www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > PARAMEDİKAL DÜNYA > Sosyal Hayatımız > Siyaset / Politika

3002 (0 Kayıtlı Ve 3002 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-09-2019, 08:04   #1861
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Toggle navigation

Ana Sayfa*****/*****Fuat Uğur

Ermeni Piyer’den tahsilat yapmış, çok mu?

09.02.2019

Fuat Uğur

Tüm Yazıları

Türkiye gazetesi*****ne yazık ki hâlen*****Aydınlık gazetesinin sayfalarını işgal eden*****Sabahattin Önkibar adlı insan ziyankârlığının*****yaptıklarını geçtiğimiz hafta yayınladı.

Hepsi de akla zarar. Yargıya intikal ettiği için üzerinde yazmıyorum.

Gazetemiz, son olarak*****bu ağzı bozuk, iftiracı adamın 1981 yılında Piyer Pırlant adındaki bir vatandaşı tehdit ve şantajla parasını gasbetmek isterken yakalandığını, 8 ay 7*****gün bu nedenle cezaevinde yattığını*****belgeyle kanıtladı. Sabahattin Önkibar gazetedeki yazısının içine koyamadığı ama internet sitesine soktuğu cevabında*****bu cürmünü doğruladı*****ama kendine göre bir mazeret de buldu:

“Konfeksiyoncu olan babamın alacağını ERMENİ PİYER’DEN TAHSİL ETMEK istedim, ne var bunda?”

Ermeni Piyer!

Büyük laf…*****Adam Ermeni olunca daya bıçağı boğazına tahsil et!

Mademki Ermeni'sin…

Ölümlerden ölüm beğen.

Hem de derler ya*****özrü kabahatinden büyük, tam da bu.

Amacı suçunu hafifletiyor sanki. Babanın alacağı varsa dava açarsın.

Çek senet mafyası o zaman var mıydı? Yoktu henüz ama bunun*****mayasında*****varmış.

Üstelik üzerine hikâye yazdığı olay hiç de anlattığı gibi cereyan etmiyor mahkeme dosyasına bakıldığında.*****Teğmen Oktay’lar, MİT mensubu olduğu yalanları, 600 bin lira istemeler.*****Ne ararsan var.

Adam*****Ermeni olunca*****korkutması kolay*****nasılsa. ASALA MASALA meseleleri henüz yeni, acılar taze. Atarsın bir iftira misal*****“ASALA’ya para yardımı yapıyor”*****diye, Piyer Pırlanta olsa kırk yıl temizleyemez.

Irkçı olduğu o vakitten belli. Neyle beslendiğini varın tahmin edin.

Adam Ermeni değil mi? O hâlde Sabahattin haklı(!)

Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni*****İsmail Kapan’ı*****KÜRT ve Pötürgeli (Pütürge)*****diye aşağıladığını sanıyor. (Ki İsmail Bey*****yazısında zaten*****"Kürt değil, özbeöz Türkmen'im -kaldı ki Kürt olsam da bir şey fark etmez.*****Doğrusunu araştırmadan çalakalem yazmış" diye gerekli cevabı vermişti.)

Kürt aşağılaması*****bu ırkçının vazgeçemediği bir malzeme. CHP’nin önde gelen siyasetçilerinden*****Fikri Sağlar’a da aynını yaptı.*****Sanki Kürt olmak utanılacak ve saklanacak bir şeymiş gibi.

Hastalıklı zihniyeti 28 Şubat’ta kaldığı için böyle o.

Dahası var,*****Fikri Sağlar’a bile FET֒cü demekten utanmadı. Sağlar’ın buna cevabını(*) hatırlatalım:

“Kıymeti kendinden menkul. Gazetecilik kisvesi altında tetikçiliğe soyunan bir gazeteci suretinin zırvalarının muhatabı oluyorum bir süredir… Beni kendi sığ ve kirli sularına çekmeye çalışan bu önü kibar ama arkası bir hayli karışık zat-ı muhteremin şahsı hakkında ben bir şey söylemeyeyim… Merak edenler, uzun yıllar çalıştığı TGRT camiasının sahip, yönetici ve özellikle muhasebecilerine sorabilirler… Kendi patronunu nasıl aldatmaya çalışmış dinleyebilirler…

Öncelikle yaptığım bir savunma değildir. Çünkü basın camiası içinde 'komisyoncu'*****olarak tanınan bu kişinin seviyesine inilemez. Aslında seviyesizlik de bir düzeydir. Bu kişide o da yok. Müptezelliği ile basın camiasında şöhret yapmış bu kişiyi herkes biliyor. Basındaki yakın dostlarım hep şu öneride bulundular:*****Bu adama bulaşma pislik sıçratır! O tedavi ettirip ölümden kurtaran patronuna bile çamur attı.”

Fikri Sağlar’ın yazısının linki aşağıda. Oradan tamamını okuyabilirsiniz.

Bana, bize de aynını yaptı. Hakkımızda elli kere yazdı ama şimdiye dek cevap bile vermedik*****üzerimize sıçratmamak*****için.

Hapis yattığını kitabında yazmışmış.*****Kim bilir senin kitabını. Dosyanı Ankara’da bulunduğun sırada ünlü bir siyasetçiyi araya sokarak arşivden sildirttiğin de söyleniyor. Ama İstanbul’da kalmış işte dosya.*****Çıktı foyan ortaya.

Mayası bozuk diyoruz ya nasıl*****adam 20’sinde neyse 60’ında da aynı*****oluyor görüyorsunuz değil mi?

Fikri Sağlar*****doğru söylüyor. Ben de 4,5 yıldır Türkiye’de yazıyorum, bu adam hakkında İhlas camiasında anlatılanları insanın midesi kaldırmıyor hakikaten. Onlara da kızıyorum, madem öyle böyle bir adamı*****“Bünyenizde niye tuttunuz” diye. 28 Şubat sürecinde araya tüm ünlü siyasetçileri sokup kalmayı başarmış meğerse. Rahmetli*****Enver Ören*****nihayetinde Ankara Temsilciliğini*****başka binaya taşıyıp*****bunu kaldığı yerde bırakmış.

Olduğun yerde kal demiş yani.

İnanır mısınız, tek başına bırakıldığı*****o metruk binada klozetlere bile göz diken*****bir adamdan söz ediyoruz burada. Söylediklerimiz anlatılanların yüzde biri bile değil emin olun.

Tekrar söyleyeyim, Sabahattin Önkibar adlı bu adam*****Doğu Perinçek’in ve Aydınlık gazetesinin yumuşak karnı.*****Böyle boş beleş adamlara arka çıkmayın derim ben.

.....

(*)*****https://www.birgun.net/haber-detay/s...el-131001.html

*****

*****

*****

*****

*****

KEMAL KILIÇDAROĞLU GELECEK YIL FP YILIN DÜŞÜNÜRÜ LİSTESİNE GİRMELİ

*****

Kaşıkçı cinayetinin faili*****Veliaht*****Prens Muhammed Bin Selman’ı yılın düşünürü*****listesine sokarak mizah dergisi olmaya karar veren*****Foreign Policy,*****bence gelecek sene için*****Kemal Kılıçdaroğlu’nu da listeye sokmalı.*****Gerekçesini hazırlamak için zahmet etmesinler, ben aşağıda kendilerine hazırladım:

“Atatürk'ün temelini atarak ideolojik zeminini hazırladığı CHP'yi bağımsızlıkçı ve millî*****çizgisinden çıkarıp dünyanın Kürt hareketinin siyasal temsilcisi olarak tanıdığı PKK ve siyasal uzantısı HDP ile nitelikli bir ilişki içine sokmayı başaran; demokrasi uğruna ülkesinin bölünmesinden korkmayan, daha önceki yıllarda irticacı diye cezaevlerinde çürüttüğü siyaset enkazlarına partisinin ve ittifak zemininin kapılarını aralayan;*****CHP'lileri ve askerleri paket edip yıllarca hapislerde çürüten ve Amerika'da ikamet eden din adamı Fetullah Gülen’i kendine rehber edinen, dolayısıyla da ABD ve Batı ile ilişkilerde çığır açan*****Kemal Kılıçdaroğlu'nu son on yılın düşünürü olarak kabul ediyoruz.”

Beğendiyseniz siz de yeni isimler ve gerekçeler ekleyebilirsiniz.

********************

***************

GÜNCELSİYASETEĞİTİMYEŞİL BİRGÜNEKONOMİYAZARLARBİRGÜN TVABONE OLTÜMÜ

ANASAYFA**********SİYASET

Sabahattin Önkibar denilen müptezel!..

*****FİKRİ SAĞLAR

11 Ekim, 2016 06:08

Kıymeti kendinden menkul. Gazetecilik kisvesi altında tetikçiliğe soyunan bir gazeteci suretinin zırvalarının muhatabı oluyorum bir süredir… Beni kendi sığ ve kirli sularına çekmeye çalışan bu önü kibar ama arkası bir hayli karışık zat-ı muhteremin şahsı hakkında ben bir şey söylemeyeyim… Merek edenler, uzun yıllar çalıştığı TGRT camiasının sahip, yönetici ve özellikle muhasebecilerine sorabilirler… Kendi patronunu nasıl aldatmaya çalışmış dinleyebilirler…

****

Öncelikle yaptığım bir savunma değildir. Çünkü basın camiası içinde “komisyoncu” olarak tanınan bu kişinin seviyesine inilemez. Aslında seviyesizlik de bir düzeydir. Bu kişide o da yok. Bu yazıyı anlayışınıza sığınarak yazmamdaki amaç, çukurda yaşayan, çamurlar içinde debelenip üzerindeki çamuru başkalarına atarak geçimini sürdüren birine yazılan cevap değil, sadece yalanların ortaya çıkması için yazılmış bir yazıdır.

Müptezelliği ile basın camiasında şöhret yapmış bu kişiyi herkes biliyor. Basındaki yakın dostlarım hep şu öneride bulundular; “Bu adama bulaşma pislik sıçratır! O tedavi ettirip ölümden kurtaran patronuna bile çamur attı.”

İşte tam bu nedenle bazı gerçeklere değinmek gereğini hissettim. Ahlak ve etik yoksunu insanların gerçek yüzlerini sergilemezseniz onlar edepsizce oluşturdukları bu çamur ortamını devam ettirirler!..

Yani; İsmet İnönü’nün sözüne kulak vermeliyiz!..

****

Gelelim birbiri ardına sıraladığı zırvalara:

Zat-ı muhtereme göre Fikri Sağlar, Kürt kökenli babasının izinden yürüyen keskin bir şovenmiş… Türkmenistan’ın tanınma belgesini Sayın Niyazov’a sunduğumda, Sayın Niyazov soyadımdan yola çıkarak kökümüzün Sağlar boyu Arpaç Sakarlara dayandığını, izleyen gazetecilerin huzurunda dile getirmişti. Zaten Mersin’de halen aynı ismi taşıyan bir beldenin bulunduğunu da anımsatayım.

Kürt kökenli olmayı yaftalama unsuru gibi algılayan birinin şoven suçlamasını nereye koyacağınıza varın siz karar verin…

****

Herkes bilir; gazetecilik önce araştırma gerektirir. Hadi araştıracak kapasiteniz yok, açın telefonu sorun. Aradığınızı ben vereyim size; anne tarafım Kürt kökenlidir. Sizin için önemli olan etnik köken anlaşılan. Bu durumda kimin şoven olduğu yeterince açık değil mi?

Gereksiz ama anlamanız için size yazıp vereyim: Fikri Sağlar için değerli olan etnik köken değil, demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, antiemperyalist ve emekten yana olmaktır. Bu “Fikri Sağlar solcu mudur” sorunuza yanıt veya moda deyimle kapak olsun…

Nerede bir haksızlık, yolsuzluk varsa orada, mazlumun yanında oldum, olacağım. Ben Susurluk çeteleriyle mücadele ederken siz onları övüyor, hamaset içinde onları koruyordunuz.

Ha şunu bilin, beni Aleviler, Kürtler, Türkler, Sünniler, kısaca, insanlar sever ve sayar.

Çünkü benim kıblem insandır!.. Herkes birdir benim için!.

Önce Fethullah Gülen’e saygılar sunduğunuz sonra Recep Tayyip Erdoğan’a övgüler düzdüğünüz yazılarınız önümüzde. Biz dik durarak yaşamımızı sürdürüyoruz, siz dans ederek cebinizi doldurma çabasıyla yaşıyorsunuz. Biz doğru bildiklerimizi dürüstlükle, erdemle, açıkça, cesaretle söylemeye ve yapmaya devam edeceğiz.
Siz ise, hep olduğu gibi, bir oradan bir bu yana savrularak dönüp duracaksınız.

Yani siz yalan ve iftiralar yazacaksınız, biz doğruların yüklendiği kervanı yürütüp gideceğiz…

Merak ettiğim bir diğer konu, benim soyum sopum belli de siz kimin çocuğusunuz?..

****

Zırvalarınızın hangisini düzelteyim?! Memphis’de Semra Özal’ın isteği doğrultusunda sergi açmışım ve siz de Semra Özal ile birlikte etkinliğe katılmışsınız!..
Eğer tetikçilik gözlerinizi karartmadıysa, ciddi bir hafıza sorununuz var. Size verilen bilgilendirme notlarına bakmak zahmetine katlanmadığınız için, serginin ön anlaşmalarının önceki Bakanlar döneminde imzalandığını görmemişsiniz… Hatta salt Osmanlı ve Kanuni boyutunda kalmayarak, çağdaş Türkiye vurgusunu da simgelemek üzere Mehter Takımı’nın yanı sıra, programda bulunmayan Senfoni Orkestrası’nın ABD tarafının itirazına rağmen programa dâhil edildiğini de anımsamıyorsunuz. Muhtemelen Türk Marşı’nı da izlemediniz…

Daha da önemlisi Sayın Semra Özal’ın da katıldığını iddia etmişsiniz. Kuyruklu yalan!.. Semra Hanım bizimle hiç gelmedi!..

Allah uzun ömürler versin, hanımefendi hayatta, soruverin bir zahmet…

Sahi, siz etkinlikler sırasında gerçekten orada mıydınız? Anlaşılan otelde Pay TV’lerin karşından kalkmadığınız için kim var kim yok farkında bile değilsiniz!..

****

Fethullah Gülen, Kürtçülük ve ABD yandaşı yaftalamalarınız, eğer ironi değilse –ki ironi biraz zekâ ister- düştüğünüz zavallılığın somut tezahürüdür.

Biliyorum hafıza ile ilgili sorununuz var, o zaman eski yazılarınıza bir göz atın. Yardımcı olayım size; örneğin 24.06.1999’da Gülen ile ilgili kendi yazdıklarınızı okuyun.
Ayrıca, 33 yılı aşkın siyaset yaşamımda parti yöneticisi, bakan ya da milletvekili olarak tek bir ABD resepsiyonuna katılmayan bir siyasetçiyim… Sahi beni nerede gördünüz? Gördüm dediğiniz yerde siz kimin kolundaydınız?

Kürtçülüğe gelince; Kürtçülük ya da Türkçülük gibi etnisite üzerinden siyaset yapan birilerini arıyorsanız, yanlış adrestesiniz… Başka kapıya!…Önce aynaya bakacaksınız!

Ha şunu bilin, beni Aleviler, Kürtler, Türkler, Sünniler, kısaca, insanlar sever ve sayar.

Çünkü benim kıblem insandır!.. Herkes birdir benim için!..

33 yıldır demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük ve adil paylaşım için siyaset yapıyorum!.. Bir kez daha tekrarlayım. Beni herkes tanıyor, sizi de kendi camianız çok iyi biliyor!..

****

Son olarak: Kime tetikçilik yaptığınızı bilmiyorum. Ama bu vesileyle bir konunun altını çizmek isterim. FET֒cülük sıfatını bana yapıştıramazsınız!..
Hele sizin gibi bir zamanlar FETÖ ile kol kola gezen biri beni hiç kirletemez!.. Ben sizin akılınızdan bile geçiremediğiniz işleri yapan ilkeli biriyim. Siz bakanlık ve belediyelerde iş kovalamaktan bunları hatırlamazsınız. Hatırlatayım;

Başbakan Çiller’in, laik Cumhuriyetimizin temeline dinamit koyan Fethullah Gülen’le pazarlık yaptığı için bakanlık görevini bırakan biriyim. Okumanız varsa, 1995 tarihli gazetelere bakabilirsiniz!..

Siyasi tarihe geçen açıklamalarımda ortaya koyduğum belgelerle ilgili akılınızca spekülasyon yapmaya çalışıyorsunuz!.. Anlayışınız kıt ama bir kez daha söylüyorum; “Hükümeti deviren Türk Bank belgesini Fetö’cüler vermedi!” Önce de yazdım;

FET֒cü dostlarınla birlikte ispat et!.. Edemezsen!.. Sana şerefsizsin demeyeceğim!.. Biliyorum: “Olmayan bir şeyi istemek anlamsız!..”

Said-i Nursi ile ilgili hezeyanınıza gelince ;Neden Ahmet Taner Kışlalı’nın kütüphaneleri ve kitap okunmasını teşvik eden, kitap yasakların kaldırılmasını anlatan kampanyanın “gerçekten çok doğru ve etkili olduğunu” yazdığı bölümü saklıyorsunuz?.. Güttüğünüz çıkar ne?..

Hahambaşı Tuncay’ı habersiz yayına alan ve başta Doğu Perinçek’e laf söyleyen TRT’yi tersleyen benim. Yayındaki görüşlere tepki gösterdiğimi niye yazmıyorsunuz? Anlayışınız mı kıt?.. Yoksa?!.. Siz iftiracı olmaktan da öte bir karaktere sahipsiniz!..

Bodrum meselesi, kadın avukata yapılanlarla ilgili açıklamalara şimdilik gerek yok. Devamını Önkibar’la belge ve şahitlerle yargı önünde sürdüreceğim!..

***

Ülke bu gibi adamların basını kirletmesi nedeniyle içine girdiği kaostan çıkamıyor!.. Her gün onlarca şehit veriyoruz. Dün, tarihimizdeki en büyük sivil katliam olan Ankara Gar bombalanmasının 1. yılıydı. Orada sadece barış istemek için toplanan 102 insanımızı kaybettik. Her gün onlarca şehit veriyoruz!.. Baskı ve zülüm arttı!..

****

Bu kadar önemli konular yerine silik profilini benim üzerimden parlatmaya çalışan bu “önü kibar arkası karışık” boyalı saçlı zat-ı muhteremle zamanınızı aldığım için gerçekten üzgünüm. Siz okurlarımdan özür dilerim…
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla

     

Alt 02-09-2019, 11:19   #1862
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

PKK'yı eleştirdi CHP'den ihraç edildi
Tunceli'de öğretmen Necmettin Yılmaz'ı şehit eden PKK'lılara yönelik sarf ettiği sert sözlerle gündem olan CHP eski Tunceli İl Başkanı Ali Rıza Güder partisinden ihraç edildi
Kopyala 09 Şubat 2019 09:21
Yazdır
PKK'yı eleştirdi CHP'den ihraç edildi

Tunceli-Erzincan karayolunda 16 Haziran 2017 tarihinde memleketi Gümüşhane'ye giderken PKK'lılar tarafından kaçırıldıktan sonra şehit edilen Necmettin Yılmaz hakkında 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde düzenlenen etkinlikte konuşurken PKK'lılara yönelik sarf ettiği sert sözlerle gündem olan CHP eski il başkanı Ali Rıza Güder, partisinden ihraç edildi. Güder, kararı kamuoyundan öğrendiğini ancak kendisine ulaşan resmi bir tebliğ bulunmadığını söyledi.

Tunceli'de 15 Temmuz darbe kalkışmasının yıl dönümü nedeniyle valilik ve belediye tarafından "15 Temmuz Şehitlerimizi Anıyoruz" programında konuşan Güder, "Ne istiyorsunuz? Bu daha hayatının baharında annesiyle babasıyla yaşayacak ömrü olan 23 yaşındaki öğretmenden ne istediniz? Belki yarın öbür gün evlenip, çoluğu çocuğuyla, sevdiğiyle yaşayacak ömrü olan bu öğretmenden ne istediniz?" demişti.

ERCAN TOPAÇ
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-10-2019, 08:05   #1863
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

☰HABERLERÖZEL HABERGEZİ İSYANI’nın Antalya ayağını bastırmakla görevli polis memuru Ali Osman Parlar’ın başına gelmeyen kalmamış!Geçtiğimiz ay 'Gezi soruşturması' yeniden gündem olurken, o süreçte görev yapan Polis Memuru Ali Osman Parlar’ın başına gelenler ‘yok artık’ dedirtti. Parlar’ın hayatı, FET֒cü müdür ve amirlerin raporunu dikkate alan mahkeme kararıyla zindana döndü.

04 Şubat 2019 Pazartesi 15:22

Türkiye, 2013 yılı Haziran ayında Gezi Parkı’ndaki düzenlemeler bahane edilerek başlatılan tarihinin en önemli kalkışmalarından birine sahne olurken, Emniyet teşkilatı, seçimle iş başına gelen meşru hükümeti görevini yapamaz hale getirmeyi amaçlayan Gezi kalkışması karşısında destan yazmıştı.

İsyancıların sokakları yakıp yıktığı, yüz milyonlarca dolarlık kamu zararına sebep olduğu, İstanbul’daki Başbakanlık ofisi, Ankara’daki Başbakanlık binası ve o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara Subayevleri’ndeki evini işgal etme teşebbüsünde bulunduğu kalkışmada bir yandan sağduyuyu elden bırakmayan emniyet teşkilatı diğer yandan marjinal terör örgütlerinin de içinde bulunduğu eylemlerde, taktik hamlelerle büyük bir felaketin ve yıllarca sürmesi muhtemel iç savaşın önüne geçmişti.

Gezi kalkışmasının Ankara İstanbul başta olmak üzere alevlendiği merkezlerden biri olan Antalya’da, isyanın bastırılması ve büyümeden önlenmesinde de Emniyet mensuplarının büyük rolü olmuştu. İşte o süreçte Antalya Asayiş Şube Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliğinde görevliyken, isyancıların hedefi haline gelen Antalya Valiliği’nde görevlendirilen polis memuru Ali Osman Parlar’ın başına gelenler,*****“Gezi’ye direnenler cezalandırılıyor mu”*****dedirtti.

İSYANCININ İFADESİNE REĞMEN MAHKEME CEZA VERMİŞ

Türkiye’nin bir çok ilinde olduğu gibi isyancıların, Antalya merkezini, özellikle Valilik karşısında bulunan Cumhuriyet Meydanını savaş alanına çevirmesi ve yağmaya başlamasıyla birlikte müdahale emri verilmiş ve içlerinde polis memuru Ali Osman Parlar’ın da bulunduğu Emniyet mensupları yasalar çerçevesinde müdahalesini yaparak isyancıların Valilik dahil kamu binalarını işgal planını önlemiş. Bu esnada polis müdahalesine direnen bir çok eylemci çıkan arbede sırasında yaralanmış.

Polis memuru Ali Osman Parlar, olaylar yatıştıktan 1 ay sonra ikinci şark görevi için süresi dolmadığı halde dilekçe vererek Diyarbakır’a gönüllü tayin istemiş. Diyarbakır'da görevliyken, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2014/481 dosya numarasıyla*****“Görevi Kötüye Kullanma ve Yaralama”*****suçlamasıyla*****“Gezi kalkışması sırasında bir göstericiyi dövdüğü”gerekçesiyle dava açıldığını öğrenmiş.

2014 yılı Ocak ayındaki ilk duruşmaya, olaylar sırasında dövüldüğünü iddia eden Mustafa Mahir Düştegör isimli müşteki, tanık Kenan Cinkiş isimli arkadaşı ve Türkiye geneli DHKP-C terör örgütü şüphelilerine avukatlık desteği verdikleri bilinen Hakan Evcin ve Münip Ermiş isimli avukatlar hazır bulunmuş. Duruşma sırasında, isnat edilen suçlamalar yüzüne karşı okunan polis memuru Ali Osman Parlar’ın, olaylar sırasında görevli olduğunu belirtip kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmesi üzerine, Mahkeme Başkanı,*****müşteki Mustafa Mahir Düştegör ve arkadaşı olan tanık Kenan Cinkiş’i ayağa kaldırarak müşteki olan Düştegör’e hitaben;*****“Seni döven polis bu polis mi? İyice yüzüne bak ve söyle”*****demesi üzerine Düştegör,*****“beni döven polis bu polis değil”cevabını vermiş. Bunun üzerine tanık Kenan Cinkiş’e,*****“Arkadaşın Mustafa’yı döven polis şu an ayakta olan Ali Osman Parlar isimli polis mi? Yüzüne iyice bak ve söyle”demesi üzerine, Kenan Cinkiş de*****“Arkadaşımı döven kesinlikle polis bu polis değil”cevabını vermiş. Müşteki Düştegör ve tanığı Cinkiş’in bu ifadeleri duruşma tutanaklarına da geçmiş.

Bu arada ilk duruşma yapılmadan önce Antalya Emniyeti olay görüntülerinin incelenmesi amacıyla bütün birimlerin Müdür ve Amirlerinden oluşan geniş bir komisyon kurarak, olaya karışan polis memurlarının tespit edildiğine dair 33 emniyet mensubunun imzasının bulunduğu bir CD inceleme ve tespit tutanağı hazırlanıp dava dosyasına gönderilmiş. Söz konusu tutanakta 7 polisin dayak olayına karıştığının tespit edildiği yer alırken, bunlardan birinin de müşteki Mustafa Mahir Düştegör ve tanığı Kenan Cinkiş’in kesin bir ifadeyle reddettiği polis memuru Ali Osman Parlar gösterilmiş.

Bu arada; dava sürecinde müşteki Düştegör’ü darp eden şahsın videosu bilirkişiye gönderilmiş. Bilirkişi raporunda da Düştegör’ü darp eden kişinin polis memuru Parlar olduğuna dair net ifadeler kullanılmamakla birlikte “muhtemel” kavramı hep ön plana çıkarılmış.

Polis memuru Parlar’ın yargılama boyunca her duruşmada*****“darp eylemini yapanın kendisi olmadığını belirtmiş olmasına”*****dövüldüğünü iddia eden müşteki Mustafa Mahir Düştegör ve tanık olan arkadaşı Kenan Cinkiş’in teşhis sırasında Düştegör’ü döven polisin kesinlikle Ali Osman Parlar olmadığını söylemelerine karşın mahkeme başkanı hiçbir ifadeyi dikkate almayarak 10’a yakın duruşmanın yapıldığı 4 yılın sonunda 2017 yılı Mayıs ayında polis memuru Ali Osman Parlar’a 4 yıl 2 ay ceza vermiş.

EMNİYET TAHKİKAT RAPORUNA İMZA ATANLAR FET֒DEN İŞLEM GÖRMÜŞ!

Başkanı Enerji eski Bakanı Taner Yıldız’ın da yeğeni olarak bilinen*****Oğuzhan Yaşar olan mahkemenin, müşteki ve tanığının kesin bir dille darp eylemine karışan polis memurunun Ali Osman Parlar olmadığını beyan etmesine karşın hüküm vermek için dayanak yaptığı Emniyet Tahkikat Raporunda imzası bulunan heyetten bir çok kişi FET֒den işlem görmüş, bazıları tutuklanmış bazıları da ihraç edilmiş.

*****

Tutanakta imzası bulunan Antalya İl Emniyet Müdür Yardımcısı Erdal Cengiz’in, yargılandığı mahkemede“FET֒yü terör örgütü olarak görmediğini”beyan edecek kadar örgütle ilişkili olduğu ortaya çıkmış. Tutanağa imza atan bir diğer Emniyet Müdürü Hüseyin Arıoğlu ise firarken Aksaray’da mahrem imam evinde sahte kimlikle yakalanmış.

Polis Memuru Ali Osman Parlar’ı suçlayan tutanakta imzası olanlardan 3. Sınıf Emniyet Müdürü Önder Maç, 4. Sınıf Emniyet Müdürü Mustafa Sincanlıoğlu, 4. Sınıf Emniyet Müdürü Erdal Manav, 4. Sınıf Emniyet Müdürü Mahmut Bakındı, 4. Sınıf Emniyet Müdürü Hüseyin Arıoğlu, Emniyet Amiri İhsan Koka, Emniyet Amiri Veysel Köse de farklı zamanlarda FET֒den adli ve idari işlem görmüş.

İSTİNAF SAVCISI İTİRAZ ETMESİNE KARŞIN DAİRE ONAMIŞ

Mahkeme’nin bir çoğu FET֒den işlem gören ve tutuklanan isimlerce hazırlanan tutanağa dayanarak verdiği mahkumiyet kararını, polis memuru Ali Osman Parlar’ın avukatı Ali Ulvi Altuntaş, Bölge istinaf Mahkemesine taşımış. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, dosya savcısının mahkumiyet kararına itiraz eden raporuna rağmen, 04/10/2017 tarih ve 2017/2635 dosya numaralı Kararla itirazı reddetmiş.

Polis memuru Ali Osman Parlar, zincirleme bir hal alan hukuksuzluk sonucu, Gezi isyanının bastırılmasında görev almanın bedeli ödetilircesine, verilen hapis cezasının infazı için Seydişehir T Tipi Cezaevine konulmuş ve 1 ay hapis yattıktan sonra Denetimli Serbestlik hükümleriyle serbest bırakılmış. Mahkemenin verdiği ceza gereği; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 ve 98. maddeleri gereği devlet memurluğundan (polislikten) ihraç edilmiş.

CİMER’E YAPILAN ŞİKAYETE RAĞMEN MAĞDURİYET ÇÖZÜLMEMİŞ

Polis Memuru Ali Osman Parlar’ın mahkumiyetine temel oluşturan CD inceleme raporunda imzası bulunanların çoğunun FET֒cü çıkması, müşteki ve tanığın duruşma sırasında darp eylemine karışan kişinin polis memuru Parlar olmadığını kesin bir dille beyan etmesine rağmen ceza verilmesini de aktararak CİMER’e yaptığı başvuru Adalet Bakanlığı aracılığıyla Antalya 2 Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş. Bunun üzerine Savcı Ali Çam’a mağduriyetini anlatan Polis Memuru Ali Osman Parlar,*****“Yapılacak bir şey olmadığı”cevabıyla bir kez daha yıkıma uğramış.

AVAZTÜRK’ün ulaştığı polis memuru Ali Osman Parlar,*****“bir yandan yargılamanın yenilenmesi için çıkış yolu ararken diğer yandan da haksız ve hukuksuz bir şekilde elinden alınan görevine geri döneceği günü iple çektiğini”belirtti.

AVAZTÜRK Özel

*****

⇑ Yukarı

© 2015*****Avaz Türk

‧ Anasayfa‧ İletişim
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-10-2019, 18:54   #1864
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

×

Dünya BizimDünya Bizim

GÖSTER

Kalbini Filistin'e kaptıran mühtedi: Lauren Booth

*****Söyleşi**********09 Şubat 2019 - 07:00

''Allah’ın bir lütfu sayesinde o kutsal topraklarda gezdim, hiç tanımadığım insanların araçlarına bindim ve onların ikram ettiği yemekleri yedim. Adeta güzel, nazik ve zarif uzaylıların mekanındaymışım gibi hissettim. 'Nasıl bu kadar muhabbet dolu olabiliyorsunuz? Bu dehşet verici baskı altında mücadele etmenize etken nedir?' diye sorduğum evlerde, ahalinin yanıtı aynıydı. Hepsi aynı Kitab’ı işaret ediyor ve 'Kur’an-ı Kerim' diyordu.''

Önce kısa bir yazışma yaptık. Ardından telefonlaşmaya karar verdik. Röportaj talebimi memnuniyetle kabul etti. Çok geçmeden aradım. Telefonu, “Selam, habibti (canım).” diyerek açtı. İslâm’ı kabul eden tüm mühtedilerin Arapça’ya muhabbetini kendinin de duyduğu fark ediliyordu. O kutsal ana kadar hayatı boyunca sahip olduğu tüm önyargılardan kurtulmuş, artık özünü benimsediği bir kültürün parçalarını taşımak istediğini yansıtıyordu. Taşıdığı yüksek özgüven ile kararlı ve güçlü bir sesin yanında samimi cümleleriyle mesafeleri hızlıca kapattı.

Onu en çok etkileyen durumlardan birinin*****Filistin’de geçirdiği günlerde Filistinli Müslümanların tevazuu ve tevekkülüne tanıklık etmesi olduğunu söyledi. “Doğu kültürlerini bilirsin.” dedim, “Türkiye de o kültürü biraz taşıyor. İnsanlar burada seni kendi kimliğinden önce İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in İslâm’ı seçen baldızı olarak tanıyor.” Şaşırmadı. Blair ile anılmaktan pek hoşlanmadığını söyledi ve ekledi: “Allah bana hidayeti nasip ettiğinde Blair, Müslümanları öldürüyordu.”

Kendini her şeyden önce bir Müslüman, sonra ise bir gazeteci ve aktivist olarak tanımlayan mühtedi*****Lauren Booth’un geçmişinden ihtida serüvenine, Gazze’de geçirdiği günlerden Avrupa’daki İslâmofobi’ye, Türkiye’nin milli iradesine karşı düzenlenen hain darbe girişiminden kadın direnişine pek çok konuyu konuştuk.

Seni yeni tanıyanlara kendini nasıl tanıtırsın? Lauren kimdir? Çocukluğu, gençliği nasıl geçmiştir?

İnancını geride bırakan Katolik bir baba ve kötü ruhları uzak tutmak için yatak odasının her tarafına haçlar asan doğaüstü inançlara sahip bir anne tarafından büyütüldüm. Babam oyuncu, annem de oyuncu, ayrıca bir model. Ben bir gazeteci, bir yayıncıyım.

Aynı zamanda İslâmofobi, inanç ve hayat üzerine uluslararası konuşmalar yapıyorum. Daha önce aldığım drama eğitimini, Müslüman genç kadınlara topluluk önünde konuşma ve özgüven gibi kişilik gelişim atölyeleri düzenlemek için kullanıyorum. EPUK Birleşik Krallık Eğitim Ortaklığı Medya Akademisi’nin (http://epuk.global) direktörlüğünü yürütüyorum. Burada üst düzey yöneticiler, siyasetçiler ve iş dünyasının önde gelen kişilerine yönelik medya iletişimi konusunda eğitimler düzenliyoruz. Asıl işim kurumları, üst düzey yöneticileri ve siyasetçileri Batı perspektifinden gelen mülakat sorularına etkin cevap verme kabiliyetini geliştirecek şekilde hazırlamak.

Özel hayatına girmemde mahzur var mı? Aile ilişkilerinin pek iyi gitmediğine dair bazı haberler var. Oysa İslâm’ı kabul ettikten sonra özellikle babanla sıra dışı bir yakınlığınız olduğunu da biliyorum.

Annem ve babamla çok uzun bir süre ciddi anlamda sorunlar yaşadım. Maalesef her ikisi de alkolikti ve bu bütün yetişkinlik dönemimi etkiledi. Ancak şunu da söylemeliyim. Allah’ın izniyle her şeyden önce beni İslâm’a yakınlaştıran değerlere sahip olmamı babama borçluyum. Babam, daima işçilerin hakları için savaştı. Siyasetin bencilliğinden uzaktı. Bana azimli olmayı ve aktivizmi öğretti.

Uzun yıllar süren zorluklar ve yabancılığın ardından ben İslâm’ı kabul ettikten sonra annemle gerçekten yakın bir ilişkimiz olmaya başladı. Birbirimizi her zaman görüyoruz ve çok seviyoruz. Hatta şimdilerde gerçekleşmesini dilediği şeyler için “İnşallah” bile diyor. Yeniden evlendim. Kızlarım Alexandra ve Holly ile birlikte İngiltere’nin kuzeyinde yaşıyoruz. Çok şükür kızlarım da 8 ve 10 yaşlarına geldiklerinde İslâm’ı kabul etti ve sonrasında kendi başlarına şehadet getirdiler.

Peki ya üvey annen?

Diğer aile üyeleri hakkında konuşmak istemiyorum.

Bu arada İslâm’ı seçen kişilerin genellikle isimlerini Müslüman isimleriyle değiştirdiklerine rastlarız. Bunu hiç düşündün mü? Mesela senin ülkende en bilinen örneklerden biri Cat Stevens’ın Yusuf İslâm ismini seçmesidir.

Peygamberimiz (s.a.), insanların en güzel isimleri seçmesini tavsiye etmiştir. Ancak ihtida etmeden önceki isimlerini kullanmalarını kötü bir çağrışımı bulunmadığı müddetçe yasaklamamıştır. Mevcut dünya düzeni ve toplumsal ilişkilerde İslâm’ın sadece Araplar ya da Asyalılar için değil de Lauren ve Tony için, Maisy ve Gurter için, Francoise için ve tüm insanlar için var olduğunu göstermenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Kızlarım da aynı görüşte ve buna saygı duyuyorum.

Yusuf İslâm’ın hayatından etkilenmiş miydin? Ya da ihtida eden ve seni çok etkileyen kimse var mı?

Yusuf İslam*****kardeşimle daha önce bir etkinlikte tanışmıştım. Maşallah, çok mütevazı ve nazik davranışlar sergileyen birisi. İslâm’a nasıl rücu ettiğini okudum. Muhteşem bir serüven. Ancak bu kutsal inanca doğru yola çıkan her bir bireyin serüveninin aynı derecede muhteşem olduğunu düşünüyorum. Hayatımda hiç tanımadığım insanlardan da inanılmaz hikâyeler dinledim. Şöhret, Allah (c.c.) ile olan ilişkimizde bir belirleyici değil.

Peki, senin Müslüman oluş hikâyen nasıl? Bazı kaynaklarda PRESS TV için çalıştığın sırada ilk kez İran’da İslâm’a karşı yakınlık duyduğun yazıyor.

Bu doğru değil. Bir başkasının uydurması olabilir.

İslâm’ı ilk kez*****Filistin’de bulunduğum sırada inanılmaz seviyede cesur, aynı zamanda çilekeş ve cömert Müslümanların arasındayken merak etmeye başladım. 2005’teki seçimlerde muhabir olarak Batı Şeria’daydım. İlk başta çok ürkmüştüm fakat sonra Araplara ve Filistinlilere karşı önyargıda bulunduğum gerçeğiyle yüzleştim. Ancak Allah’ın bir lütfu sayesinde o kutsal topraklarda gezdim, hiç tanımadığım insanların araçlarına bindim ve onların ikram ettiği yemekleri yedim. Adeta güzel, nazik ve zarif uzaylıların mekanındaymışım gibi hissettim. Allah’ın karşıma çıkardığı insanlar olağan dışı bir şekilde daima kibar, sevimli ve sabırlıydı. Öyle ki içimdeki tasavvur yüzünden nahoş ve çirkin hissettim kendimi.

“Nasıl bu kadar muhabbet dolu olabiliyorsunuz? Bu dehşet verici baskı altında mücadele etmenize etken nedir?” diye sorduğum evlerde, ahalinin yanıtı aynıydı. Hepsi aynı Kitab’ı işaret ediyor ve “Kur’an-ı Kerim” diyordu.

İsmail Haniye’nin sana Filistin pasaportu takdim ettiğimi gördüm. Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. Arka planından bahseder misin?*****

2008’de İsrail’in*****Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını kırmak amacıyla Özgür Gazze hareketiyle birlikte Gazze’ye geldim. Çocuklarımın doğumundan sonra hayatımın en güzel günü olduğunu söyleyebilirim. 30-40 bin Gazzeli, limanda toplanmıştı. Hatta botlar ve sörf tahtalarıyla denizin üstünde ne yaptığını bilmeyen ama geride bir hikaye bırakmayı başaran biz, 45 çılgın aktivisti selamlıyorlardı. Ablukanın dehşetine dikkat çekme çabamız nedeniyle Filistin’in seçilmiş lideri*****İsmail Haniye, hepimize Filistin pasaportu takdim etti.

Seyir sırasında İsrail deniz kuvvetlerinin tacizine maruz kalmış olmalısınız.

Navigasyon sistemlerimizin ve uydu telefonlarımızın sinyallerini kestiler. İsrail kuvvetleri bizi sabote etmeye çalıştı ancak başaramadı.

Elindeki Filistin pasaportu bir Filistinli gibi hissetmeni sağladı mı o an için?

Ben zaten kalpten Filistinliyim. Sonsuza dek...

Bunları ifade ediyor olman gerçekten çok duygulu. İslâm serüvenine geri dönelim mi?

Peki. Ramazan ayıydı; o günlerde bana yabancı bir olgu. Bir kaç gün kalıp bazı isimlerle röportaj yapmak istiyordum fakat aynı zamanda İsrail ve Mısır’ın ablukası altındaydım. Her şeyden önce bir insan olarak hayatımda bir hayli belirleyici bir dönem oldu. Kuşatma altında yaşıyordum. Kelimenin tam anlamıyla hem korku hem de umut dolu ama kapana kısılmış insanlarla birlikteydim. O yıllarda 8 ve 5 yaşlarında olan kızlarımdan binlerce kilometre uzaktaydım. Mısırlı yetkililer ve İsrailli Hasbara ajanları, “Filistinlilerle dayanışma içinde olmak istiyordun. O halde bundan sonra burada kalıp onlarla birlikte yaşayacağın için memnun olmalısın.” dediler. Press TV’de işe başlamıştım ve İsrail’in savaş suçlarını haberleştiren bir gazeteci olarak çocuklarımdan ayrı kalmayı zaten göze almıştım.

Tüm bunların dışında kalbime en çok dokunan şey, sarı saçlarım ve vücudumun görünen yerindeki dövmelerimle Ramazan ayında gezdiğim en kırsal bölgelerde bile hiç bir zaman “Haram! Haram!” dendiğini duymamış olmamdı. Aksine her girdiğim yerde “Selam! Selam!” diye karşılandım.

Gazze’den nasıl çıktın?

Elbette çocuklarıma ve eşime kavuşmak için pek çok girişimde bulundum. İngiliz siyasetçilere ve Jimmy Carter İnsan Hakları Merkezi’ne başvurdum. Sonunda bir gün bir telefon geldi ve “Çıkabilirsin.” dediler. Fakat çıkmadan önce Refah’ta bir mülteci kampını ziyaret etmek istedim. Orada tanıştığım bir anne, kelimenin tam anlamıyla hiç bir şeye sahip olmamasına karşın o kadar mutluydu ki... “Zaten karnınız aç ve içecek bir şeyiniz de yok. Ramazan’da niçin oruç tutuyorsunuz?” diye sordum. “Fakirleri anlamak için.” dedi. Subhanallah... Kalbime bir aydınlık geldiğini hissettim ve “Eğer İslâm buysa ben de Müslüman olmalıyım.” dedim. Gözümün önüne tüm günahlarım ve kötülüklerim geldi bir anda. Kibrim, ünlü olmanın getirdiği ve düştüğüm tuzaklar... Fakat görüyordum ki Allah benden vazgeçmemişti. Hiç birimizden vazgeçmez.

Hakikaten insanın tüylerini diken diken eden bir hikaye. Yine de bir noktaya dikkat çekmek isterim. Oruç tutmamızın amacı sadece fakirleri anlamak değildir. Yoksa oruç fakirlere de farz olmazdı.

Bence fakirlik bir ruh hali. Şükür ise Allah’a yaklaştırıyor. Buradaki noktayı kaçırmamak gerekli. Fakirler bile o kadar tevazu sahibi ki o yüzden Allah’a böylesine müteşekkirler ve kendilerini fakir olarak görmüyorlar. Ramazan ayında evinde yiyecek et var mıydı? Yoktu. Komşusunun var mıydı? Yoktu. İki gözü vardı fakat etrafındaki pek çok insan saldırılar sırasında yaralanmış ve kör kalmıştı. Gazze’de binlerce yaralı varken Allah’a şükür onun çocukları sağlıklıydı, sağ idi.

Demek istediğini anlıyorum. Orada olmak, onları tanımak, orada yaşamak lazımdı... Türkiye’de de ekranlarda tanıdığım, gördüğüm Filistinliler “Elhamdülillah” demeyi hiç bırakmazlar. Gazze’de birçok kez bulunan yakın bir gazeteci arkadaşım da çok sık söylerdi. Bizim hiç kabullenemeyeceğimiz, başımıza gelmesini tahmin bile edemeyeceğimiz hallerde bile “Allah ne güzel vekildir. O bize yeter.” derlermiş. Daima bunu söylerlermiş. Bu yüzden Gazze’ye de Gazzelilere de Gazze’nin sesi olanlara da çok hürmet ederiz. İyi ki oradaydın Lauren... Peki, Gazze’de mi ihtida ettin?

Hayır. İslâm’ı tam anlamıyla kabul edene dek iki yıl daha geçti. Daha çok Müslümanla tanışmaya, görüşmeye başladım. 2010’daki Kudüs Günü mitingini takip etmek için İran’a gittim. Yine Ramazan ayındaydı. Bir camide durdum. Abdest aldım ve Filistin için dua ettim. Ardından öyle bir huzur hissettim ki sanki üzerimden bir şelale akıyordu. Yıllar sonra ilk kez, çektiğim kalp sancıları son bulmuştu. Bir daha asla incinmeyeceğimi hissediyordum. Emniyette hissettim. Sanki korunuyordum. O gece camide uyudum. Sonra Londra’ya döndüm. Bir haftanın ardından İslâm’ı kabul etmeye karar verdim.

Memleket... Yıllardır yakın hissettiğin İslâm’ı kabul etmek için tam bir kalp ve zihin ile evinde şehadet getirmek istedin. Yanılıyor muyum?

Pek sayılmaz. Kendimi hazır hissetmem gerekiyordu. Kendimi tamamen adamam gerekiyordu. Tam manasıyla kabul etmeliydim. Ve içimde hiçbir şüphe kalmamalıydı.

Peki, sonra neler yaşadın? Ailenin ve arkadaşlarının tepkileri nasıl oldu? Müslüman olmadan önce ve sonra diye ayıracak olursan hayatına dair neler söylersin?

Müslüman olarak bizim görevimiz dik durmak, bölünmemek, dağılmamaktır. Ben otuzlu yaşlarımdayken biraz ünlüydüm fakat inanılmaz derecede kibirliydim. Hayatımda yeri olan şeyler sadece kendi dış güzelliğim, kendi başarılarım, kendi duygularımdı. Son derece yorucuydu ve saplantı derecesinde bir boyuttaydı. Eşime ne saygı duyuyordum ne de vakit ayırıyordum. Çocuklarımı seviyordum ama onlardan uzakta zaman geçirmek istiyordum. Böylesine bir hayat...

Müslüman olmayı düşündüğümü söylediğimde kızlarım bana üç soru sordu: “1) Bizim annemiz olmaya devam edecek misin? 2) Alkol kullanmayı sürdürecek misin? 3) Ne tarz kıyafetler giyineceksin?” Onlara daha iyi bir anne olacağımı, alkol kullanmayacağımı ve mütevazı kıyafetler giyeceğimi söyledim. Elhamdülillah hepsini kabul ettiler. Hep birlikte aynı dakikada ibadete başladık.

Yani seninle birlikte Müslüman oldular. Ne kadar şanslısın...

Evet. Aile hayatım düzeldi. Sürekli dışarıda gezmekten hoşlanan biriyken bir an evde olmayı sevmeye başladım. Hayatın gerçekten nerede cereyan ettiğini anladım ve bir daha kaçırmak, kaybetmek istemedim. Hissiyatımı yeterince ifade edemem... Hiç kimse ölüm döşeğindeyken, “Keşke patronumu daha çok memnun etseydim. Keşke ofiste daha çok çalışsaydım.” demez. Çoğu insan, “Keşke daha iyi birisi olsaydım, daha çok ibadet etseydim, Allah’ı daha çok sevseydim.” der.

Farklı konulara geçelim. Türkiye’deki darbe girişimiyle ilgili görüşlerini merak ediyorum. Nerede, nasıl öğrendin? Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve ailesini şahsen tanıyan birisi olarak neler hissettin? Türk halkının mücadelesi ve kahramanlığı hakkında ne düşünüyorsun? Ülkene nasıl yansıdı?

Bir merasimdeydim ve bir anda herkesin telefonu çaldı. Aramalar ve mesajlar geliyordu. “Allahu Ekber. Allah Türkiye’yi korusun. Allah Türkiye’yi ümmet için korusun.” demeye başladı etrafımdakiler. Ağlamaya başladım.

Sonra eve gidip dua ettim ve sabaha kadar haberleri izledim. Beni en çok vuran şey BBC ve Sky News kanallarında*****Erdoğan’ın ülkeyi terk ettiği, hükümetin düştüğü gibi iddialara yer verilmesiydi. Bir süre sonra sokağa çıkan insanların darbeyi önlediği belli oldu. Editörümü aradım ve “Neden benim Twitter hesabım sizinkinden daha etkin bir haber kanalı?” diye sordum. “Siz ne yapıyorsunuz?” Türkiye’deki arkadaşlarımıaradım ve bana inanılmaz şeylerden bahsettiler. Camilerde direniş için Kuran-ı Kerim okunduğunu söylediler. Tanklara çıkan insanların cesareti... Cumhurbaşkanı’nın insanların karşısına çıkıp beraberlik çağrısı yapması ve kararlılığı... İnanılmaz anlardı. İngiltere’de yaptıklarımız ve Müslüman olduğum için gurur duyuyordum.

Darbe girişiminden önce FETÖ hakkında bilgin var mıydı? Hiç temasın oldu mu?

Evet, 2015 yılında benim kitabımı yayınlamak istediler. Fakat Allah’a şükür maksatlarını ve gerçekte kim olduklarını öğrendim ve ilişiğimi kestim. Zaten genellikle sizlerin de yaklaşması gereken insanlara yaklaşıp ilişki kuruyorlar.

Türkiye’ye sık sık geldiğini biliyorum. Yabancıların çoğu, İstanbul’un kendine âşık eden bir şehir olduğunu söylüyor. Sen ne dersin? Türkiye’yi seviyor musun?

İstanbul’u çok seviyorum. Büyük ihtimalle bana Kordoba’nın müthiş bir örneğini yansıttığı için. Sultanahmet’i ziyaret eden insanlarla konuşmayı seviyorum. Geçen sefer geldiğimde kızlarımla birlikte yirmili yaşlarında olan Kanadalı diplomatik misyonlarla vakit geçirdik. Umarım bir şeyler öğrenmişlerdir ve iyi kalplilerdir.

Üç yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmen de oldu. Erdoğan’ın özellikle Filistin başta olmak üzere Müslüman ülkelere yönelik yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun?

İsrail’le Türkiye’nin ilişkileri normalleştirme anlaşması çok eleştirildi bazı kesimlerce, biliyorsun. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşimle birlikte beni bir toplantıya davet etmişti. Ankara’daki köşkünde Erdoğan ve kızı Sümeyye ile oturmak büyük şerefti. Hem kendisi hem de ekibi, inanılmaz bir baskı altında ve bu koşullarda uluslararası alanda aktör olma gayretinde. Bir yandan da geleceğe yönelik adımlar planlıyorlar. Takdir ediyorum.

Ben olsam Filistin gibi bir meseleyle baş edebilir miydim? Sanmıyorum. Peygamberimiz (s.a.) de ümmet için gerektiğinde, faydalı olacağını düşündüğünde bazı anlaşmalara müdahil olmuş. Fakat ben böyle bir dönemde böyle bir karar verme sürecinde bulunamazdım.

Bu arada Türkiye’ye geldiğinde bazı üniversitelerde eğitimler de veriyorsun değil mi?

Evet. Gelecek aylarda yine bir üniversitede bir dizi eğitim vereceğim. Katılımcı kitleye göre özel olarak hazırladığım programlar var. Özellikle İngilizce yayın yapan medya organlarının 2016’daki darbe girişimi, İslâm ve Müslümanlara karşı kullandığı dil konusuna odaklanıyorum. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’deki STK çalışmalarını takip ediyor musun? Aktivist yönünle mülteciler için yapmak istediğin işler var mı?

Tabii. Türkiye’nin mültecilere yönelik dayanışma içerisindeki muamelesi dünyaya örnek teşkil ediyor. İnsani yardımda dünya ikincisi. AB’nin bir çok üyesinden ve bağlı kuruluşlarından önde gidiyor. Ayrıca Gaziantep’teki mülteci barınma merkezlerini de ziyaret etmiştim. Son derece temiz, hijyenik, amacına uygun ve etkindi. Orada yaşayanlara gerçekten değer veriliyordu. Ben de Suriyeli ve Türk gençlerin bir arada olduğu grup çalışmalarına katılmayı çok arzu ederdim.

Avrupa’da yaşayan Müslüman bir kadın olarak İslâmofobiyi nasıl değerlendiriyorsun? Müslüman nüfusun çoğalacağına dair inanılmaz bir korku var. Araştırmalar, Avrupalıların 2050’ye kadar Müslümanların kıtayı ele geçireceğine dair demografik olarak mümkün olmayan yaygın bir yanlış kanı olduğunu gösteriyor. İngiltere’deki anket sonuçları mesela, yanılmıyorsam insanlar gerçekte olduğundan 3 ya da 4 kat daha fazla Müslüman nüfusa sahip olduklarını zannediyorlar. Diğer taraftan da Londra’da gerçekleşen terör saldırıları vardı. Fakat Müslümanlara ya da camilere saldırıldığında medya “terör” demekten adeta imtina ediyor.

Son bir iki ay içerisinde İngiltere’deki Müslüman topluluğu gerçekten büyük zorluklar yaşadı. Parklarda kadınlara saldırıldı. Beş kişiye asitli saldırı yapıldı. Camilere saldırıldı. İslam’ın çarpıtılmış bir türünün korumasız ve savunmasız gençlere aşılanmaya çalışıldığını ve bunun üzerinden istismar gerçekleştirildiğini bilmek gerekiyor. Avrupa ülkelerinde gerçekten ekstremizmi yok etmek istiyorsak bunun farkında olmalıyız. Yetkililer, yoksulluk içinde yaşayanlar, suçlu tipler, uyuşturucu bağımlıları, fuhuş yapanlar gibi sicili bozuk kişilerle ilgili hassas olmalı zira bu insanlar kullanılıyor. Araştırılan terör vakalarının çoğunda adli vaka arka planı mevcut. Teröristlerin ortak yönleri var: Suçlular, uyuşturucu kullanıyorlar ve bir cami ya da Müslüman bir toplulukla ya hiç bağları yok ya da pek az yakınlıkları var.

Burada bir şey ortaya çıkıyor; Kur’an-ı Kerim’in bilinmemesi. Batı medyasındaki utanç verici iki yüzlülük ve çifte standart ise Avrupa şehirlerinin daha da bölünmüş ve tehlikeli hale gelmesine neden oluyor.

Peki, kadın meseleleri? Dünyada hâlâ kadınlara yönelik politikalar yeterli, etkin ve iyileştirici sayılmaz. İş başa mı düşüyor?

Kadınları ve gelecek nesilleri güçlendirip cesaretlendirmek bizim görevimiz. Gençlere her zaman şunu söylerim: “Siz gelecek değilsiniz. Siz bugünsünüz.” Kendi imanımızdaki eksiklik, toplumsal inancın zayıf olması, özgüven yetersizliği aslında dünya üzerinde muazzam bir tesirimiz olmasına mani olan tek şey. Dünya gerçekten çaresiz ve bizim sesimize, eylemlerimize hiç olmadığı kadar ihtiyacı var. Kadınları, erkekleri rakip olarak değil de mükemmelliğe giden yolda ortaklar olarak gören bir vizyonla yetiştirmemiz gerekli. Kadınları, hem kariyerini yukarılara taşıyacak hem de insaniyetlerini tepede tutacak şekilde yetiştirmeliyiz.

Bilimevi Kadın dergisinin bu sayısının teması “kadın direnişi”. Sözlerin gerçekten çok etkili ve mesaj doluydu. Türkiye’de cinsiyet eşitliğine karşı cinsiyet adaletini tartışıyoruz. Dünyadaki Müslüman kadınlara dair konuşmak gerekirse; sence ters giden ne? Ve sorunu nasıl düzeltebiliriz?

Biz Müslüman kadınlar olarak her şeyden önce kamuoyu önünde cinsellik objeleri olarak yansıtılmaya karşı çıkıyoruz. Zekâmıza ve başarılarımıza güveniyoruz; eteğimizin boyuna değil. Bir reklamda dendiği gibi “Her şey saç meselesi!” değil. Allah’a karşı tevazu sahibi olmak, güçlü karakterlerin bir özelliğidir. Mesajımız şu: “Bizimle çalışabilirsiniz. Bize güvenebilirsiniz. Gücü güç aşkına değil bu yolda*****rehberlik etmek için istiyoruz. En iyi iş arkadaşları biziz. Hem ailelerimize bağlıyız hem de topluluklarımıza. Merhamet çölünde açmış çiçek bahçeleriyiz.”

Elbette zorluklarla da karşılaşıyoruz. Gençliğimizin değerleri ya Hollywood’la ya da Bollywood’la yok ediliyor. Sahne ışıkları, lüks ve sosyal rejimin çerçevesini çizdiği unsurlar tarafından kandırılıyorlar. Gençler daha iyisini hak ediyor. Gençler için var olmalıyız. Orada olmalıyız. Ve nesilleri birleştirmek, tutkularını teşvik etmek ve seslerini duyurmak için daha çok çalışmalıyız.

“Kalbini Filistin’e Kaptıran Mühtedi Müslüman: L. Booth”, Bilimevi Kadın dergisi, Temmuz-Ağustos-Eylül 2017, sayı 2.

Röportaj:*****Esra Öztürk

Etiketler#Bilimevi Kadın dergisi*****#Lauren Booth

YORUM EKLE

Adınız Soyadınız

Yorumunuz

Gönder

YORUMLAR

Abdullah

Bu güzel yazının dergide kalmaması, dünyabizim'de yer alması iyi olmuş...Teşekkürler...

*****(1)*****(0)

YUKARI ÇIK


Yazılım:*****TE Bilişim

Dünya Bizim - Tüm hakları saklıdır.

Copyright © 2019
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-11-2019, 13:17   #1865
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

HAŞMET BABAOĞLU
Bir ürün olarak Guaido
Küresel egemenlerin laboratuvarlarında özel ve yeni bir ürün olarak hazırlanan alternatif liderleri anlamak için Venezuela'ya bakmak yeterli.
Düşünün...
Amerikan yanlısı şirketlerin yaptığı anketler bile 22 Ocak'a kadar her beş Venezuelalıdan ancak birinin Guaido'yu tanıdığını ortaya koydu.
New York Times'ın bayıldığı bir reklamcı lafı var: Hani "refreshing style/taze bir tarz" diyorlar; Guaido işte o çerçevede hazırlanıp paketlenmiş bir ürün.
Neyse ki "üreten akıl" hep aynı falsoyu yapıyor!
Herkes şu konuda hemfikir: Bu ürün belli ki Washington elitleri için pazara sürülmüş ama Venezuela halkını ne ilgilendirir!
Önemli not:, Guaido, Amerikalılar tarafından 2005 yılında Sırbistan'daki Otpor merkezinde eğitimdeyken fark edilmiş.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-12-2019, 06:49   #1866
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Toggle navigation

Ana Sayfa*****/*****Fuat Uğur

Değişim kanlı mı olacak kansız mı?

12.02.2019

Fuat Uğur

Tüm Yazıları

İrkildiniz değil mi?
Çoğunuzun aklına*****Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu sırada Meclis kürsüsünden,*****28 Şubat’çı darbecilere*****muhtemel ki*****“Oh mis! Bundan iyi malzeme olmaz”*****dedirten malum sözleri gelmiştir eminim.
O var, doğru. Ama Erbakan’ın sözlerinin üzerinden 13 yıl geçtikten sonra,*****CHP’yi ve Türkiye’yi nasıl dönüştüreceklerini*****Mart 2010 tarihinde*****Newsweek*****dergisine anlatan*****CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin*****de aynı*****“kanlı öngörü”de(*)*****bulunmuştu:

“Değişim*****kanlı mı kansız mı olacak diye*****merak ediyorsanız, öyle ya da böyle olacak. Ama bize kansız olması yakışır.*****Herkesin, genel başkanımızın da özlemi bu.*****(…) Laiklik tartışması yok toplumun gündeminde. Şeriat gelecek, komünizm gelecek... Hep bu korkularla büyütüldük. (…)*****Sosyal demokratsınız ama dindarlarla, Kürtlerle aranızda mesafe var, ne kadar ayıp bir şey.*****(…)Benim beklediğim CHP bu değil.”

Kaset kumpasının evvelinde ve sonrasında*****Kemal Kılıçdaroğlu*****ile birlikte hareket eden*****Gürsel Tekin, bu sözleriyle 1987 yılı genel seçimlerinde*****yüzde 24,7*****oy alarak büyük başarı kazanan*****Erdal İnönü*****liderliğindeki*****Sosyaldemokrat Halkçı Parti’ye (SHP) referans vermekteydi. Tekin’in aklında kalan, SHP’nin o dönem bir*****başarı hikâyesi*****yazmasıydı.

Başarı aslında*****SHP’nin bugünkü HDP’nin atası HEP ile ittifak yapıp*****barajı aşamayan bu partinin oylarını da almasıyla elde edilmişti. Karşılığında da bölgelerinde SHP listelerinden aday gösterilen*****HEP’li isimler Meclis’e girmişler,*****sonra da ayrılarak grup kurmuşlardı.

SHP, 1989 yerel seçimlerinde oyunu yüzde 28,69’e yükseltti.

Aradan iki yıl geçti. Geldi çattı*****1991 genel seçimleri.*****Lâkin SHP’li belediyelerin iki yıllık performansları öylesine kötüydü ki, halk*****toplanmayan çöp dağları, susuzluk, çözümsüzlük, yolsuzluk ve hırsızlıkla karşı karşıya kalıp*****başını duvarlara vurdu. Bu felaket, SHP’nin oylarını*****9 puan*****düşürdü. Sonra da SHP’yi içeriden fetheden Deniz Baykal, partiyi yasağı kalkan CHP’ye katıp kurtuldu.

Gürsel Tekin*****lider olamayacağını*****kendi de biliyordu ve partiyi dizayn etmek için*****Kemal Kılıçdaroğlu*****tam da aradığı adamdı. O*****Atatürk’ün İnönü’sü,*****olmaya adaydı. Kemal Bey'i arkadan yönlendirerek CHP’den bir SHP inşa edebileceğine inandı. Buna Kemal Kılıçdaroğlu da inandı ama*****onun bağlı olduğu başka yerler*****vardı.

Kendisinin*****“Kanlı mı olacak kansız mı?”*****diye başlayan sözleri de ta o vakitten*****CHP’nin ayağının altından Atatürk’ün temelini attığı ideolojik ve ahlaki zeminini çekerek*****ne yapmaya karar verdiklerini anlatmaktaydı bize.

*****

ERGENEKON VE BALYOZ’UN HEDEFİ CHP’NİN İÇİYDİ

*****

Yine bugün bir başka gerçeği daha idrak edebiliyoruz:

O zamanki adı Cemaat olan FET֒cülerin, yargı ve polisteki gücünü kullanarak*****“Askerî*****vesayet bitiyor”*****söylemiyle geniş kesimden destek alan*****Ergenekon ve Balyoz davaları,*****aslında sadece darbeci subay ve generallere değil,*****bizatihi CHP’ye yapılmıştı. Çünkü CHP’nin ulusalcı, Kemalist eliti ve yönetimi,*****gücünü*****bu generallerin oluşturduğu vesayet sisteminden*****almaktaydı. Yani, darbeci askerî*****vesayet*****CHP’nin yönetici elitinin çok önemli bir*****sacayağıydı.

Gürsel Tekin’in el vermesiyle Kemal Kılıçdaroğlu*****Amerikan karşıtı ulusalcı elit*****CHP yönetiminden birkaç aşamalı olarak*****tasfiye*****edildi.

Bugün*****Önder Sav, Emine Ülker Tarhan, Birgül Ayman Güler, Süheyl Batum, Şahin Mengü, Nur Serter, Sinan Aygün, Aylin Nazlıaka, Mustafa Balbay, Adnan Keskin, İlhan Cihaner, Oktay Ekşi*****vd. gibiler yok.

Yerlerine*****merkez sağ görünümlü Amerikancıları,*****muhafazakâr kesimde tutunamayan*****kifayetsizleri, eski komünistleri,*****FETÖ*****ile doğrudan iltisaklı olmasa bile dirsek teması bulunan*****kriptoları*****ve*****PKK taraftarlarını*****doldurmayı başardı.

Artık CHP’de PKK’lıların cenazelerinde gözyaşı döken*****Sezgin Tanrıkulu*****ve*****Canan Kaftancıoğlu'lar,*****Gamze İlgezdi'ler, PKK hendek terörüne destek veren*****Şerdil Dara Odabaşı’lar*****(Kadıköy Belediye Başkan adayı), DHKP’yi arkalayan*****Aykut Erdoğdu’lar, dindar ailelere hakaret saçan*****Mansur Yavaş’lar, Sera Kadıgil’ler, Cemaat güzellemeleri yapan*****Özgen Nama’lar, babası 12 Eylül işkencecisi olan ve aynı zamanda hem FETÖ yayın organlarıyla PKK’ya sahip çıkan*****Tunç Soyer’ler,*****Battal İlgezdi’ler*****var. Daha çok isim sıralayabiliriz, örnekleri saymakla bitmiyor.*****Mehmet Bekaroğlu’lar, Aytun Çıray’lar, Abdüllatif Şener’ler*****var.

Atatürkçü ve Aleviler,*****Kılıçdaroğlu için artık yalnızca*****vasıfsız oy deposuydu.

Oysa PKK’lılar neyse de Gürsel Tekin’in istediği bu değildi. Kemal Kılıçdaroğlu,*****CHP’nin dümenini kaşar teşkilatçı Gürsel Tekin’den kolaylıkla almış ve rotayı küresel kumanda merkezlerinin istediği istikamete çevirmeyi*****başarmıştı.

*****

GÜRSEL TEKİN NEDEN BU YAZININ ÖZNESİ OLDU?

*****

Şundan;

Dünkü haberlere bakıyorum,*****Gürsel Tekin*****de isyan etmiş:

“Bugün CHP'nin oy kazanmasından ve başarısından başka ölçütler de devreye girmiş durumda. Kişisel, şahsi ölçütler ve keyfîlik ne yazık ki maliyetsiz değildir. 31 Mart'ta bu maliyet ile partimizin karşılaşmamasını umut ediyoruz.”

Gürsel Tekin*****“DEĞİŞİMİN SESİ OLAMADIK”*****itirafında da bulunuyor.

Değişim oldu esasında. Tam da Gürsel Tekin’in ifade ettiği gibi*****KANLI*****oldu. Kılıçdaroğlu’nun*****elinde kan yok, çünkü*****eldiven*****kullandı.

Eldiven kim,*****kararı siz verin Gürsel Bey?

CHP şu anda Atatürk’ün ve Türkiye’nin partisi olmaktan çoktan çıkmış,*****gudubet, ecnebi ve piyon*****bir parti.

Hepiniz şapa oturdunuz. Hadi değiştirelim:

Şaptınız, şeker oldunuz.

.....

(*) Mahmut Övür 4 Mayıs 2011 tarihli SETA raporundan:*****http://file.setav.org/Files/Pdf/2014...er-chp-pdf.pdf

********************

*****

  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-12-2019, 07:25   #1867
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

ANASAYFAYAZARLARFOTO GALERİVİDEO GALERİSON DAKİKAGÜNCELDÜNYAEKONOMİSPORAÇIK GÖRÜŞKÜNYEDİĞER

Yazarlar

Bugün YazanlarTüm Yazarlar

Selim ATALAYhttp://www.selimatalay.comEN AŞIRININ BİLE ÖTESİ

Selim ATALAY tüm yazıları11 Şubat 2019 Pazartesi

Balkanlar ve Ortadoğu’daki bütün sınır ve sistem sorunlarının kökünde 1919’daki sömürgeci paylaşım var. Halen Avrupa’da süren kavga, 100 yıl öncesinin unutulmadığını gösteriyor.

Avrupa, vitrin ışıltısını kaybettikçe, açgözlü milliyetçilik altında ırkçılık ve sömürgecilik ana akım olmaya başladı. İtalya ile Fransa “Afrika’yı en çok kim sömürdü” kavgasına girdiler. Fransa, Almanya ile masa altında tepişiyor. Ve hepsi, Brexit üzerinden İngiltere’ye yükleniyor. Beyaz Adam Kulübü içinde kavga başladı.*****

Yapı olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemi çöküyor. Zihniyet olarak ise Avrupa, Birinci Dünya Savaşı’nın aç gözlü, bencil milliyetçiliğinin kıyılarında. 1919 Paris Konferansı ve Versay Anlaşmasının 100. yılında Beyaz Adam Kulübü’nün çok değişmediğini ve ırkçı sömürgeci paylaşımcı reflekslerin kolayca su yüzüne çıktığını görüyoruz.*****

Ortadoğu ve Balkanların pasta dilimler gibi paylaştırıldığı 1919’un hayaleti yeniden geldi. Bu iki bölgede halen yaşanan bütün sorunlar, 1919’un marifeti. Ortadoğu ve Balkanların paylaştırılması demek, Osmanlı İmparatorluğu’nun gıyabında parçalanması demekti.

1911 - Fransa Fas’a uygarlık götürüyor.

*****

Osmanlı Sykes Picot’dan önce paylaşıldı

Osmanlı vatan toprağının gıyapta ve daha savaş sürerken paylaşılmasının ilk örneği 1916 Sykes-Picot değildir. Ondan bir yıl önce İtalya’yı yemlemek için Londra’da gizli anlaşma yapılmış, Osmanlı toprağı paylaşılmıştı.*****

İtalya’nın Paris’te ağlayarak tepinmesinin esas gerekçesi de, 1915’te daha fazla fiyatla savaşta saf değiştirmesine neden olan bu Londra Anlaşması’ydı. Fransa-İngiltere-Rusya, kim daha fazla verirse onun safına girmek için yırtınan İtalya’yı kaçırmak istememişti.*****

Nisan 1915’te daha savaş sürerken ve galipler belli değilken İtalya’ya Adriyatik kıyıları, Rodos Dahil 12 Ada, Londra’da imzayla ve gizlice verildi. Adaları zaten İtalya, 1911-12 Trablusgarp Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı işgal etmişti. Ayrıca Anadolu paylaşılacak ve Antalya merkezli geniş bir alan İtalya’ya ‘adil bir pay’ olarak bırakılacaktı. Afrika’dan da uygun bir pay verilecekti. Bir görüşmede İngiliz yetkililer, İtalya’nın savaş için ‘satın alındığını’ İtalyan heyetine söylemişlerdi.**********

Nisan 1915 Londra Anlaşması gizli tutuldu. Sonra Mart 1916’da İngiltere ve Fransa Sykes-Picot anlaşmasıyla Anadolu’yu ve Akdeniz’in doğusunu kendi aralarında ve İtalya’yı dışlayarak paylaştılar. Bu durumda Adana bölgesi Londra Anlaşmasıyla İtalya’ya, Sykes-Picot ile Fransa’ya verilmişti.*****

Herkes birbirini kazıklıyordu. Yalancılık ve sahtekarlık emperyalizmin sadece bir boyutuydu. ‘Kimin malını kime veriyorsunuz’ diyen de yoktu. Ta ki, Anadolu ayağa kalkana kadar.*****

Ahlaksız Londra Anlaşmasının varlığını 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Moskova açıklayacak, kimsenin de yüzü kızarmayacaktı. Paris’te de 1919’da bir başka ahlaksız anlaşma yapılıyordu.*****

*****

Operet sömürgecileri

Sömürmek için toprak arayan ve “kim daha fazla verirse” ona yatan İtalya, 100 yıl önce ABD İngiltere ve Fransa’nın yanına ilişmişti. İtalya’nın Doğu Akdeniz’de iki hayali vardı: Adriyatik Kıyısı ve Anadolu’nun Ege-Akdeniz kıyısı.

1860’da birleşen İtalya, hemen Afrika’da sömürge aramaya gitmiş, vahşi katliamlara rağmen 1896’da Etiyopya’da ‘vahşilerden’ sopa yemişti. Trablusgarp’a daha sonra saldırdılar. Osmanlı’yı kolay bulmuşlardı.*****

İtalya ne savaşta ne de barışta bir işe yaramıştı. 1914-18 arasındaki savaşta beceriksiz ordularla 1 milyon ölü-yaralı vermiş, müttefiklerine milyarlarca dolar borçlanmıştı. Yoksulluk içindeydi ve halk bu rezalete neden girildiğini sormaya başlamıştı. Hükümet galiplerin arasına karışıp 1919 Paris Konferansı’nda paylaşım masasında yer kapmıştı ve açgözlülük yapıyordu.*****

20 Nisan 1919’da Paris’te İngiltere Fransa ve İtalya Başbakanları, ABD Başkanı Wilson’a ayrılan evde harita üzerinden Avrupa’yı paylaşma pazarlığı yapmaktaydılar. İtalya Başbakanı Orlando, hastalık derecesinde Adriyatik limanı Fiume’yi istiyordu. Bugün Hırvatistan limanı olan Riyeka, Adriyatik’in Kuzey kısmındaydı. Biraz İtalyan nüfusu vardı ve İtalyanların burayı çılgınca istemesinin muhtemelen 100 yıl önce de stratejik önemi yoktu.*****

İtalya Başbakanı Orlando, Fiume’yi alamadığını anlayınca yerde tepinerek ağlayıp, kendini hırpalamış, sonra pencereyi açmış, sonra açık pencerede yüzünü ellerine alarak ağlamaya devam etmişti.*****

Uzaktan toplantı binasına bakmakta olan bazı İngiliz heyet üyeleri***** ABD Başkanı Wilson’un penceresindeki bu garip sahneyi izlerken gözlerine inanamadılar: İtalya Başbakanı ağlıyor olamazdı... Orlando’nun cebinden mendil çıkartıp suratını sildiğini görünce, ağladığını anladılar.

İçeride Fransa Başbakanı Clemenceau ve İngiliz Lloyd George, emperyalizmi bile beceremeyen bu operet aktörünü küçümseyerek izlemekteydi.***** Amerikan heyetinden Hankey, anılarında bu sahneyi ‘Oğlum böyle davransa, benden şamarı yemişti’ diye yazacaktır. Hıçkırmakta olan Orlando’yu Wilson yatıştırmaya çalışır: İtalya’nın başka yerlerde hayli geniş toprak kazandığını hatırlattı. Dağıtılan toprakların çoğu Osmanlı toprağıydı.*****

(Soldan sağa) George, Orlando, Clemenceau, Wilson

*****

Ahlaksız pazarlıklar

Şam - Kudüs - Gazze arası o kadar değerliydi ki, İngiltere Başbakanı L. George ile Fransız Clemenceau daha Ekim 1918’de Osmanlı toprakları için kapışmışlardı.*****

Bir Amerikalı diplomat, tanık olduğu bu kavga için ‘mahalle kadınları gibi dalaştılar’ diye yazacaktı.*****

L. George ‘Filistin seferi için bir avuç siyah asker dışında katkı yapmadınız. Türklere karşı 500 bin asker yolladık, yüzbinlerce kayıp verdik, sonra da bazıları Kudüs’teki Kutsal Kabiri çalmayalım diye yolladıkları birkaç zenci polisle sözde katkı yaptılar’ diyordu.*****

Clemenceau da ‘Oraya yolladığınız yüzbinlerce askeri Batı Cephesinde tutsaydınız, Almanları daha çabuk yenerdik’ demekteydi... Bu pervasız ırkçılık ve düzeysizlikte ‘mahalle’ ve ‘kadın’ kelimelerinden özür dilemek gerekir.

1919’da Yunanistan’ın istediği topraklar.

*****

14 Mayıs 1919, Paris

13 Mayıs’ta Anadolu’nun Paris’te paylaşımı kararları saat başı değişmişti. İngiliz diplomat Harold Nicolson, 14 Mayıs sabahı üstlerinden gelen emirle yeni bir anlaşma taslağı yazdı: Ermenistan, Anadolu’nun doğusunu kapsayacak şekilde devlet olarak ABD mandası altına girecek, İstanbul ve Boğazlar da ABD mandasına verilecekti.

Öğleye doğru Nicolson, ABD Başkanı Wilson’ın kaldığı eve çağrılır. Büyük Salona L. George tarafından alındığında, yerde kendi çizdirdiği büyük Balkan-Anadolu haritasının yayılı olduğunu görür. Haritanın bir kenarında Başkan Wilson yüzü koyun uzanmıştır. Clemenceau emekleme pozisyonundadır ve ikisi haritaya bakmaktadır. Hala Güney Anadolu’yu İtalya Yunanistan ve Fransa arasında paylaştırma derdindedirler. Nicolson’a ‘‘Marmaris’i İtalyan bölgesinden çıkart’’ derler. Wilson, neresi olacağını kurşun kalemle işaretler.*****

Dönemin tipik ‘sömürgeci beyaz adam’ modelinde olan, Osmanlı-Türk’e hıncını saklamayan, diplomat Nicolson bile olanlara tepkilidir:*****

“Bu bilgisiz ve sorumsuz adamların Anadolu’yu bir pasta gibi dilimlere ayırması, dehşet verici. Ve orada, Anadolu ile hiçbir alakası olmayan benden başka kimse yok. Milyonların mutluluğunun bu şekilde kararlaştırılması ne kadar kötü. İki aydır üstlerimize, bu konularda bir plan hazırlamak için bize zaman vermelerini yalvarıyorduk. Kararları ahlak dışı ve uygulanamaz.. Ama ‘Haydi ama, genç adam... ne yapalım, bu kadar. İşi bitirmemiz lazım...’ havasındalar. İşin komiği, müdahale edebildiğim tek kısım, Yunanlara verilecek alanlar konusu. Burada da, önerdiğim en aşırı sınırların bile tehlikeli biçimde ötesine gittiler. Sonra Başbakan L George konuşulanları karar taslağı olarak kağıda geçirmemi istedi. Ben de akıllı bir iş yaptım, söylediklerini sulandırdım. Delice kararlarına biraz izan katmaya çalıştım. Bilmiyorum Başbakan benim taslak metnimi uygun buldu mu...”

Sahne şu, ABD İngiltere Fransa harita üzerinde pasta keser gibi Osmanlı vatanını parçalamışlar, sıra Anadolu’ya geliyor, orayı da izan ötesinde bir hınçla parçalayıp bölüyorlar. Gaddarlık öyle ki, en Osmanlı-Türk-İslam karşıtı sömürgeci beyaz adam bile isyan ediyor. Ya da bu izansızlığa Türkün İslamın isyan edeceğini görüyor. En büyük korkuları, Hint Müslümanlarının ayaklanmasıydı. Anadolu ayaklandı.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-14-2019, 05:21   #1868
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Toggle navigation

Ana Sayfa*****/*****Fuat Uğur

Uğur Dündar darbe destekçisi avukatını azletti mi?

14.02.2019

Fuat Uğur

Tüm Yazıları

Azlettiğine dair şu ana dek*****somut bir kanıt*****görebilmiş değiliz.
Uğur Dündar’ın darbe destekçisi karanlık avukatı*****Vural Ergül kim ve Dündar’la ilişkisi nereye kadar uzanıyor*****tekrar hatırlatalım ve bu soruyu neden ısrarla sorduğumuza bakalım sonra.

Vural Ergül’ün Uğur Dündar ile ilişkisi*****medyadan edindiğimiz bilgilere göre*****2000’li yılların başına kadar*****uzanıyor. Ergül, 2000 öncesi avukatlık mesleğine başlamış bir isim. Daha sonraki yıllarda*****Uğur Dündar’ın haber programlarında*****çalışıyor ve aynı zamanda avukatlığını yürütüyor.

Vural Ergül’ü biz 15 Temmuz FETÖ darbesi girişimi gecesindeki “coşkulu” Tweet’leriyle*****tanıdık. Daha doğrusu o hengâmede atlamışız ama STAR gazetesi muhabiri*****Kemal Gümüş’ün gözünden kaçmamış*****ve bir gün sonra Tweet atarak*****“Alçak darbeci Vural Ergül neden sildin bu Tweet’leri”*****diye sormuş*****#MilletTarihYazıyor”*****hashtag’ıyla.

*****

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE 15 TEMMUZ GECESİ MEYDANLARA ÇIKANLARA HAKARETLER

Geçtiğimiz haftalarda bu adamın Tweet’lerini yayınlamıştık ama başkaları da varmış. Bakın bir tanesinde ne*****diyor 15 Temmuz gecesi.

Kastettiği kişi de*****Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

“G.. fırçaları, g.. kıllarını iğfal için “meydanlara çıkınız” anonsu yapıyor! Makarna dağıtacağız deyin belki gelirler!”

Bir diğerinde doğrudan*****Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alıyor:

#YURTTA SULH KONSEYİ Recep sen bu hâllere düşeceğini hiç düşünmedin mi?

Devam ediyor yine Erdoğan’ı işaret ederek ve büyük bir özgüvenle:

“Darbe teşebbüsüne yayın yasağı kararı vermedi mi?

*****

Sonra sizlere daha önce aktardığımız Tweet’leri atıyor ve geceleyin huzur içinde uyuyacağının müjdesini veriyor kendini takip edenlere.

Ergül bunları yazarken müvekkili*****Uğur Dündar*****onu takip ediyor muydu bilinmez ama o da*****polislerin darbeci, üniforma giymiş FET֒cülerle çatışmaya girmemesi için dua*****ediyordu.

*****

AZİZ VE ELİ ÖPÜLESİ HALK

O sırada*****İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın önderliğinde Türk polisi FET֒cü darbecilerle kahramanca çarpışıyor,*****hem meydanlara çıkan halkı koruma hem de FET֒cüleri durdurma mücadelesi veriyordu.*****Mustafa Çalışkan’ın "15 TEMMUZ KIYAM(ET) GECESİ VE MİLLÎ VURUŞ kitabından*****aktaracağım bir bölümü paylaşmak istiyorum sizinle. O gece kimin gaflet ve dalalet hatta hıyanet içinde olduğunu göstermesi bakımından ibret verici:

“Vatandaşın yoğun olarak köprüye hareketinden bir süre sonra*****darbeciler tarafından bize doğru ateş etme eylemi daha da arttı.*****Öncelikle uzun namlulu silahlar ve uçaksavarlarla ateş açıyorlardı. Daha sonra da*****darbecilere karşı direnen vatandaşlarımızın üzerine ateş etmeye başladılar(…) Benim aldığım terbiye, eğitim, tecrübem, bilgim*****Türk askerinin hiçbir şartta Türk vatandaşına ateş etmeyeceği*****gerçeğiydi. Buna da gerçekten inandığım için hiç eğilmeden, hedef küçültmeden darbeci askerlerin bulunduğu yere doğru ilerledim. Hâlen ateş ediyorlardı. O an kulağıma*****emniyet müdürümüzü koruyalım*****sesleri*****geldi. Bunu defalarca duydum. Önümüzde vatandaşlarımız iki saf oluşturmuştu. Ben onlara önümden çekilin, benim üzerimde çelik yelek var, sizde çelik yelek yok, ben önde olayım dedim.*****Ama vatandaşımız hiçbir şekilde buna müsaade etmedi.*****Sadece emniyet müdürü olduğumu bildiklerinden, beni korumak için siper ettiler.”

Ben bu satırları aktarırken yine gözyaşlarımı tutamadım. Bizim böyle bir halkımız var.*****Aziz ve eli öpülesi bir halk.

Ama bir de o halka en aşağılık sözlerle hakaret eden yaratıklar mevcuttu o gece.

Evet, işte bu yüzden, hâlâ vicdanının bir köşesinde kalan duyguyla hüzünlendiğini ümit ettiğim*****Uğur Dündar,*****kadim dostu olan avukatı Vural Ülger’in*****“g… fırçaları ve g… kılları”*****diye aşağıladığı,*****“makarna dağıtın gelirler”*****diye alay ettiği vatandaşlarımızla Emniyet Müdürü ve polislerin arasındaki dayanışmayı okuyunca*****hem avukatından hem de bana karşı yazdıklarından dolayı acaba utanır mı diye merak etmekteyim.

Hatırlarsanız darbe destekçisi avukatını yazdıktan sonra*****Uğur Dündar*****hemen alelusul bir açıklama yapıp*****“Onu azlettim”*****dedi.

Ben de o günden beri Medya Kritik’ten*****“Uğur Dündar eğer bu avukatı azlettiysen noter onaylı azil belgeni göster. Sana yeteri kadar süre de veriyorum, geçmiş tarihli de alabilirsin. Ama göster”*****diye çağrıda bulundum. Bugüne kadar cevap veremediği gibi belge de gösteremedi.

Uğur Dündar’ın bu azli, avukatı*****Vural Ülger*****MİT tırları operasyonunu yürüten*****FET֒cü subay Hamza Celepoğlu’nun avukatı*****olduğunda yapması gerekirdi aslında. Yapmamıştı. Beklediği bazı gelişmeler mi vardı bilmiyorum artık.

Ama hâlâ bekliyorum ve bu soruyu sormayı sürdüreceğim:

Uğur Dündar yukarıda attığı Tweet’lerle profilini ortaya koyduğumuz darbe destekçisi avukatın*****Vural Ergül’ü azlettiysen lütfen*****noter onaylı belgeyi*****kamuoyuyla paylaş.

*****

FUAT UĞUR'UN DİĞER YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

Ölüm tehdidine takipsizlik yakışır!

*****

********************
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-14-2019, 05:23   #1869
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Toggle navigation

Ana Sayfa*****/*****Fuat Uğur

Ölüm tehdidine takipsizlik yakışır!

14.02.2019

Fuat Uğur

Tüm Yazıları

İsmi*****Ergün Tunç, Mehmet oğlu Seringül’den olma, 02 Haziran 1966 doğumlu,*****Ardahan ili Çıldır ilçesinde*****kayıtlı. Ve diğer tüm nüfus bilgileri. Sokağı, mahallesi, cilt, aile no.su filan. İkameti ise Bağcılar-İstanbul’da, açık adresiyle birlikte.

Bu bilgileri*****Bakırköy Cumhuriyet Savcısı*****Sayın Ahmet Yaşar Al’ın tarafıma yönelik ölüm tehdidiyle ilgili verdiği takipsizlik kararından*****öğreniyorum.

Çünkü bu kişi 7 Eylül 2018 ve 10 Eylül 2018 tarihlerinde*****TGRT televizyonunu altı kez 0553 756 55 75 no.lu telefondan arayarak*****kendisini*****“Bağcılar’dan Erdem”*****olarak tanıtmış ve çeşitli hakaretlerle tehditlerle birlikte aynen şöyle demişti:

“Oraya gelip sabahtan akşama kadar beklerim, çıktığında da Fuat Uğur’un kafasına iki el sıkarım”

Savcılığın talebi üzerine*****Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan yazılan müzekkerelere gelen cevabi yazılarda özetle şöyle deniyor. Polnet sisteminde sorgulama yapılıyor,*****hattın şüpheli Ergün Tunç adına kayıtlı olduğu, bu hat üzerinden tarafıma iki mesaj gönderildiği ve bir arama kaydı bulunduğu tespit ediliyor. Bağcılar’daki adresinde de oturmadığı, yeterli adres ve kimlik bilgilerinin olmadığı,*****AÇIK HAT*****diye tabir edilen hatlardan olması nedeniyle de yeterli delil elde edilemediği kaydediliyor.

Sonuç:

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA…

Anlayamadığım için paylaşıyor ve soruyorum:

1-Adam alenen nasıl yapacağını da ifade ederek beni*****ölümle tehdit*****ediyor.

2-Tehdit edenle ilgili elimizde kendi verdiği*****bir isim ve telefon numarası*****var sadece. Bir de bu tehditleri dinleyen*****tanıklarımız.

3-İlçe emniyeti ve BTK bu adamın adının*****Ergün Tunç*****olduğunu ve tüm nüfus kimlik bilgilerini tespit ediyor. Hatta Bağcılar’da nerede oturduğu da dâhil buna.

4-O telefon numarasından tarafıma iki mesaj, bir telefon (aslında 6 kez arama var) geldiğini de keza saptıyorlar.

4-Sonra da “İkamet adresinde oturmuyor, yeterli kimlik bilgileri yok, delil bulunamadı”*****diyerek*****takipsizlik kararı*****veriliyor.

Sonuç beni şaşırttı. Ama neyse…

Ben yerin dibine giren*****PKK’lı ve DEAŞ’lı, FET֒cü teröristleri inlerinden bulup çıkaran devletimizle ilgili*****fazla hayale kapıldım sanırım.

Sözcü yazarı olsaydım*****daha farklı olur muydu diye aklıma gelmiyor da değil.

Zaten kendime kızdım. Yahu adam yolun ortasında üç tane kadını hastanelik edinceye dek dövüyor sonra da adli kontrolle serbest bırakılıyor. Ona bırak hapisten çıkmış cani, birini bıçaklıyor, tutuksuz yargılanıyor.

Sen de adamın biri seni*****ölümle tehdit etmiş*****diye caz yapıyorsun.

Bırak rahvan gitsin. Öldürülürsem nasılsa icabına bakan bulunur.

********************
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 02-15-2019, 07:22   #1870
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

ANA SAYFAVİDEOFOTOYAZARLARGAZETELERİLETİŞİMGÜNDEMTÜRKİYEDÜNYAORTA DOĞUANALİZBİLİM VE TEKNOLOJİYAŞAMÜYE GİRİŞİ

GÜNDEM

14 February 2019 22:17

1746

0

Kanal D Haber Başkanı Buket Aydın'dan, Fatih Porakal'a yanıt.

"Tarafsız , dürüst olduğunu iddia ederek herkese her konuda akıl vermeye kalkan ahkâm kesen bazı meslektaşlarımız da o çevrelerin arasında yerini aldı ancak o meslektaşımız da kendi sunduğu bültende aynı Antalyalı üreticinin sözlerini yayınladı."

Buket Aydın'ın*****Kanal D*****Ana Haber'de yaptığı açıklama şöyle:

"Dün akşam Antalya'daki üreticilerin tanzim satışla ilgili düşüncelerini, burayı özellikle vurguluyorum, kendi ağızlarından çıkan kelimelerle bu ekrandan sizlere aktarmıştık. Ne olduysa bazı çevreler tarafından sosyal medyada bir linç kampanyası paylaşıldı. Bizi üreticinin açıklamalarını keserek yayınlamakla suçlamaya çalıştılar. Üstelik 'tarafsız' , 'dürüst' olduğunu iddia ederek herkese her konuda akıl vermeye kalkan ahkam kesen bazı meslektaşlarımız da o çevrelerin arasında yerini aldı. Sosyal medya hesaplarından bizi suçlamaya çalıştı. Ancak o meslektaşımız da kendi sunduğu bültende aynı Antalyalı üreticinin sözlerini yayınladı. Şimdi ortaya iki durum çıkıyor; ya sunduğu bültenin içeriğinden haberi yok ya da çamur at izi kalsın politikası uyguluyor ki ikisi de çok kötü.

*****

Şimdi birkaç söz de ben ekleyeyim. Bizim işimiz habercilik. Yaptığımız haberleri beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. şu saatlerde her kanalda başka bir*****haber*****bültenine de ulaşabilirsiniz. Bu tamamen sizin tercihiniz ancak biz her zaman başka kanalların ne yaptığıyla değil, sadece kendi yaptıklarımızla ilgilendik. Çünkü vicdanın en rahat yastık olduğunu bilerek, her gün bu ekranlarda karşınıza çıkıyoruz. Sabahın ilk saatlerinden itibaren arkadaşlarımız, haber peşinde koşturuyor, içeride saatlerce konuşup her fikre saygı gösterip, daha iyisini sunmak için çaba sarfediyoruz.

*****

Dün akşam da aynısını yaptık ama hiç hak etmediğimiz şekilde bir linç kampanyasına maruz kaldık. Bütün arkadaşlarımızın emeğinin, alın terinin, bir tweet'le lekelenmesine göz yummamak adına cevap verme ihtiyacı hissettim. Aslında bu iftiralara, saldırılara da alışığız ancak bizi asıl üzen, her fırsatta, kutuplaşmadan uzak durulması gerektiğini savunan kişilerin, haberciliğin en önemli kurallarını hiçe sayarak, bu kampanyaya bilerek ya da bilmeyerek ortak olmasıdır. Ben yine kimseye hakaret etmeden, kamuoyunun takdirine bırakıyor ve size doğru haber verme kararlılığımızdan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum."

Etiketler

kanal d

fox tv

buket aydın

fatih portakal

yalan haber

Benzer Haberler

MSB: 4'üncü Kara Havacılık Alay Komutanı başka birimde görevlendirildi14 February 2019 19:38

Kartal'daki çöken binaya ilişkin soruşturmada 3 gözaltı14 February 2019 12:40

Polis memurunun kolunu ısıran HDP'li milletvekiline soruşturma14 February 2019 12:22

HABERİ DEĞERLENDİR

0

PAYLAŞ

0 YORUM

Tüm Yorumlar

BİR YORUM YAZIN

Gönder
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
arsivlemesem olmazdi, arşiv, arşivlemesem olmazdı, blog, blogspot, sitesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı



Şu Anki Saat: 17:40


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com