalarının ve hekimlerimizin bu ihanete ses çıkarmamasıdır.


Doktorlarımız Tıbbiyeli Hikmet’i örnek almalı ve bu hain zihniyet Tabip Odalarından sökülüp atılmalıdır.
http://eyupskarakas.blogspot.com.tr/...lcukereze.html
tususev isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

     

Alt 09-21-2016, 16:42   #2
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
tususev´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E
Eyup Karakaş

12 Eylül 2016 Pazartesi
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E

Tarih 9 Eylül 1919, Sivas Kongresi’nde hararetli bir şekilde Türk Milleti’nin geleceği tartışılıyor. Kurtuluş için yoğun olarak manda fikri konuşuluyor. 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal Paşa manda lehindeki konuşmalara ithafen etrafındakilere şöyle seslenir:

“İstanbul’dakiler ve buradakiler nevmit ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ve marazi bir haleti ruhiye içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur. Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabii ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?”

9 Eylül sabahından itibaren tartışmalar yeniden başlar. Kongreye katılan 38 delegeden birisi de Tıbbiyeli bir gençtir. Cumhuriyet Tarihine Tıbbiyeli Hikmet olarak geçen bu genç, 14 Mart 1919 Tıbbiye direnişinin kahramanlarından birisidir. Bu kahramanlığından dolay delege olarak seçilmiş ve arkadaşlarını zar zor topladığı yol parası ile Sivas’a gelmişti.

Tıbbiyeli Hikmet Manda tartışmalarından rahatsız olduğu için söz alır ve şunları söyler:

”Paşam! Temsilcisi bulunduğum tıbbiye, bağımsızlık savaşımızı başarmak için açtığınız çalışmalara katılmak üzere beni gönderdi. Amerikan mandasını kabul edemem. Kongre bu yolda bir karar verecek olsa bile, bunlar kim olursa olsun, bütün gücümüzle karşı çıkarız. Varsayalım ki, Amerikan mandasını siz de onayladınız. Size de karşı geliriz. Sizi kurtarıcı değil, vatan batırıcı sayarız. Tel’in ederiz.”


Mustafa Kemal bu sözlerin üzerine “Arkadaşlar, gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der ve Tıbbiyeli Hikmet’e dönerek:

“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyordum. Biz mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm” der.

“Varol Paşam” diyen Hikmet memnuniyetini ifade ederek ve Mustafa Kemal’in elini öper.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini savunmuştu. O zaman ki tehdit İngiltere, Fransa ve İtalya gibi batılı emperyalist güçlerden kaynaklanıyordu. Bu güçlerin ülkeyi işgal etmek, parçalamak ve milletimizi esir etmek için içimize saldığı güç ise Yunanlılardı.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini işte bu emperyalist güçlere karşı savunmuştu.

Bugünlerde benzer emperyalist güçler gene bağımsızlığımıza, mili egemenliğimize, vatanın ve milletin birliğine saldırıyor. Dün Yunan ordusunu kullanan bu güçler bugün PKK, FETO, IŞİD gibi terör örgütlerini kullanıyor.

PKK denilen Amerikan’ın Türkiye’yi bölmek için kullandığı eli kanlı örgütün başı için DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütler Diyarbakır’da açlık grevi başlattı.

Hain terör örgütü PKK'nın İmralı'da tutuklu lideri Abdullah Öcalan için başlatılan açlık grevine ne yazıktır ki Tabipler Odası da destek oldu.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez, hiç hicap duymadan Apo ve PKK için tezgâhlanan açlık grevi eylemine destek vererek, "Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo'dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” diyecek kadar emperyalist güçlerin hizmetkârı olmuştur.

“Barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan etmesi aymazlıktır, ihanettir, teröre hizmet etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Emperyalizme karşı küçük yaşına bakmadan, Mustafa Kemal’e bile kafa tutarak karşı koyan Tıbbiyeli Hikmet’ten; ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kast eden düşmanların içimize soktuğu hainlere destek çıkan İTO’lu Selçuk Erez’e geldik. Çok acı!

İşin daha acısı da diğer Tabip Odalarının ve hekimlerimizin bu ihanete ses çıkarmamasıdır.


Doktorlarımız Tıbbiyeli Hikmet’i örnek almalı ve bu hain zihniyet Tabip Odalarından sökülüp atılmalıdır.
http://eyupskarakas.blogspot.com.tr/...lcukereze.html
maalesef
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-21-2016, 16:43   #3
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Selçuk Erez, Şebnem Fincancı, Özgür Gündem ve PKK Sarmalı
0
Ali Rıza Üçer — 14 Tem, 2016


İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde bugün (14 Temmuz 2016) yayımlanan “Fincancı’yı tutuklamak” başlıklı yazısı derdini anlatırken suçunu ortaya koyar cinsten.
Erez bakın neler söylüyor:
“Şimdi gelelim uğradığı baskılara karşı Özgür Gündem gazetesine (Özgür Gündem’in PKK’nın yayın organı olması önemli değil Erez’e göre) destek amacıyla düzenlenen “Nöbetçi eş genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılan Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Prof. Şebnem Korur Fincancı’nın gazetede yayımlananlar nedeniyle suçlanıp tutuklanmalarına:
Fincancı, Önderoğlu ve Nesin bir gazetenin genel yayın müdürü olmak için yasal olarak gerekenleri yapmışlar mı? Nüfus suretlerini, ikametgâh belgelerini, sabıka kayıtlarını vb. savcılığa vermişler mi? Yoo! O zaman sorumluluğu üstlenmenin yasal dayanakları yokken bu insanları nasıl suçlayabiliriz?
Fincancı, 30 Mayıs’ta Evrensel’de yayımlanan makalesinde anlatmıştı:
“Bugün ilk kez bir gazetenin mutfağına girdim… Gazetenin nöbetçi eş yayın yönetmeni olarak dayanışmaya geldim.. Arkadaşlarımızın gündem toplantısına yetişemesem de, manşet toplantısı için beklerken kaç haftadır toplantılardan fırsat bulup yazamadığım yazımı da Özgür Gündem’in mutfağında yazıyorum.”
Bir yandan medyatik şovlarla Özgür Gündem gazetesinin “Nöbetçi eş genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılacaksınız, başınız sıkışınca da “Genel yayın müdürü olmak için yasal olarak gerekenleri yapmamışlar, nüfus suretleri, ikamet belgeleri, sabıka kayıtları ve diğer evrakları savcılığa vermemişler, zaten Fincancı gündem toplantısına yetişememiş manşetler atılırken gazeteye intikal edebilmiş” diyerek yan çizeceksiniz.
Şimdi 30 Mayıs 2016 tarihli Özgür Gündem Gazetesinin künyesine bakalım. Yayın Yönetmeni açıkça görüldüğü gibi Şebnem Korur Fincancı.
thumbnail_Fincancı-Künye
Selçuk Erez yazısında gerek Özgür Gündemde Fincancı’nın yetişemediği (!) toplantıda gerekse Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in bulundukları gün yayımlanan gazete nüshalarında suç olmadığını, haksızlıklara uğramış bir gazeteye manevi destek sağladıkları için kovuşturmak değil alkışlamak gerektiğini iddia ediyor.
“Yani Fincancı, Özgür Gündem’in yetişemediği toplantısında alınan kararlar için suçlanıyor. Yetişsene olurdu? Kaldı ki hem o gün hem de Önderoğlu ile Nesin’in bulundukları gün yayımlananların suç oluşturdukları da kolay yadsınacak iddialar.
Bütün bunlardan çıkan sonuçlar göz kamaştırıcıdır:
1.Hukuken gerekli evrakı gerekli yerlere sunup sorumluluğu resmen üstlenmemiş birini gazetede (PKK’nın yayın organı Özgür Günden yani) yayımlananlardan sorumlu tutmak olası değildir.
2.İnsan haklarına saygının bu ülkede oluşması ve gelişmesini hayatlarının amacı yapmış olan Fincancı’yı, Önderoğlu’nu ve Nesin’i haksızlıklara uğramış bir gazeteye manevi destek sağladıkları için kovuşturmak değil alkışlamak gerekir.
3.Bu ara Şebnem Korur Fincancı’nın aynı zamanda, üslubu akıcı, Türkçesi güçlü iyi bir köşe yazarı olduğunu da kavramış bulunuyoruz. “
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...utuklamak.html
Şimdi İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in alkışlamak gerekir dediği Özgür Gündem’de yayımlananlara bakalım. Erez ve arkadaşlarının neleri alkışladığının, ibretlik vesikası zira. Örnek verdiğimiz haber, yorumlar ve röportajlar Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu 30 Mayıs 2016 tarihli Özgür Gündem’den:
Mehmetçiğimizi, özel harekatçı güvenlik görevlilerimizi Kanasla kalleşçe şehit eden PKK’lı teröriste övgüler
Benliğini Sûr’lara fısıldayan efsane…
2 Aralık 2016’yı gösterdi takvimler, bin yılların tarihi arasında bir başka tarih yazılıyordu. Sûr duvarlarınınarasında bir destan yükseliyordu. Bir merak, bir öfke sarmıştı bir buçuk milyonluk Amed’i. Aylar geçiyor hala o duvarların arasında yazılan tarih kelimeler dökülemiyordu. Efsaneler dolaşıyor, umut oluyordu kuçelerine sırlarını saklayan Sûr’a. Kim vardı, kimler yazıyordu bu tarihi. Bir efsane olarak duyuldu önce Sonay Engin.(Nurcan Malatya) namı diğer Kanasçı Roza. Gazeteler “Sırp bir sniper Sur’da” manşeti atmıştı ve artık Amed halkı biliyordu bu efsaneyi yazan Sırp değil Sonay idi. Sonay Kobanê’de DAİŞ’e korku salmıştı. Aylar süren Kobanê direnişinden sonra Sûr’a gelerek direnişe katılmıştı. 103 gün boyunca Sûr’da direnişini sürdüren Sonay artık gözlerini yummuş ve sonsuzluğa açılmıştı.
thumbnail_Fincancı-Sonay Engin
Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu ve Selçuk Erez’in alkışladığı Özgür Gündem gazetesinden bir haber daha, Fincancı’nın onayıyla yayımlanan bir haber:
Kürdistan’a özgürlük tarihinde başka bir sayfa açan “Özyönetim direnişinde” yaşamını yitiren kahraman kadınlardan biri de henüz 16 yaşında olan Hediye Külter (Kajin Ferman)…. Memleketinde bir savaş vardır. O savaşı ilk yıllarda pek anlayamaz., ancak bir süre sonra savaş gerçeğinin farkına varır, tıpkı Botan’lı diğer çocuklar gibi.
Şimdi, Şebnem Korur Fincancı’nın PKK’nın yayın organı Özgür Gündem Gazetesine 15 Aralık 2015 tarihinde yaptığı açıklamaya dönelim:
“90’larda katliam yapanların her birinin deneyimlerinden yararlanan bir devletle karşı karşıyayız. Kamuoyu neler olduğuna kulak vermeli Tankıyla, topuyla, tüfeğiyle, helikopteriyle ve uçağıyla bir halkın üzerine saldırı gerçekleştirilemez. Bunun için herkesin oradaki gençlere bir biçimde sahip çıkması gerekiyor. Gençler haklarını savunmak üzere oradalar. Hepimizin aslında hak ettiği, kendi kendimizi yönetebileceğimiz bir model geliştirmeye gayret ediyorlar. Siz topla, tüfekle, tankla saldırırsanız başka bir çare bırakmazsınız insanlara.”
thumbnail_Fincancı-Hediye Külter
Şebnem Korur Fincancı’nın Kürt gençlerini PKK saflarında çatışmaya özendirdiği çocuk yaşta sayılacak bir gencin trajik sonu.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Cumhuriyet Gazetesindeki köşe yazısında alkışladığı Şebnem Korur Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu Özgür Gündem Gazetesinin PKK’ya, PKK’lı canilere verdiği destek ayan beyan ortada. Selçuk Erez bunun neresini alkışlıyor acaba?
Dr. Ali Rıza Üçer
İLK KURŞUN
http://www.ilk-kursun.com/haber/2668...e-pkk-sarmali/
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-21-2016, 17:46   #4
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
tususev´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E
Eyup Karakaş

12 Eylül 2016 Pazartesi
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E

Tarih 9 Eylül 1919, Sivas Kongresi’nde hararetli bir şekilde Türk Milleti’nin geleceği tartışılıyor. Kurtuluş için yoğun olarak manda fikri konuşuluyor. 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal Paşa manda lehindeki konuşmalara ithafen etrafındakilere şöyle seslenir:

“İstanbul’dakiler ve buradakiler nevmit ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ve marazi bir haleti ruhiye içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur. Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabii ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?”

9 Eylül sabahından itibaren tartışmalar yeniden başlar. Kongreye katılan 38 delegeden birisi de Tıbbiyeli bir gençtir. Cumhuriyet Tarihine Tıbbiyeli Hikmet olarak geçen bu genç, 14 Mart 1919 Tıbbiye direnişinin kahramanlarından birisidir. Bu kahramanlığından dolay delege olarak seçilmiş ve arkadaşlarını zar zor topladığı yol parası ile Sivas’a gelmişti.

Tıbbiyeli Hikmet Manda tartışmalarından rahatsız olduğu için söz alır ve şunları söyler:

”Paşam! Temsilcisi bulunduğum tıbbiye, bağımsızlık savaşımızı başarmak için açtığınız çalışmalara katılmak üzere beni gönderdi. Amerikan mandasını kabul edemem. Kongre bu yolda bir karar verecek olsa bile, bunlar kim olursa olsun, bütün gücümüzle karşı çıkarız. Varsayalım ki, Amerikan mandasını siz de onayladınız. Size de karşı geliriz. Sizi kurtarıcı değil, vatan batırıcı sayarız. Tel’in ederiz.”


Mustafa Kemal bu sözlerin üzerine “Arkadaşlar, gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der ve Tıbbiyeli Hikmet’e dönerek:

“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyordum. Biz mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm” der.

“Varol Paşam” diyen Hikmet memnuniyetini ifade ederek ve Mustafa Kemal’in elini öper.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini savunmuştu. O zaman ki tehdit İngiltere, Fransa ve İtalya gibi batılı emperyalist güçlerden kaynaklanıyordu. Bu güçlerin ülkeyi işgal etmek, parçalamak ve milletimizi esir etmek için içimize saldığı güç ise Yunanlılardı.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini işte bu emperyalist güçlere karşı savunmuştu.

Bugünlerde benzer emperyalist güçler gene bağımsızlığımıza, mili egemenliğimize, vatanın ve milletin birliğine saldırıyor. Dün Yunan ordusunu kullanan bu güçler bugün PKK, FETO, IŞİD gibi terör örgütlerini kullanıyor.

PKK denilen Amerikan’ın Türkiye’yi bölmek için kullandığı eli kanlı örgütün başı için DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütler Diyarbakır’da açlık grevi başlattı.

Hain terör örgütü PKK'nın İmralı'da tutuklu lideri Abdullah Öcalan için başlatılan açlık grevine ne yazıktır ki Tabipler Odası da destek oldu.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez, hiç hicap duymadan Apo ve PKK için tezgâhlanan açlık grevi eylemine destek vererek, "Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo'dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” diyecek kadar emperyalist güçlerin hizmetkârı olmuştur.

“Barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan etmesi aymazlıktır, ihanettir, teröre hizmet etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Emperyalizme karşı küçük yaşına bakmadan, Mustafa Kemal’e bile kafa tutarak karşı koyan Tıbbiyeli Hikmet’ten; ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kast eden düşmanların içimize soktuğu hainlere destek çıkan İTO’lu Selçuk Erez’e geldik. Çok acı!

İşin daha acısı da diğer Tabip Odalarının ve hekimlerimizin bu ihanete ses çıkarmamasıdır.


Doktorlarımız Tıbbiyeli Hikmet’i örnek almalı ve bu hain zihniyet Tabip Odalarından sökülüp atılmalıdır.
http://eyupskarakas.blogspot.com.tr/...lcukereze.html

Kardeş yanlış anlama da son kerede Erez e kayiyorsunuz
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-21-2016, 22:15   #5
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
tususev´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E
Eyup Karakaş

12 Eylül 2016 Pazartesi
TIBBİYELİ HİKMET’TEN İTO’LU SELÇUK EREZ’E

Tarih 9 Eylül 1919, Sivas Kongresi’nde hararetli bir şekilde Türk Milleti’nin geleceği tartışılıyor. Kurtuluş için yoğun olarak manda fikri konuşuluyor. 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal Paşa manda lehindeki konuşmalara ithafen etrafındakilere şöyle seslenir:

“İstanbul’dakiler ve buradakiler nevmit ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ve marazi bir haleti ruhiye içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur. Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabii ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?”

9 Eylül sabahından itibaren tartışmalar yeniden başlar. Kongreye katılan 38 delegeden birisi de Tıbbiyeli bir gençtir. Cumhuriyet Tarihine Tıbbiyeli Hikmet olarak geçen bu genç, 14 Mart 1919 Tıbbiye direnişinin kahramanlarından birisidir. Bu kahramanlığından dolay delege olarak seçilmiş ve arkadaşlarını zar zor topladığı yol parası ile Sivas’a gelmişti.

Tıbbiyeli Hikmet Manda tartışmalarından rahatsız olduğu için söz alır ve şunları söyler:

”Paşam! Temsilcisi bulunduğum tıbbiye, bağımsızlık savaşımızı başarmak için açtığınız çalışmalara katılmak üzere beni gönderdi. Amerikan mandasını kabul edemem. Kongre bu yolda bir karar verecek olsa bile, bunlar kim olursa olsun, bütün gücümüzle karşı çıkarız. Varsayalım ki, Amerikan mandasını siz de onayladınız. Size de karşı geliriz. Sizi kurtarıcı değil, vatan batırıcı sayarız. Tel’in ederiz.”


Mustafa Kemal bu sözlerin üzerine “Arkadaşlar, gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der ve Tıbbiyeli Hikmet’e dönerek:

“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyordum. Biz mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm” der.

“Varol Paşam” diyen Hikmet memnuniyetini ifade ederek ve Mustafa Kemal’in elini öper.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini savunmuştu. O zaman ki tehdit İngiltere, Fransa ve İtalya gibi batılı emperyalist güçlerden kaynaklanıyordu. Bu güçlerin ülkeyi işgal etmek, parçalamak ve milletimizi esir etmek için içimize saldığı güç ise Yunanlılardı.

Tıbbiyeli Hikmet mandayı ret ederek milli egemenliği, bağımsızlığı, vatanın bütünlüğünü, Türk Milletinin haysiyetini ve şerefini işte bu emperyalist güçlere karşı savunmuştu.

Bugünlerde benzer emperyalist güçler gene bağımsızlığımıza, mili egemenliğimize, vatanın ve milletin birliğine saldırıyor. Dün Yunan ordusunu kullanan bu güçler bugün PKK, FETO, IŞİD gibi terör örgütlerini kullanıyor.

PKK denilen Amerikan’ın Türkiye’yi bölmek için kullandığı eli kanlı örgütün başı için DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütler Diyarbakır’da açlık grevi başlattı.

Hain terör örgütü PKK'nın İmralı'da tutuklu lideri Abdullah Öcalan için başlatılan açlık grevine ne yazıktır ki Tabipler Odası da destek oldu.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez, hiç hicap duymadan Apo ve PKK için tezgâhlanan açlık grevi eylemine destek vererek, "Halkın alkış tutup tebrik etmesi gerekiyor. Kürt halkının temsilcisi Apo'dur. Barışa inanıyorsak, bir an evvel masa başına oturmalıyız” diyecek kadar emperyalist güçlerin hizmetkârı olmuştur.

“Barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan etmesi aymazlıktır, ihanettir, teröre hizmet etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Emperyalizme karşı küçük yaşına bakmadan, Mustafa Kemal’e bile kafa tutarak karşı koyan Tıbbiyeli Hikmet’ten; ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kast eden düşmanların içimize soktuğu hainlere destek çıkan İTO’lu Selçuk Erez’e geldik. Çok acı!

İşin daha acısı da diğer Tabip Odalarının ve hekimlerimizin bu ihanete ses çıkarmamasıdır.


Doktorlarımız Tıbbiyeli Hikmet’i örnek almalı ve bu hain zihniyet Tabip Odalarından sökülüp atılmalıdır.
http://eyupskarakas.blogspot.com.tr/...lcukereze.html
PKK tam anlamıyla Haçlı ordusudur..
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-22-2016, 11:23   #6
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

TURKEY HAS RIGHT TO DEFEND HERSELF

Değerli okur,

Bu mektup Lancet tıp dergisinde yayımlanan ve bağlantıdan okunabilecek yazıya karşı dergi yayın yönetmenine gönderilmiştir. İlkeli ve nesnel yayıncılığın gereği bu yanıtın yayımlanmasını gerektirir.

Lancet tıp dergisi bu isteğin yerine getirlmesi bağlamında sınavdadır!

http://www.thelancet.com/pdfs/journa...16)31414-3.pdf

Dear editor,
I have a few words on “Health-care crisis in Turkey : urgent actions needed”
As I know, Lancet is a prestigious medical journal. But, this time Lancet has been stretched its limits. Although, the paper seems touching a humanitarian topic, the article has not been able to discriminate terrorism from human rights problem.
Have you ever heard the name Jean Charles de Menezes who was shot by snipers immediately following London bombings in July 2006? The reason for this shooting was simply security concerns. In the southeastern region of Turkey security forces hasn’t been shot disarmed civilians. On the other hand PKK terror killed lots of civilians for 30 years.
Could anybody call up British government for a cease-fire against terrorist groups/attacks? It would be illogical. Either British or Turkish government can make peace with terror groups unless they give up the terror.
In the southeastern region of Turkey the members of terror organizations under the name of PKK or YPG are in action against the constitutional system.
In Great Britain or at an another European country could it be possible to organize an armed struggle against the state rules? What would be the reaction against such a revolt in your country?
In Turkey, PKK terror has been resulted in 40 thousand death comprising mostly civilians, since 1984.
So, also in Turkey, the government couldn’t let such a terrorist action. In other words Turkish government and security forces are simply trying to prevent terrorist actions not only in southeastern region but also in the whole Turkish territory.
As mentioned, in the article, hospital hasn’t been transformed to fortress. Security forces had no other choice in order to protect Cizre hospital.
In Great Britain or in an another European country it is possible to shoot someone in order to ensure security! Is it forbidden, to preserve integrity of country in Turkey?
Is such a paradox is acceptable?
Ceyhun BALCI, M.D. Orthopaedic Surgeon
General Secretary of İzmir Medical Chamber
İzmir, Turkey

SHARE THİS:
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-22-2016, 20:02   #7
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Prof. Dr. Erez: Kürt halkının temsilcisi Apo'dur
İstanbul'da görev yapan bir grup hekim, terör örgütü elebaşısı için "Kürt halkının temsilcisi Apo'dur" ifadelerini kullandığı iddia edilen İstanbul Tabib Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez'i istifaya davet etti
22 Eylül 2016 19:07
Prof. Dr. Erez: Kürt halkının temsilcisi Apo'dur


İstanbul'da görev yapan bir grup doktor, terör örgütü PKK elebaşısı Abdullah Öcalan'la ilgili, "Kürt halkının temsilcisi Apo'dur" ifadelerini kullandığı öne sürülen İstanbul Tabib Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez'i istifaya davet etti.

Cağaloğlu'ndaki İstanbul Tabip Odası binası önünde toplanan bir grup hekim, Prof. Dr. Erez'i protesto etti. Verdiği bir röportajda, "Kürt halkının temsilcisi Apo'dur. Barışa inanıyorsak bir an önce masa başına oturmalıyız" dediği iddia edilen Erez'i kınayan grup, istifa çağrısında bulundu.

Grup adına açıklama yapan eski İstanbul Tabib Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. İrfan Gökçay, bu durumun kabul edilemez olduğunu ve Erez'in hüküm giymiş bir suçluyu övdüğünü belirterek, "Erez'in barış için Kürt siyasi iradesinin taleplerine teslim olmamızı vaaz eden çağrılarını kabul etmiyoruz. Açıklama ve eylemlerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri ile ilgili kaygı duymadığını üzülerek saptadığımız İstanbul Tabib Odası Başkanı Erez derhal istifa etmelidir." diye konuştu.



Erez'in bir röportajda terör örgütü elebaşısı ile ilgili kullandığı ifadelere dikkat çeken ve bunun kabul edilemez olduğunu ifade eden Gökçay, şöyle devam etti:

"Erez'in bu konuşma ve açıklamalarında Türkiye'nin toprak bütünlüğü, ulusal birlik, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri ile ilgili bir kaygı duymadığı çok açıktır. Oysa Lozan Barışı ile çizilen sınırlarımızın ve aynı antlaşmanın hükümleri içinde yer alan yurtta barışın ilkelerinin değiştirilmesi için günümüzde çok yoğun bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Terör yoluyla etnik ayrılık taleplerini dayatan bir örgütün varlığı gözden kaçırılmakta, istenirse bu terör eylemleri devlet tarafından durdurulabilirmiş gibi görülmektedir. Terör örgütü PKK ve elebaşını destekleyen açıklamanın çarpıtma olduğunu ifade etmesine karşılık, ne İstanbul Tabib Odası ne de basında herhangi bir tekzip veya düzeltme girişiminde bulunulmadığını da belirtmekte yarar var. Hekimler artık bu yükü taşıyamazlar. Erez derhal istifa etmelidir."

Eski İstanbul SGK İl Müdürü Dr. Hikmet Çevik de, Prof. Dr. Erez'i istifaya davet ederek, "İstanbul Tabib Odası Başkanı ve yönetimi barış konusunda samimi ve tutarlı olmak için başta ABD olmak üzere Batılı devletlerden aldıkları destekle etnik ayrılık peşinde silaha sarılan ve güvenlik güçlerine saldıran terör örgütü PKK'ya açıkça tavır almak zorundadır." ifadelerini kullandı.

Grup üyeleri açıklamanın ardından dağıldı.



Anadolu Ajansı
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-24-2016, 12:18   #8
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Selçuk Erez, Şebnem Fincancı, Özgür Gündem ve PKK Sarmalı
0
Ali Rıza Üçer — 14 Tem, 2016


İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde bugün (14 Temmuz 2016) yayımlanan “Fincancı’yı tutuklamak” başlıklı yazısı derdini anlatırken suçunu ortaya koyar cinsten.
Erez bakın neler söylüyor:
“Şimdi gelelim uğradığı baskılara karşı Özgür Gündem gazetesine (Özgür Gündem’in PKK’nın yayın organı olması önemli değil Erez’e göre) destek amacıyla düzenlenen “Nöbetçi eş genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılan Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Prof. Şebnem Korur Fincancı’nın gazetede yayımlananlar nedeniyle suçlanıp tutuklanmalarına:
Fincancı, Önderoğlu ve Nesin bir gazetenin genel yayın müdürü olmak için yasal olarak gerekenleri yapmışlar mı? Nüfus suretlerini, ikametgâh belgelerini, sabıka kayıtlarını vb. savcılığa vermişler mi? Yoo! O zaman sorumluluğu üstlenmenin yasal dayanakları yokken bu insanları nasıl suçlayabiliriz?
Fincancı, 30 Mayıs’ta Evrensel’de yayımlanan makalesinde anlatmıştı:
“Bugün ilk kez bir gazetenin mutfağına girdim… Gazetenin nöbetçi eş yayın yönetmeni olarak dayanışmaya geldim.. Arkadaşlarımızın gündem toplantısına yetişemesem de, manşet toplantısı için beklerken kaç haftadır toplantılardan fırsat bulup yazamadığım yazımı da Özgür Gündem’in mutfağında yazıyorum.”
Bir yandan medyatik şovlarla Özgür Gündem gazetesinin “Nöbetçi eş genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılacaksınız, başınız sıkışınca da “Genel yayın müdürü olmak için yasal olarak gerekenleri yapmamışlar, nüfus suretleri, ikamet belgeleri, sabıka kayıtları ve diğer evrakları savcılığa vermemişler, zaten Fincancı gündem toplantısına yetişememiş manşetler atılırken gazeteye intikal edebilmiş” diyerek yan çizeceksiniz.
Şimdi 30 Mayıs 2016 tarihli Özgür Gündem Gazetesinin künyesine bakalım. Yayın Yönetmeni açıkça görüldüğü gibi Şebnem Korur Fincancı.
thumbnail_Fincancı-Künye
Selçuk Erez yazısında gerek Özgür Gündemde Fincancı’nın yetişemediği (!) toplantıda gerekse Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in bulundukları gün yayımlanan gazete nüshalarında suç olmadığını, haksızlıklara uğramış bir gazeteye manevi destek sağladıkları için kovuşturmak değil alkışlamak gerektiğini iddia ediyor.
“Yani Fincancı, Özgür Gündem’in yetişemediği toplantısında alınan kararlar için suçlanıyor. Yetişsene olurdu? Kaldı ki hem o gün hem de Önderoğlu ile Nesin’in bulundukları gün yayımlananların suç oluşturdukları da kolay yadsınacak iddialar.
Bütün bunlardan çıkan sonuçlar göz kamaştırıcıdır:
1.Hukuken gerekli evrakı gerekli yerlere sunup sorumluluğu resmen üstlenmemiş birini gazetede (PKK’nın yayın organı Özgür Günden yani) yayımlananlardan sorumlu tutmak olası değildir.
2.İnsan haklarına saygının bu ülkede oluşması ve gelişmesini hayatlarının amacı yapmış olan Fincancı’yı, Önderoğlu’nu ve Nesin’i haksızlıklara uğramış bir gazeteye manevi destek sağladıkları için kovuşturmak değil alkışlamak gerekir.
3.Bu ara Şebnem Korur Fincancı’nın aynı zamanda, üslubu akıcı, Türkçesi güçlü iyi bir köşe yazarı olduğunu da kavramış bulunuyoruz. “
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...utuklamak.html
Şimdi İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in alkışlamak gerekir dediği Özgür Gündem’de yayımlananlara bakalım. Erez ve arkadaşlarının neleri alkışladığının, ibretlik vesikası zira. Örnek verdiğimiz haber, yorumlar ve röportajlar Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu 30 Mayıs 2016 tarihli Özgür Gündem’den:
Mehmetçiğimizi, özel harekatçı güvenlik görevlilerimizi Kanasla kalleşçe şehit eden PKK’lı teröriste övgüler
Benliğini Sûr’lara fısıldayan efsane…
2 Aralık 2016’yı gösterdi takvimler, bin yılların tarihi arasında bir başka tarih yazılıyordu. Sûr duvarlarınınarasında bir destan yükseliyordu. Bir merak, bir öfke sarmıştı bir buçuk milyonluk Amed’i. Aylar geçiyor hala o duvarların arasında yazılan tarih kelimeler dökülemiyordu. Efsaneler dolaşıyor, umut oluyordu kuçelerine sırlarını saklayan Sûr’a. Kim vardı, kimler yazıyordu bu tarihi. Bir efsane olarak duyuldu önce Sonay Engin.(Nurcan Malatya) namı diğer Kanasçı Roza. Gazeteler “Sırp bir sniper Sur’da” manşeti atmıştı ve artık Amed halkı biliyordu bu efsaneyi yazan Sırp değil Sonay idi. Sonay Kobanê’de DAİŞ’e korku salmıştı. Aylar süren Kobanê direnişinden sonra Sûr’a gelerek direnişe katılmıştı. 103 gün boyunca Sûr’da direnişini sürdüren Sonay artık gözlerini yummuş ve sonsuzluğa açılmıştı.
thumbnail_Fincancı-Sonay Engin
Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu ve Selçuk Erez’in alkışladığı Özgür Gündem gazetesinden bir haber daha, Fincancı’nın onayıyla yayımlanan bir haber:
Kürdistan’a özgürlük tarihinde başka bir sayfa açan “Özyönetim direnişinde” yaşamını yitiren kahraman kadınlardan biri de henüz 16 yaşında olan Hediye Külter (Kajin Ferman)…. Memleketinde bir savaş vardır. O savaşı ilk yıllarda pek anlayamaz., ancak bir süre sonra savaş gerçeğinin farkına varır, tıpkı Botan’lı diğer çocuklar gibi.
Şimdi, Şebnem Korur Fincancı’nın PKK’nın yayın organı Özgür Gündem Gazetesine 15 Aralık 2015 tarihinde yaptığı açıklamaya dönelim:
“90’larda katliam yapanların her birinin deneyimlerinden yararlanan bir devletle karşı karşıyayız. Kamuoyu neler olduğuna kulak vermeli Tankıyla, topuyla, tüfeğiyle, helikopteriyle ve uçağıyla bir halkın üzerine saldırı gerçekleştirilemez. Bunun için herkesin oradaki gençlere bir biçimde sahip çıkması gerekiyor. Gençler haklarını savunmak üzere oradalar. Hepimizin aslında hak ettiği, kendi kendimizi yönetebileceğimiz bir model geliştirmeye gayret ediyorlar. Siz topla, tüfekle, tankla saldırırsanız başka bir çare bırakmazsınız insanlara.”
thumbnail_Fincancı-Hediye Külter
Şebnem Korur Fincancı’nın Kürt gençlerini PKK saflarında çatışmaya özendirdiği çocuk yaşta sayılacak bir gencin trajik sonu.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Cumhuriyet Gazetesindeki köşe yazısında alkışladığı Şebnem Korur Fincancı’nın yayın yönetmeni olduğu Özgür Gündem Gazetesinin PKK’ya, PKK’lı canilere verdiği destek ayan beyan ortada. Selçuk Erez bunun neresini alkışlıyor acaba?
Dr. Ali Rıza Üçer
İLK KURŞUN
http://www.ilk-kursun.com/haber/2668...e-pkk-sarmali/
demagoji bitti. Ttb ye Kayyum atanmalıdır
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-24-2016, 20:33   #9
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Selçuk Erez
Son YazısıTüm Yazıları
Bu demokrasi midir?

Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim
22 Eylül 2016 Perşembe
Geçen hafta kızım evlendi. Düğünü İstanbul’da yapmayı tasarlıyorduk; ancak hava meydanında bombalar patlayınca, Gaziantep’te, bir düğünde canlı bombanın biri kendini havaya uçurunca, ardından bir de darbe girişimi gerçekleşince İngiliz damadın yakınları Türkiye’ye gelmekten korktular ve düğün Somerset’e alındı.
Orada beni evinde misafir eden emekli bir karı-koca ve çocuklarıyla Britanya’nın, AB’yi terk etmesi konusunu tartıştık. E
v sahibim ve eşi, terk etme yönünde oy kullanmışlar. Ayrılmama yönünde oy kullanan çocukları şimdi onlara “Beğendiniz mi yaptığınızı?” diye soruyorlar. Ekonomide yavaşlama, Pound’un değer yitirmesi, birçok firmanın merkezlerini başka ülkelere taşıması, İskoçların çoğunun kalma yönünde oy kullanması ve bunun bir ayrılmaya yol açma olasılığı gibi gelişmeler onları İngiltere’nin geleceği konusunda kuşkuya düşürmekte.
Bana bunları anlatan çift ve çocukları, ülkelerini bu kadar fazla ilgilendiren bir konuda halkın yeterince doğru ve tarafsız irdelemelerle aydınlatılmadığını, üstelik hem çıkalım hem de kalalım diyenlerin demagoji ve yalanlarıyla aldatıldıklarını söylüyorlar.
Küçümsenmeyecek sayıda Britanyalı, “Bir halkoylaması daha düzenlenmeli. O zaman kalma yönünde oy kullanırım” diyor.
Konu, ilacı, ilacın yan etkilerini vb. anlatan kâğıtları okumadan kullanan insanları anımsatıyor. Bunları okumayanlar bazen alerjik tepkilere yol açabileceğini, alınan bazı ilaçlarla çelişebileceğini bilmediklerinden yarar değil zarar görüyorlar. Bu tarifnamelerin bazısı ağdalı bir dille yazılmış olduğundan ya da yabancı dilden kötü bir Türkçeyle çevrildiğinden okunsa bile yeterince anlaşılamıyor.
Görüldüğü gibi burada da tıpkı halkoylamalarında, seçimlerde olduğu gibi, doğru yolu bulmak için insanların bilgi edinmenin gereğini kavrayacak şekilde eğitilmeleri ve onlara bilgi aktaranların gerçekleri doğru ve eksiksiz yansıtıp yansıtmadıkları bahis konusu.
Bizde bunlar nasıl oluyor? İktidarın halka önerdiği hangi ilaç, bazen ölümcül olabilecek yan etkilerinden bahsedilmeden sadece yararları -o da abartılarak- anlatılıyor? Peki, muhalefet bu konularda gerçeğin ne olduğunu yeterince iletebiliyor mu?
Ne yapmalı?
İngilizlerle yaptığımız söyleşide bir sonuca ulaştık: Halkoylamaları, konu basında en az iki yıl sansürsüz tartışıldıktan sonra gerçekleştirilmeli. Bu zaman içinde tarafsız kurumların, örneğin üniversitelerin bu konuda gerçekleri tarafsızca irdeleyebilmesi, vardıkları sonuçları halka yine TV’lerden vb. aktarabilmesi sağlanmalı.
Akademisyenlerin eleştirilerine tahammül edilmeyen bir ülkede bu nasıl gerçekleşir? Dahası var: Akademik atamalarda hükümete yakın olma en önemli kriterken meslektaşlarını karalamayı, jurnalciliği hükümete yaranma yöntemi olarak kullananların varlığında bu kolay mıdır? TV’lerden her gün karpuz satar gibi bağıranların, demokrasiden bahsedenlerin bunu konu edindiklerini duymadım.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...si_midir_.html
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 09-24-2016, 20:34   #10
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

T.C. İÇİN KAYGI DUYMAYAN SELÇUK EREZ DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!
Abdullah Öcalan'ı destekleyen tutumuyla kamuoyunda yaygın eleştirilere maruz kalan İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez'e bir protesto da bugün Cağaloğlu'ndaki İstanbul Tabip Odası'nın önünde gerçekleştirildi...

T.C. İÇİN KAYGI DUYMAYAN SELÇUK EREZ DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!

Facebook'ta Paylaş Tweetle Google+ Paylaş LinkedIn'de Paylaş
T.C. İÇİN KAYGI DUYMAYAN SELÇUK EREZ DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!

Geçtiğimiz günlerde DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP gibi PKK yandaşı örgütlerin “Çözüm süreci için tecrit kaldırılsın!” bahanesiyle Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunmak maksadıyla Diyarbakır’da başlattıkları açlık grevinde İstanbul Tabip Odası Başkanı Selçuk Erez’in Öcalan ve PKK’ya verdiği açık destek hekimler arasında infiale yol açmıştı. Kamuoyunda yaygın eleştirilere uğrayan Erez'e bir protesto da bugün Cağaloğlu'ndaki İstanbul Tabip Odası'nın önünde gerçekleştirildi. Önemli isimlerden oluşan bir grup doktor adında okunan bildiride Erez istifaya davet edildi. İşte o bildiri;

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez derhal istifa etmelidir!!

Prof. Dr. Selçuk Erez'in, Barış için Kürt siyasi iradesinin taleplerine teslim olmamızı vaaz eden çağrılarını kabul etmiyoruz. Aşağıda ayrıntıları yer alan açıklama ve eylemlerinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ile ilgili kaygı duymadığını üzülerek saptadığımız İTO Başkan'ı Prof. Dr. Selçuk Erez derhal istifa etmelidir!!

Abdullah Öcalan ile görüşmelerin serbest bırakılması amacıyla Diyarbakır’da başlatılan açlık grevi üzerine, Dicle Haber Ajansı aracılığıyla yayılan demecinde İTO Başkanı Selçuk Erez, “Kürt halkının temsilcisi Apo’dur. Barışa inanıyorsak bir an önce masa başına oturmalıyız.” diye açlık grevine destek vermiştir. http://ozgurlukcudemokrasi.com/2016/...temsilcisidir/

Erez, daha sonra Aydınlık Gazetesi’nin sorusu üzerine yaptığı açıklamada sözlerinin çarpıtıldığını belirterek “Benim Apo ile ilgim olamaz. Benim derdim bu memleketin bölünmez bütünlüğü ve insanların ölmemesidir. Bizim derdimiz eninde sonunda masaya oturularak halledilecek. Orada bana sorulan soru ‘Kürtleri kim temsil eder’ idi. Kürtler karar verir. Bu HDP mi, Apo mu, dağdaki adam mı, benim karar vereceğim bir şey değildir.” diye konuşmuştur. (13.09.2016 Aydınlık)

Erez 8 Eylül günü Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde yazdığı “Kim ördü bu duvarları?” başlıklı makalede ise “Öyleyse biz, Kürt’le Türk’ün, Aleviyle Sünninin arasında yani bu ülkede yaşayan güzel insanların aralarında bu duvarların dikilmesini görmezlikten mi geleceğiz? Hayır! Sonra “bölünmez bütünlüğümüzü” aslında bu duvarların yok ettiğini anlayacak ve siz doğudan biz de batıdan vurup vurup vurup yerle bir edeceğiz bu utanç duvarlarını ve bu ülkenin tüm meydanlarında halay çekerek kutlayacağız bunu.” diyerek çözüm önerisini dile getirmiştir. http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...uvarlari_.html

İTO Başkanı 4 Eylül günü İstanbul’da gerçekleşen, HDP’nin asıl sahipliğini yaptığı mitinge davet için Tabip Odası’ndaki basın toplantısının açılışında da “İnsan olmanın gereği savaşa, savaşlara karşı durmaktır. Bugün hem içte hem de dışta savaşın bahis konusu olduğu bir ülke ortamında barış talebimizi ortak, güçlü ve en geniş kamuoyuna duyurulacak şekilde dile getirmemiz büyük, hayati önem taşıyor. Bu amaçla 4 Eylül günü İstanbul’da ortak, kitlesel bir buluşma, miting gerçekleştireceğiz” diye konuşmuştu. Yapılan ortak açıklamada “Cerablus’a girilmesi ile Suriye bataklığına bir adım daha atılmasını kaygı ile izliyoruz. Kürt sorununda; ölüm, kan ve gözyaşı dışında bir sonuç üretmeyen savaş/şiddet odaklı politikalarının derhal terk edilmesini, barışçıl ve demokratik yollarla çözüm için gerekli adımların acilen atılmasını istiyoruz. Kürt sorunu savaşla, şiddetle çözülemez. Ortak yaşam umudumuzu tüketen bu savaşa son verilmesini, silahların susmasını, müzakerelerin hemen başlamasını talep ediyor, Kürt sorununun demokratik çözümü için çağrımızı yineliyoruz.” http://www.istabip.org.tr/4342-baris...nlardayiz.html

İstanbul Tabip Odası’nı temsil eden Selçuk Erez’in bu konuşma ve açıklamalarda, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, ulusal birlik, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ile ilgili bir kaygı duymadığı çok açıktır. Oysa Lozan Barışı ile çizilen sınırlarımızın ve aynı antlaşmanın hükümleri içinde yer alan yurtta barışın ilkelerinin değiştirilmesi için günümüzde çok yoğun bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Terör yoluyla etnik ayrılık taleplerini dayatan bir örgütün varlığı gözden kaçırılmakta, istenirse bu terör eylemleri devlet tarafından durdurulabilirmiş gibi görülmektedir.




PKK ve İmralı’daki liderini destekleyen açıklamanın çarpıtma olduğunu ifade etmesine karşılık ne İstanbul Tabip Odası’nın iletişim araçlarında, ne de basında herhangi bir tekzip veya düzeltme girişiminde bulunulmadığını da kaydetmekte yarar var.

İlk bakışta kimsenin karşı çıkmayacağı barış özlemi, ayrılıkçı terör örgütünün siyasal amaçlarının meşrulaştırılması için kullanılmaktadır. Nitekim Dicle Haber Ajansı da İTO Başkanı sıfatını öne çıkararak bu kötüye kullanımı yapmış, Selçuk Erez ve İTO da buna ses çıkarmamıştır.

Açıklamalardan çıkan sonuç; Selçuk Erez’in etnik ayrılıkçı terör örgütüne değil, ona karşı güç kullanılmasına karşı olduğudur. Açıkça belirtilmese de terör örgütünün kentlerde ve dağlarda yığınak yaptığı, bomba ve patlayıcılar yerleştirdiği, doğu ve güneydoğuda yasadışı hâkimiyet kurduğu, silahlı milis kuvvetleri oluşturduğu “Açılım süreci” benzeri masaya oturulduğu bir “barış” dönemini istemektedir. Selçuk Erez ülkeyi zihnindeki bir duvarla ayırmış olmalı. “Siz doğudan, biz batıdan vurup vurup yerle bir edeceğiz” diye yaptığı çağrının hedefi de Kürt kökenli yurttaşlarımız olsa gerek. Görülen o ki, İTO Başkanı ve yönetiminin TSK’nın Cerablus operasyonu dahil her konuda tavrı var, ama PKK terörü konusunda hiçbir fikri yok. Hepsi birbirine bağlı olan Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Türkiye’nin toprak bütünlüğü sanki tehdit altında değil, gündemlerinde yok.

Cumhuriyet’in eğitim kurumlarında yetişmiş, Üniversite’de kamu görevi yapmış bir aydının trajik kişisel konumu ayrı bir değerlendirme konusu olabilir. Ama İstanbul hekimlerini temsil eden bir meslek örgütünün temsilcisi sıfatıyla yaptığı açıklamalar kesinlikle kabul edilemez.

İTO Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez ve Tabip Odası yönetimi, barış konusunda samimi ve tutarlı olmak için başta ABD olmak üzere Batılı devletlerden aldıkları destekle etnik ayrılık peşinde silaha sarılan PKK’ya açık tavır almak durumundadır. Bölgedeki sınırların değiştirilmesi için çaba gösteren, bölgedeki çatışmaların ana sebebi olan PKK, PYD, IŞİD vb. terör örgütlerine ödünsüz tavır almak zorundadır. Ne kendilerini ne de Meslek Odamızı bu planları desteklemek için kullandırmamaya özen göstermeleri gerekir.

"Çözüm ve barış" masallarıyla hekimleri yanıltan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ile ilgili hiçbir kaygı duymadığını üzülerek saptadığımız Selçuk Erez, Dicle haber ajansına verdiği demeçle bardağı taşırmıştır. Hekimler artık daha fazla bu yükü taşıyamazlar. İTO Başkan'ı Prof. Dr. Selçuk Erez derhal istifa etmelidir!! 22.09.2016

Doç. Dr. E. İrfan Gökçay, İTO E. Genel Sekreteri, SB Okmeydanı Eğitim Hast. Ortopedi
Prof. Dr. Haluk Eraksoy, İTO E. YK Üyesi, İst. Tıp Fak. Enfeksiyon Hast.
Dr. İ. Hikmet Çevik, İst. SSK E. İl Müdürü, SB Beyoğlu Göz Eğitim Hast. İç Hast.
Prof. Dr. Nevzat Alkan, İst. Tıp Fak. Adli Tıp
Prof. Dr. Murat Hancı, Cerrahpaşa Tıp Fak. Beyin Cerrahi
Doç. Dr. İhsan Diler Özaçmak, SB Taksim Eğitim Hast. Cerrahi E.Uzm
Dr. Aydan Angay, Özel Hastane, Pediatrik Nöroloji Uzm
Doç. Dr. Defne Tamar Gürol, Serbest, Psikiyatri Uzm
Doç. Dr. M. Ali Uzun, SB Haydarpaşa Numune Eğitim Hast. Cerrahi Uzm.
Prof. Dr. Tijen Yeşim, SB Haseki Eğitim Hast. İç Hast. E.Uzm
Dr. Nazmi Geyik, SB Haseki Eğitim Hast. Cildiye E.Uzm
Dr. Göksu Giray, İşyeri Hekimi
Dr. Atay Uludokumacı, SB Bağcılar Eğitim Hast. Patoloji
Dr. Tayfun Budak, Vatan Partisi İl. Yön. Kurulu Üyesi, Üroloji
Dr. Kürşat Gökova, SB Haydarpaşa Numune Eğitim Hast. Radyoloji E.Uzm.
Dr. Rıfat Yücel, İTO E. Genel Sekreteri, İşyeri Hekimi
http://www.haberhabere.com/gundem/tc...dir-h6063.html
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıAçık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Genç tıbbiyeli Onur Şenli tususev Müzik / Medya 0 09-27-2014 09:26
Jinekolog Dr Muhittin Hikmet Telli'ye bıçaklı saldırı tususev Sağlıkta Şiddete Hayır 2 05-31-2012 21:53
Dr.Hikmet Boran 2. Ulusal Tıp Günleri - UTG tususev Kongre - Sempozyum - Panel - Organizasyon - Seminerler 0 11-01-2011 10:39
Tıbbiyeli öğrencilerden sağlık taraması drblood TIP Öğrencileri 1 06-04-2010 17:08
Tıbbiyeli olmanın en kolay olduğu yıl steTUSkop TIP ÖĞRENCİLERİ 20 08-24-2009 22:02


Şu Anki Saat: 22:23


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com