www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi !

Geri git   www.steTUSkop.com ; TIP ve TUS'un MERKEZi ! Doğruların TEK Adresi ! > MESLEKİ KATEGORİ > İdari Kurumlar / TIP Eğitim Kurumları > TTB

TTB Türk Tabipleri Birliği

1391 (0 Kayıtlı Ve 1391 Misafir Üye Bulunmaktadır.)
Anasayfa İletişim TUS Güncel TUS Dersaneleri TUS Hazırlık Yabancı Dil ve TUS Mecburi Hizmet YDUS Tus Rehberi DUS
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-25-2017, 16:23   #41
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, terör örgütü PKK/KCK'ya yönelik 19 Temmuz'da başlatılan soruşturma sürüyor.

Gözaltına alınan aralarında, doktor, hemşire, öğretmen ve mali müşavirin de bulunduğu 15 şüpheliden 7'sinin tutuklandığı soruşturmada, bazı doktor ve hemşireler, güvenlik güçleriyle çatışmaya giren ve yaralanan PKK'lı teröristlerden M.A. ve H.Y'yi özel bir hastanede tedavi etmekle suçlanıyor.

Soruşturma dosyasında tutuklanan şüphelilerden bir doktorun merkez Sur ve Bağlar ilçesinde geçen yıl terör saldırılarının yaşandığı dönemde güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada yaralanan terörist A.D'yi evinde tedavi ettiğine dair yapılan ihbar da yer alıyor.



Şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda örgütsel doküman ve çeşitli yayınlar ele geçirilirken, bazı şüphelilerin, terör örgütü PKK propagandasına dönüşen toplumsal gösterilere katıldığı tespit edildi.

Öte yandan, şüphelilerden 5'inin haklarında daha önce yürütülen terör soruşturmaları kapsamında kamu görevlerinden ihraç edildikleri belirlendi.

Terör soruşturması kapsamında 19 Temmuz'da düzenlenen operasyonda 15 şüpheli gözaltına alınmış, dün aralarında eski Diyarbakır Tabip Odası başkanları Dr. Selçuk Mızraklı ve Dr. Şemsettin Koç'un da bulunduğu 7 şüpheli, "silahlı terör örgütünü kurma veya yönetme" ile "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarından tutuklanmış, 2'si adli kontrol hükümlerince olmak üzere 8 şüpheli serbest bırakılmıştı.

Aziz Aslan
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla

     

Alt 07-28-2017, 05:29   #42
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

MAHMUT ÖVÜR
Sabah
MAHMUT ÖVÜR
SS Önder cevap ver
paylaş
tweetle
paylaş
paylaş
AA
15 Temmuz demokrasi devriminin, dipten gelen bir dalga gibi Türkiye'yi derinden sarsacağı ve değiştireceği kaçınılmazdı. Bunu zamanla daha iyi göreceğiz.
Şimdiden görünen şu: Artık siyaset-şiddet ve terör ilişkisi öyle gizli kapaklı yürütülemeyecek.
Devlet de toplum da siyasetin, medyanın ve akademi dünyasının "demokrasi kılıfı" altında "şiddet ve terör" severliğine izin vermeyecek.
Çünkü biliyoruz ki bunu Türkiye'de ustaca yapanlar var.
Kimi PKK'nın kimi FETÖ'nün kimi de DHKP-C'nin şiddeti bir siyaset aracı olarak kullanmasına göz yumuyor, hak veriyor hatta üstünü örtmeye çalışıyor.
Artık bunu yapamayacaklar. Bu konuda Tunceli'den yükselen iki sivil ses önemli bir işaret oldu. Önce CHP Tunceli İl Başkanı sonra da CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol konuştu. PKK'nın bölgeyi kan gölüne çeviren terörüne karşı meydan okudular ve terörü kınadılar. Bu bölge için hatta CHP ve HDP'nin etkilediği sosyoloji için yeni bir şeydi.
Erol, birkaç aydır meclis kürsüsünden tam da "demokratik muhalefetin" iyi örneklerini vererek bir ön açıcılık yaptı.
Ama hâlâ bu gerçeği görmezden gelenler var. Önceki gün Meclis'te CHP'li Gürsel Erol'la HDP'li Sırrı Süreyya Önder arasında, tam bu konuda turnusol kâğıdı olabilecek bir tartışma yaşandı. Siyaset açısından ibret alınacak bu tartışma CHP'li Erol'un Tunceli'de öğretmen Necmettin Yılmaz'ı PKK'lıların katletmesini kınamasıyla başladı:
"Necmettin Yılmaz öğretmenin katledilmesi hepimizin yüreğinde bir acı, ateş oldu. Bu, belki de hepimizi susmak, kapalı yerlerde konuşmak yerine artık isyan etme noktasına getirdi."

ŞİMDİ SÖYLEYİN FAŞİST KİM?
Tunceli'de CHP'nin teröre karşı yürüyüşüyle devam eden bu çıkışa, cevap PKK'dan geldi. PKK, Gürsel Erol'u "hainlikle" suçlayıp "yargılamak ve infaz etmek"le tehdit etti. Erol da doğal olarak bunu siyasetin merkezi Meclis'e taşıdı: "Bunun Türkçesi;
'Yakaladığınız yerde infaz edin.' Doğru bildiğim hiçbir şeyden taviz vermem. Pervin Buldan'ın gözaltına alınmasını bu kürsüden eleştiren bir milletvekiliyim, ilinde bir öğretmenin öldürülmesiyle ilgili siyasi tavır koyan bir siyasetçiyle ilgili bir örgütün ölüm kararını vermesi halinde, şimdi bana söyleyin faşist kim?" Sonra da HDP'lilere dönerek şöyle seslendi:
"Şimdi, HDP'li milletvekillerinden şunu rica ediyorum: Ben dün nasıl bu kürsüde sizin dokunulmazlıklarınızın kaldırılmasını, tutuklu yargılanmanızı ve size karşı yapılan muameleleri eleştirdiysem, sizden de cesur ve cesaretli bir şekilde bu kürsüye gelip benim hakkımdaki ölüm emrini eleştirmenizi istiyorum." Açık ve net bir çağrı bu... Peki, HDP'liler bu çağrıya nasıl cevap verdi? HDP adına kürsüye Gezi'de "demokrasi havarisi" kesilen Sırrı Süreyya Önder çıktı. Önce yuvarlak ve soyut bir "insana sahip çıkma" nutku çekti, sonra da bırakın PKK'yı kınamayı, bir tehdit gibi Kandil'den söz etti:
"Kandil'de seninle ilgili ne konuşulduğunu şu kulise gel, ben sana habbe habbe anlatacağım. Seçilmeden önce ne mesaj gönderdin, onlar ne cevap verdi; ben bunun, bizzat adını zikrettiğin Karasu'nun, Rıza Altun'un dilinden tanığıyım." Bu ayıptan da öte korkaklık. Bunu biliyordun da daha önce neden söylemedin?
Ayrıca söylediklerinin Erol'un çağrısıyla ilgisi yok. Önce şuna net cevap ver: Öğretmen Necmettin Yılmaz'ı kim katletti? Yürekliysen adını koy ve lanet oku. PKK demeden "Senin tırnağına gelen benim gözüme gelsin" gibi anlamsız ve boş sözlerle siyaset yapılmaz ve yapılamayacak da.
Soru çok açık: Erol'un "terörü kınayın" çağırısına cevap verecek misin?
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 07-29-2017, 06:40   #43
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

nasayfaTTBMerkez KurullarıHaberlerHukukBağlantılarYayınlarKollar

ara
ara
İyi hekimlik yargılanamaz! Yazdır PDF
27 TEMMUZ 2017
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında, 19 Temmuz 2017 tarihinde Diyarbakır’daki çeşitli kurum, meslek örgütü ve sivil toplum örgütü yöneticileri ile aktivistlerine yönelik gözaltı operasyonları yapıldı. Bu operasyonlarda gözaltına alınanlar arasında TTB Merkez Konseyi Üyeliği, Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı, İnsan Hakları Derneği Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyeliği, Eğitim Sen MYK üyeliği, SES Diyarbakır Şubesi Eşbaşkanlığı yapmış olan isimler de vardı.
Gözaltıları protesto etmek amacıyla, Diyarbakır Tabip Odası ve SES Diyarbakır Şubesi tarafından ortak basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına TTB İkinci Başkanı Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Sezai Berber, TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, İHD Bölge temsilcisi Abdülselam İnceören, Diyarbakır Baro Başkan Yardımcısı Sertaç Buluttekin, Mardin Tabip Odası Başkanı Dr.H. Zeki Uzun, SES Diyarbakır Şube Eş Başkanı Recep Oruç, TİHV Diyarbakır Şube Temsilcisi Serkan Delidere, Diyarbakır Tabip Odası Başkanı M.Şerif Demir ve Oda yöneticileri ile üyeleri katıldılar.
“Hakikate varmak için tek yol adalet yoludur.”
TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp toplantının açılışında yaptığı konuşmada; “Bir hafta önce gözaltına alınan kurum temsilcisi arkadaşlarımızın tümünün gözaltı süreci şu an itibariyle bitmiştir. Bir kısım arkadaşımız serbest bırakıldı, bir kısmı ise tutuklandı. Son duruma ve gözaltılara dair kurumsal görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmak amacıyla bir aradayız. 15 yıldır iktidarda olan AKP, topluma vaad ettiği sosyal adaleti geliştirmeyi bir kenara bırakalım, olanı da ortadan kaldırmıştır. Bu adaletsizlik uzun ömürlü olamaz. Hakikate varmak için yürünmesi gereken tek yol adalet yoludur. Adaletsizlik üzerine inşa olmuş toplumlar, devletler, partiler kesinlikle doğru sonuca gidemezler. Varlıklarını sürdüremezler” dedi.
“Meslektaşlarımızın tutuksuz yargılanmasını talep ediyoruz!”
Dr. Gökalp konuşmasının devamında, meslektaşlarının yıllardır ülkemiz için verdikleri sağlık hakkı mücadelesinde, yoksullukla mücadelede ve insan hakları alanında çok kıymetli çalışmalar yaptıklarını belirtti. Gökalp, “Sivil toplum faaliyetlerini hekim titizliği, şeffaflığı ve özeniyle yaptıklarına şahidiz. İkamet, çalışma adresleri belli olan, hastaları tarafından çok yoğun tercih edilen bu meslektaşlarımızın hastalarına sağlık hizmetlerini sunamamaları açıkça sağlık hakkı ihlalidir. Eski başkanlarımız Dr. Selçuk Mızraklı ve Dr. Şemsettin Koç’un derhal serbest bırakılmasını ve tutuksuz yargılanmalarını talep ediyoruz!” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
“Sonuna kadar beraber mücadele edeceğiz.”
TTB İkinci Başkanı Dr. Sinan Adıyaman, 15 Temmuz askeri darbe girişiminden sonra TTB olarak, askeri ve sivil tüm darbelere karşı olduklarını ve darbe girişimindekileri lanetlediklerini belirterek başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:
“Darbe girişiminin hemen ardından hükümet darbeyle mücadelede demokratik yöntemleri değil 20 Temmuz’da OHAL ilan etmeyi tercih etti. OHAL ile birlikte temel insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, hatta ayaklar altında çiğnendiği, ülkenin KHK’lerle yönetildiği bir sürece girdik. 2016 Eylül ayı itibariyle TTB’de yöneticilik yapmış ve kurumlarında çalışmış, demokrasi, barış, hak ve özgürlükler mücadelesine yoğun emek ve katkıda bulunmuş, ayrıca akademik alanda önemli çalışmalara imza atmış sağlık mücadelesini birlikte yürüttüğümüz çok sayıda tabip odası üyesi arkadaşımız da kamudan, üniversitelerden ihraç edildiler. Geçenlerde Van’da çalışan Merkez Konseyi Üyesi arkadaşımız Ayfer Horasan ve yine İstanbul’da çalışan Hüseyin Demirdizen ihraç edilen arkadaşlarımızdan bazılarıdır. Hekimlerin haksız ve hukuksuzca görevlerinden ihraç edilmeleri ne OHAL ne de darbe girişimiyle ilişkilendirilebilinir.
Ama çok çarpıcı bir olay var, şurada son on yıl içinde Diyarbakır Tabip Odası başkanlığı yapmış veya yapmakta olan 5 meslektaşımız OHAL sürecinde ihraç edildi. Son olarak geçen hafta Oda Başkanlığını yapmış Dr. Necdet İpekyüz, Dr. Selçuk Mızraklı, Dr.Şemsettin Koç evlerinden gözaltına alındılar.
Yöneticilerimiz ve Üyelerimiz olan hekimler Türkiye’de iyi hekimlik değerlerini savundukları Akademik olarak Özgürlük, emek, barış ve demokrasi mücadelesi verdikleri için hedef seçildiler. Biz TTB olarak bunun takipçisi olacağız. Bu arkadaşlarımızın ve ailelerinin yanında sonuna kadar duracak ve birlikte mücadele edeceğiz” dedi.
“Savunduğumuz değerleri savunmaya devam edeceğiz!”
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ve TİHV Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı da, yaptıkları konuşmalarda, uzun süredir hukuksuzluklar ve anti demokratik uygulamaların yaşamda ve toplumda sürdüğüne ve bugüne kadar savuna geldiğimiz değerleri sahiplenmeye devam edeceklerini belirttiler.
Konuşmaların ardından Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. M. Şerif Demir tarafından basın açıklaması okundu.
Basın açıklamasının ardından gözaltına alınıp serbest bırakılan ve tutuklanan hekimlerin ailelerine dayanışma ziyaretinde bulunuldu.
Ardından, akşam saat 17.30’da Diyarbakır Hekim Meclisi toplantısında hekimlerle bir araya gelindi. Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Sinan Gülşen’in süreç hakkında bilgilendirme ve faaliyetlerini sunmasının ardından, TTB Genel Sekreteri Dr. Sezai Berber, gözaltı haberlerini aldıkları andan bu yana TTB Merkez Konseyi olarak yaptıkları çalışmaları ve bundan sonra da yapmayı planladıkları çalışmaları paylaştı. Hekimlerin görüş, öneri ve dileklerinden sonra toplantı sona erdirildi
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 08-02-2017, 16:43   #44
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

News Slider
Türkiye
Belediye personeline yazdırttığı ilaçları PYD'ye göndermiş
02 Ağustos 2017 13:49
SIRADAKİ HABER
TÜRKİYE 02 Ağustos 2017 13:49
324 0
Terör soruşturması kapsamında Diyarbakır'ın eski DBP'li Sur Belediye Başkanı Demirbaş hakkında hazırlanan iddianamede, belediye personeline yazdırtılan ilaçların terör örgütü PYD'ye gönderildiğine yer verildi.
Terör soruşturması kapsamında Diyarbakır'ın eski DBP'li Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş hakkında, "silahlı terör örgütünü kurma ve yönetme" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca Demirbaş hakkında hazırlanan iddianame, 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

İddianamede, Demirbaş'ın Sur Belediye Başkanı olduğu dönemde terör örgütü PKK'nın sözde yasama organı konumunda olan Demokratik Toplum Kongresi'nde (DTK) daimi meclis üyesi olarak ve diplomasi komisyonunda faaliyet yürüttüğü bildirildi.

Demirbaş'ın 2011-2014 yıllarında DTK'da aktif çalıştığı belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi:

"Şüpheli DTK genel kurul toplantıları, çalıştayları, daimi meclis toplantıları ve DTK üst yönetiminde bulunan kişilerin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konukevi'nde kendi aralarında yaptıkları toplantılara katılmıştır."

Demirbaş'ın, sözde "demokratik özerklik" ilan edilmesi kararının alındığı toplantılara katıldığı ifade edilen iddianamede, ilan edilen sözde "özerkliği" daha da ileri noktaya taşımak üzere belediye başkanı olarak gerekli faaliyet ve çalışmalar içerisinde olduğu aktarıldı.

"Kürt halkını devlete karşı örgütlemiş"

İddianamede, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Demirbaş, Kürt halkını devlete karşı DTK çatısı altında örgütlemiş, Kürt halkına ayrı bir kimlik ve farklı dilde eğitim hakkı verilmesine yönelik çalışmalar içerisinde olmuştur. Kent meclisinin kendisini ve belediye çalışanlarını sorgulamak istediği, bu nedenle sıkıntı yaşamaktan korktuğu belirlenmiştir. Demirbaş, DTK'da yaptığı bir konuşmada PKK/KCK terör örgütü ile ilgili DTK'nın çalışmalar yapması gerektiğini belirtmiştir."

İlaçlar PYD'ye

İddianamede, Demirbaş'ın belediye personellerine ilaç yazdırtarak, bu ilaçları bazı sivil toplum kuruluşları ve dernekler aracılığıyla terör örgütü PKK'nın Suriye'deki kolu olan PYD'ye gönderdiğine yer verildi.

Demirbaş'ın DTK'da 6 Aralık 2012'de gerçekleştirilen toplantıda PYD'ye ilaç gönderme konusunda yaptığı konuşmaya ilişkin iddianamede şu ifadeler yer alıyor:

"Gönderilme şekliyle ilgili çok değişik, alternatifli bir önerim var. Resmi ve meşru yapmalıyız. Gidiş yöntemi gayri resmi yoldan olursa o zaman Kızıltepe, Viranşehir, Ceylanpınar ve Nusaybin belediyelerine destek kampanyaları yaparız. Atıyorum, dün de arkadaşlara söyledim, 4 bin personelimiz var. Her gün 50 personelimiz ilaç yazdıracak. İlaçları alıp günü birlik aktarma şansımız olabilir. Uzun vadede sıkıntı yaşayabileceğimiz yöntemlerdir. Uluslararası bir kampanya tarzında yapılır ya da belediyeler veya oradaki sivil toplum örgütleri bir kampanya yapar, biz onlara destek yaparız. Onlar da gayri resmi geçiş yaptırırlar. Nihayetinde bu işi biz yapacağız ve bizim üzerimizden gittiğini de herkes bilecek."

Bakanlıktan izinsiz yurt dışına çıkmış

Demirbaş hakkında İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğince Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen dosyada Belediye Kanununun 74. maddesine aykırı olarak davrandığına yer verilerek, Bakanlıktan izin almadan 28 Mayıs-4 Haziran 2013'te Fransa ve Marsilya'ya gittiğinin tespit edildiği bildirildi.

Yurt dışından para transferi

Diyarbakır'da Irak'tan geldiği, üzerinde bomba bulunduğu yönünde ihbar üzerine yakalanan kişinin bilgisayarında yapılan incelemede, Türkiye’de faaliyet yürüten PKK/KCK terör örgütü mensuplarına verilmek üzere 45 bin 200 Avro getiren şüphelinin terör örgütünün finansmanına kuryelik yaptığının değerlendirildiği belirtilen iddianamede, söz konusu paranın Demirbaş'a aktarıldığı tarih ile Demirbaş'ın yurt dışına çıkış ve dönüş yaptığı tarih aralığının birbirine uyduğu kaydedildi.

AA
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 08-12-2017, 12:32   #45
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den Gülmen ve Özakça'nın durumuna ilişkin açıklama Yazdır PDF
11 AĞUSTOS 2017
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden kopartılmalarının ardından başlattıkları açlık grevinde 156. günü geride bırakan ve halen cezaevinde tutulan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sağlık durumlarını kamuoyuyla paylaşmak ve süreçle ilgili kaygı ve talepleri dile getirmek üzere DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ortak bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
11 Ağustos 2017 günü 12.00’da İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu binasında gerçekleştirilen basın toplantısına DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, TMMOB Başkanı Emin Koramaz ve TTB Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel katıldı.
Ortak basın metni Prof. Dr. Raşit Tükel tarafından okundu. Açıklamada; “15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin ardından, AKP iktidarı, darbeyle mücadele etmek için Türkiye’nin daha demokratik, laik bir ülke olması yolunda adımlar atmak yerine 20 Temmuz 2017’de OHAL ilan etmiştir. OHAL’in ilan edildiği tarihten bugüne kadar çıkan 26 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile, önemli bir bölümünün darbe girişimi ile ilgisi kurulmaksızın, hiçbir somut delile dayanmadan, adil yargılama süreçleri işletilmeden, hukuksuz biçimde yüz binin üzerinde kamu emekçisi işinden, geleceğinden, vatandaşlık haklarından edilmiştir. Bugün DİSK üyesi 2000’e yakın işçi, KESK üyesi 3942 kamu çalışanı, TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı ve 3315 hekim ihraç edilmiş durumdadır.
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, KHK ile haksız hukuksuz biçimde atıldıkları işlerine geri dönmek için 10 Mart 2017 tarihinde açlık grevine başladılar. Bugün açlık grevinin 156. günündeler. Açlık grevi yapmaları nedeniyle 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklandılar ve bu tarihten itibaren açlık grevine cezaevi koşullarında devam etmektedirler.
Semih Özakça ve Nuriye Gülmen adına, avukatları, tutukluğun sona ermesi ve haksız hukuksuz işten atılmalarının durdurulması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulundular. AİHM yargıcının isteğine bağlı olarak, bağımsız bir hekim gözetiminde, gerek Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüs Hastanesi hekimleri, gerekse Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi hekimleri yaptıkları muayeneler sonucunda, açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sağlık durumlarının hayati tehlike arz ettiğini, bakıma gereksinimleri olduğunu ve yardımsız yaşamlarını sürdüremeyeceğini ifade ettiler. Kararın devamında ise, muayene sonuçlarıyla çelişerek bu durumun tutukluluğun ertelenmesi için yeterli koşul oluşturmayacağı, kampüs hastanesinde refakatçi desteği ile takip ve tedavi edilebilecekleri belirtilmiştir.
AİHM yargıcı, muayeneye katılan bağımsız hekimin görüşünü ve hastane raporlarının sağlık durumuyla ilgili kısmını dikkate almadan, cezaevinde kalmanın, açlık grevi yapanların yaşamlarına onarılamaz bir zarar vermeye yönelik acil ve gerçek bir risk oluşturmadığı yönünde, tıbbi açıdan sakıncalı bir karar vermiştir. Ayrıca, AİHM, tutukluluk gibi, dava sürecinde delillerin karartılmaması için uygulanması gereken bir tedbiri hukuksal açıdan değerlendirmemiş; hükümlülere uygulanan sağlık nedeniyle ceza infazının ertelenmesi le ilgili düzenlemeyi henüz hiçbir duruşmaya çıkmamış Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya uygulayarak haklarında ceza hükmü almışlar gibi karar verme yolunu seçmiştir. AİHM yargıcının hukuk usullerine uymayan ve ciddi tıbbi sonuçlar doğurabilecek bu kararını kabul edilemez buluyoruz.
Buradan Adalet Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na ve tüm hekimlere ve sağlık çalışanlarına bir kez daha hatırlatıyoruz. Açlık grevi bir hastalık değildir. Ancak, kişinin açlık grevini bırakması halinde uzamış açlığın oluşturduğu tıbbi sonuçlar tedavi edilebilir. Dünya Tabipler Birliği’nin Tokyo ve Malta bildirgeleri bu konuda yol göstericidir.
Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesi’nde (1991-2006) şu ifadeye yer verilmiştir: “Açlık grevcileri zorla tedavi edilmeye çalışılmamalıdır. Geçerli ve bilgilendirilmiş ret söz konusu olduğu halde zorla besleme yersizdir.”
Avukatlarının verdiği bilgilere göre, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüs Hastanesinde bahçeye açılmayan, yukarıda demir parmaklıklı pencereleri olan bir odaya refakatçileri olmadan yerleştirilmişlerdir. Bu durum düzeltilmeli, yanlarına refakatçileri alınmalı ve bahçeye açılan havalandırmalı odalara alınmalıdırlar.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL ilanıyla birlikte çıkarılan KHK’larla haksız hukuksuz biçimde işlerinden atılan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işlerine dönmek için açlık grevi yapmaktadır. Ölmek değil işlerine geri dönmek istemektedirler. İşlerine geri dönmeleri için atılacak adımlar açlık grevini sonlandırmalarını sağlayabilecektir. Açlık grevi nedeniyle uzamış açlık durumunda ortaya çıkan doku yıkımı gün geçtikçe derinleşmekte ve açlık grevini bırakmaları durumunda organları ve vücut dokularının eski haline kavuşması imkansız hale gelmektedir. İşlerine geri dönmeleri bu nedenle yaşamsal önem taşımaktadır.
Açlık grevinin bedenlerinde yarattığı hassasiyet nedeniyle zorla taşıma, kelepçeli taşıma, tedaviye zorlama gibi etkenler, doku yıkımını artırarak hayati tehlikenin artmasına yol açacaktır. Cezaevleri sağlıklı bir insan için bile, kapalı ortam, ışıksızlık, yetersiz havalandırma, sınırlı fiziksel koşullar nedeniyle sağlığı bozucu etki yapmaktadır. Uzamış açlık durumundaki bir insanda bu etkenler ölümcül sonuçlara yol açabilecektir. Açlık grevi sürecinde yaşamı olumsuz etkiyen cezaevi koşullarından kurtulmaları için, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça acil olarak tahliye edilmelidirler.
OHAL kaldırılmalı, KHK’lar iptal edilmeli, haksız hukuksuz ihraç edilen Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve kamu çalışanları görevlerine iade edilmelidir” denildi.
Basın açıklaması için tıklayınız.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 08-15-2017, 05:47   #46
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Alıntı:
Kayıtsız Üye´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
'Ablamın katili PKK mahallemde saygı görüyor'
Ablası Yasemin Cebenoyan'ı PKK saldırısında kaybeden BirGün Gazetesi yazarı ve sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan Gazete Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu
13 Ağustos 2017 06:20
'Ablamın katili PKK mahallemde saygı görüyor'


Türkiye 3 gündür Trabzon'da PKK'lı teröristlerin öldürdüğü 15 yaşındaki Eren'e ağlıyor. Yıllar önce benzer bir acıyı BirGün yazarı, sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan da yaşamıştı. Ablası arkeolog Yasemin Cebenoyan, PKK'lı bir teröristin 30 Aralık 1994'te Taksim The Marmara Oteli'nin altındaki pastaneye koyduğu bombanın patlaması sonucu can vermişti. Aynı saldırıda yazar Onat Kutlar da hayatını kaybetmişti.

Cüneyt Cebenoyan, geçen hafta sosyal medya hesaplarında yönetmen Fatih Akın'ın Rojava'daki YPG'lileri konu alan yeni film projesini eleştiren bir yazı kaleme aldı ve Türk solu içindeki belli bir kesimin PKK ile arasına yeterince mesafe koyamadığını dile getirdi.

Cebenoyan'ın "Standart Türk entelektüeli, Batı hangi fikri pompalıyorsa onu içselleştirir. Batı, YPG/PKK için 'Özgürlük savaşçısı devrimciler' derse, Türk entelektüeli orada başka hiçbir şey görmez. PKK ablanızı öldürür. Tek talebiniz özür dilenmesi olur. Dilemezler ama talep eden olarak siz ırkçısınızdır" diye devam eden sözleri, özellikle sol çevrelerde büyük yankı uyandırdı.

Cebenoyan ile buluşup hem PKK'ya ve Fatih Akın'a yönelik eleştirilerinin nedenini hem de ablası Yasemin Cebenoyan'ın hikayesini sordum...

- Fatih Akın'ın "Rojava'' adlı yeni filmine, "CIA'nın emrindeki örgüt devrim yaparsa Fatih Akın da sinema yapar. Akın'ın yeni filmi 'Rojava'. Standart Türk entelektüeli, Batı hangi fikri pompalıyorsa onu içselleştirir'' diyerek tepki gösterdiniz. Ne demek istediniz?

Açık aslında ne dediğim. Fatih Akın'ın yeni projesini tanıtma aracı, YPG'nin bir propaganda posteri. Bir sanatçının bir siyasi hareketle bu kadar mesafesiz olması, zaten temelde yanlış bir şeydir. Kaldı ki sen bunu YPG ile yapıyorsun. YPG'nin PKK ile aynı şey olduğu açık. YPG'nin IŞİD'e karşı kendi toprağını savunmasını ben de destekledim ama olay orada kalmadı ki. Şu anda YPG, Amerikan ordusuyla birlikte Kürtlere ait olmayan köyleri ve kasabaları işgal ediyor. Mesela Hıristiyanların terk ettikleri köylere, kasabalara girip oradaki mallara, mülklere el koyuyor. YPG'nin ya da PKK'nın devrimcilik sıfatını hak ettiğini düşünmüyorum. Devrimcilik Amerikan karargahlarında yapılmaz.

- "Batı, YPG/PKK için 'Özgürlük savaşçısı devrimciler' derse, Türk entelektüeli orada başka hiçbir şey görmez" demişsiniz. Sol entelektüel kesim içinde PKK'yı özgürlük savaşçısıymış gibi görenler ve hatta böyle görmeyenlere mahalle baskısı uygulayanlar mı var?

Solda belli kesimler arasında PKK'yı ve PYD'yi idolleştirme durumu var. Ama derler ya: "PKK, Diyarbakır Cezaevi'nde yapılan işkencelerden dolayı ortaya çıktı." Eğer PKK mağduriyetin bir sonucuysa ve dolayısıyla makul görülmesi gerekiyorsa IŞİD'i de makul gör, çünkü o da bir mağduriyetin sonucu. O da Irak'ta yıllarca sürdürülen ambargo, işgal, ardından Libya'nın yıkılışı ve Suriye'de olanların sonucu... Ama elbette IŞİD'in savunulacak bir yanı yok. İntikam hakkı diye bir hak yok. Ben silahlı mücadeleye hiçbir zaman inanmadım.

PKK'nın ilk çıktığı zamanları hatırlıyorum. Nasıl bir vahşet uyguladıklarını duyuyorduk. Burun kesmeler, kulak kesmeler, infazlar... Ve bunları yaptıkları insanlar solculardı. Kendilerine alan açmak için alternatif bütün muhalefeti şiddetle yok ettiler. Kimse PKK'dan yana değildi. Tuhaf, satanist bir örgüt muamelesi görüyordu. O zamanlar daha 1984'teki meşhur karakol baskınını yapmamışlardı. O sırada ben 12 Eylül cuntasını eleştirdiğim için hapisteydim ve Dev-Yol ve Dev-Sol'cularla kalıyordum. O ana kadar PKK neredeyse sapık bir örgüt olarak görünürken, devlete karşı bir saldırı gerçekleştirdiğinde sol örgütlerin takdirini kazandı.

'FATİH AKIN BATI TRİBÜNÜNE OYNUYOR'

- Fatih Akın için "Çaptan düşmeye başlayınca, kendisini kabul ettirmek için ya soykırım üzerine bir şeyler söyler ya Kürt meselesine dalar" demişsiniz. "Fatih Akın tribüne oynuyor" demek mi istiyorsunuz?

Genelleme yaparak biraz haksızlık da etmiş olabilirim ama bir sanatçı içinde yaşadığı topluma ters gelebilecek, kendisini riske atacak şeyler söyleyebilmeli. Fatih Akın bunu yapmıyor. Tam tersine Almanya gibi soykırım tasarısını kabul etmiş bir ülkede soykırım filmi yapıyor. Tribüne oynamak budur çünkü senden beklenen budur. Elbette çok büyük bir felaket yaşanmış, bu konuda kuşkum yok ama Almanya'nın bu tasarıyı geçirmesinde başka niyetler olduğunu düşünüyorum. Alman medyasında PYD, insan hakları için mücadele eden şahane bir örgütmüş gibi yazılıyor. Ama ben bunun geçmişini de Türkiye'de neler yaptığını da biliyorum. Sivilleri öldürmese sorun ortadan kalkacak mı? Sen ne hakla askere giden çocukları öldürürsün? Ne hakla maça gelmiş polisleri öldürürsün? Bunlar yargısız infazlardır, cinayettir. Adını koymak lazım.

'ONAT KUTLAR'IN ÖLÜMÜ SUİKAST DEĞİL TESADÜFTÜ'

- Aslında bütün bu tartışmanın temelinde sizin kalbinizde yatan bir acı var. 30 Aralık 1994'te Onat Kutlar'ın can verdiği Taksim The Marmara Oteli'nin altındaki Opera Pastanesi'ndeki patlamada, siz de kız kardeşiniz Yasemin Cebenoyan'ı kaybetmiştiniz. O gün ne olmuştu?

Yasemin Hanım kimdi? Yasemin, 37 yaşında bir arkeolog ve rehberdi. 29 Aralık'ta ailece doğum gününü kutlamıştık. Ertesi gün bir arkadaşı hediyesini vermek için davet etmiş. Onat Kutlar da Filiz Hanım ile evlilik yıldönümlerini kutlamak için oradaymış. Portmantoya asılı bir paltonun cebindeki bomba patlatılmış. Onat Kutlar'ın şahsını hedef alan bir eylem değil, sivilleri hedef alan bir patlamaydı. Olaydan kısa bir süre sonra bir PKK'lının yakalandığı açıklandı. Açıkçası ben başta inanmadım. Çünkü İBDA-C adlı örgütün yayın organında yılbaşı gecesini zehir edeceklerine dair ifadeler kullanılmıştı. Dolayısıyla olağan şüpheli olarak PKK'ya yıkıldığını düşündüm. Fakat sonra gelişmeler İBDA-C olmadığını gösterdi. Sultanahmet Meydanı'na bırakılan bir bombalı aracın takibi sonucu Deniz Demir adında bir PKK'lı yakalandı ve Taksim'deki bombayı da kendisinin koyduğunu itiraf etti. Benzer araçlarla benzer eylemleri yapmış bir kişi, "Ben yaptım" diyor. İBDA-C'nin böyle bir eylem gerçekleştirdiğine dair kanıt yok. Kaldı ki PKK çıkıp da "Biz yapmadık" demedi.

- "Ama Onat Kutlar'ın ölümünden bahsedilirken 'PKK yaptı' denilmiyor. Bu gerçeği bir tek Türk solcusu ve liberali kabul etmiyor" diyorsunuz...

Onat Kutlar'ın kimliği belli. Aydın, solcu, laik bir Cumhuriyet Gazetesi yazarı. Sanki eylem ona yönelik bir suikastmış ve dinci faşizan bir örgüt tarafından hedef alınmış gibi yazılıp çiziliyor. Ama öyle değil. Onat Kutlar'ın ölümü tamamen tesadüf. O sandalyede değil de başkasında oturuyor olsaydı başına bir şey gelmeyecekti. Ayrıca bu eylem yılbaşı gecesi yapılmadı ki, bir gün öncesi... "Bu işi İBDA-C yaptı" gibi bir imaj vermeye çalışanlar var. Peki, onların adına kim yaptı? İBDA-C diye bir kişi yok ki... PKK'lı Deniz Demir, "Ben yaptım" diyor.

- Onat Kutlar'ı PKK'nın değil de dinci İBDA-C'nin öldürdüğünü düşünmek daha mı çok işine geliyor birilerinin?

Kesinlikle öyle. Sağ, İslamcı örgütler üzerine çalışmalar yapan, aralarında Ruşen Çakır'ın da olduğu uzmanlarla konuştum. "Kesinlikle PKK'dır. İBDA-C'nin bunu yapabilecek ne gücü ne de örgütlenmesi var" dediler. PKK'nın buna benzer eylemleri zaten var. Kuşadası'nda minibüs infilak ettirmek, Sultanahmet'e bombalı araç bırakmak, Mavi Çarşı, Çetinkaya Mağazaları, daha bir sürü saldırı... Bakın, bu benim kişisel meselem değil. Ablam olmasa da bu adamlar bunları yapıyor ve buna karşı çıkmak lazım ama ben her sesimi çıkardığımda sopa gösterildi.

'YASEMİN'İN ÖLÜMÜNDEN MÜTHİŞ SARSILDIK'

- Ablanız Yasemin arkasında nasıl bir hayat bıraktı, aileniz nasıl etkilendi?

Müthiş sarsıldık. Babamın işi falan vardı, kendisini başka alanlarda var edebiliyordu ama annem çok korkunç etkilendi. O güne kadar çok dindar olmayan annem, kendini dine verdi. Günlerini dua kitapları, Yasin okumakla geçirdi.

'PKK İNSAN ÖLDÜRMEKTEN BAŞKA NE YAPTI?'

- Peki, Kürtlerin demokratik haklarını desteklemekle ve hatta HDP'yi desteklemekle PKK'yı desteklemek arasına yeterince kalın bir çizgi çekilemediği oluyor mu?

Evet, kesinlikle! Ben, PKK'nın bırakın demokratikleşmeye katkısı olduğunu, engellediğini düşünüyorum. PKK başından beri bir ölüm makinesi olarak çalışıyor. Bugüne kadar insan öldürmekten başka ne yaptı? Sürekli milliyetçiliği ve militarizmi körükledi. Neyi savunduğunu bile doğru dürüst bilmiyoruz. Bugün ABD'yle ve CIA ile bu kadar yakın ilişkileri varsa bunun geçmişi ne zamana kadar uzanıyor? Elbette Kürtlerin sorunları var. 1938'de Dersim'de korkunç bir katliam yapılmış örneğin. Yılarca "Kürt diye bir şey yoktur" denilmiş. Faili meçhul cinayetler işlenmiş ama bunlar PKK vahşetini meşru kılmaz. Türkiye'de ezilen, baskı gören ya da zulme uğrayan bir tek Kürtler değil. Ama böyle davranan bir tek PKK...

'TÜRK SOLU KENDİNİ PKK'DAN AYRIŞTIRMALI'

"PKK'nın öldürdüğü devrimci öğretmenler karşısında solun suskunluğu malumdur. Türk solu kendini PKK'dan ayrıştırmadığı müddetçe bence kitleselleşme şansı yok. Elbette Türk solu içinde böyle olmayanlar da var ama PKK ve sol aynı şeylermiş gibi bir izlenim verenler var."

'HDP'YE OY VERDİM AMA HUZUR BULMADIM'

- PKK'dan direkt tehdit aldığınız oldu mu?

Direkt tehdit nedir bilmiyorum ama aldım. Adları sanları belli, HDP Şişli İlçe Örgütü Yönetim Kurulu üyelerinden Pınar Yiğitoğulları bana Messenger'dan, "Hesabını soracağız" falan diye tehdit ve hakaret etti. 170 tane ortak arkadaşımız var. Bu benim mahallemden birisi ve bana hakaret ediyor, beni tehdit ediyor. Mahkemeye versem başına işler açılacak. Böyle şeyleri nasıl yapabiliyorlar, anlamıyorum.

- Bir yazınızda, "Ablam Yasemin yaşasaydı, oyunu HDP'ye verirdi" demişsiniz. HDP'ye oy veriyor musunuz? Yoksa ablanızın farklı bir politik çizgisi mi vardı?

HDP'ye 3 kez oy verdim. Hem de "Benden HDP'ye oy vermemi nasıl beklersiniz?" diye kendi mahalleme seslenen bir yazı yazdıktan sonra oy verdim.

- Tereddüt etmiş miydiniz?

Tabii ettim, hiçbir zaman içim huzur bulmadı. Katliam bombacılarının cenazelerini sırtında taşıyan HDP'li yöneticilerin ihraç edilmediğini gördükten sonra da artık oy vermem. O zaman da PKK ile HDP'li arasında bir bağ olduğunu bilmiyor muyduk? Ama o dönemde Demirtaş'ın çok pozitif söylemi vardı. Açıkçası ablamınki gibi başka cinayetler olmasın, siyaset, siyaset meydanında, Meclis'te yapılsın diye, içimde bin tane kavga sürerek gittim HDP'ye oy verdim. Bir yandan da benim bütün çevrem, bütün mahallem HDP'ye oy veriyordu.

- Peki o mahallenin şimdiki fikri nasıl? PKK'ya artık tepki gösteriyorlar mı?

Hayır, pek değişen bir şey yok. Bunlar kolay kolay değişen şeyler değil. Çünkü arkasında anlık kararlar falan yok, dünyaya bakış açısı var. PKK'nın Marksist bir örgüt olduğu sanılıyor ama milliyetçi bir örgüt. En başından beri iktidar isteyen bir örgüt. Orada Karayılan gibi, Öcalan gibi kendi iktidarını isteyen adamlar var. Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun Türkiye'den kopmayı ve bağımsız bir devlet olmayı istediğini zannetmiyorum. Benim mahallemin PKK'yı hoş görmesinin üzerimde çok ciddi psikolojik olumsuz etkileri var. Mahallenizde bir katil var ve o katil ablanızı öldürmüş, çevrede dolaşıyor. Onunla her gün karşılaşıyorsunuz ve mahalledeki herkes ona saygı gösteriyor. Tecavüzcünüzün ortalıkta dolaştığını ve saygı gördüğünü düşünün, nasıl hissedersiniz? Bunun gibi bir durum. Bunu en yakınlarım bile anlamıyor.

CÜNEYT CEBENOYAN KİMDİR?

- Sinema eleştirmeni, radyo programcısı ve oyuncu.

- BirGün Gazetesi'nde haftalık sinema eleştirileri yazıyor.

- Avusturya Lisesi ve Boğaziçi Ekonomi mezunu.

- 1984'te 12 Eylül darbesine ve 1982 Anayasası'na karşı çıktığı için tutuklandı, 14 ay hapis yattı.

- Express ve Roll dergilerinde yazılar yazdı, CNN Türk'te çalıştı. Açık Radyo'da Erkekler, Kadınlar ve Rock'n Roll, Ahtapotun Bahçesi ve Erguvani İstimbot gibi programlar yaptı.

- 'Hayatboyu', 'Gözümün Nuru', 'Dar Elbise' ve 'Çıplak Gerçek' filmlerinde oynadı.

- Eşi Ayşegül Cebenoyan, anne-baba koçu ve çevirmen.

- 1999 depreminde 2 yaşındaki oğlunu ve anne-babasını kaybetti.

- Elif adında 15 yaşındaki kızı Avusturya Lisesi'nde okuyor.

- 1994'te Taksim'deki PKK saldırısında hayatını kaybeden kız kardeşi Yasemin Cebenoyan, St, Benoit'den mezun olduktan sonra önce Fransız dili ve edebiyatı, sonra arkeoloji okumuştu. Arkeolog olarak kadro bulamadığı için rehber olarak çalışıyordu.


Mustafa Mutlu

Eski Yazar, 13.1.2014

Onat Kutlar’ın gerçek katilleri hâlâ bulunmadı!

********************Paylaş**********

*****

*****Tweet'le

*****

*****

*****

Bugün size son okuduğum kitaplardan değil, zamanında okumaya doyamadığım ama artık okuyamadığım bir şair ve yazardan söz etmek istiyorum:

Onat Kutlar’dan!

Onat Kutlar, dönemin önde gelen aydınlarındı.

Eleştirmen Fethi Naci’ye göre “büyülü gerçekçilik” akımının Türkiye’deki önderlerindendi.

Tarih, 30 Aralık 1994’tü.

Dinci terör örgütlerinin, “Yılbaşını kana bulayacağız” diye tehditler savurduğu günlerdi, o günler...

O gece evlilik yıldönümüydü Onat Kutlar ve eşi Filiz Kutlar’ın...

Beyoğlu Mis Sokak’taki evlerinde, evliliklerinin beşinci yıldönümünü kutlayacaklardı.

Sabah kahvelerini içerken Onat Kutlar karısına, “Hiç bu kadar mutlu olacağımı düşünmemiştim” demişti.

Sonra da akşam buluşmak üzere ayrılmışlardı.

***

Filiz Kutlar, o gece kocasına güzel görünmek için kuaföre gitti ilk iş olarak... Giderken de Onat Kutlar’ın Beyoğlu’ndaki ofisine uğradı. Sanki bunun son görüşmeleri olduğunu hissetmişçesine birbirlerine uzun uzun sarıldılar.

Ardından Onat Kutlar saat 18.30’da Kafe Marmara’ya gitti.

Tam kahvesini söylemişti ki mekan müthiş bir patlamayla sarsıldı.

Teröristlerin, bir palto içerisinde bıraktıkları bombaydı patlayan!

Yasemin Cebenoyan isimli genç arkeolog, olay yerinde öldü.

Onat Kutlar’ın da aralarında bulunduğu üç kişi ise ağır yaralanmıştı. Kutlar hemen hastaneye kaldırıldı ancak sadece 12 gün direnebildi. Onu 11 Ocak 1995’te kaybettik.

Dün ise toprağa verişimizin 19’uncu yıl dönümüydü.

***

Sonrasını eşi Filiz Kutlar yıllar sonra şöyle anlatacaktı:

“O günlerde İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA-C), ‘Yılbaşını başınıza geçireceğiz, her yeri kana boyayacağız’ diye tehditler savuruyordu. Ofisine gittiğimde neden ‘Bugün kafeye gitme’ demedim, diye yıllarca vicdan azabı çektim. O gece evlilik yıldönümü yemeğimizde vermek için bana gümüş bir kolye almış... Ceketinin cebinde buldum ama bir kez bile takamadım!”

HHH

Peki; ne oldu; katiller bulundu mu?

Birtakım itirafçılar çıktı ama gerçek failler kesinlikle onlar değildi. Olayı anlatırken bile rollerini iyi ezberleyemedikleri o kadar açıktı ki...

Sonra da bu dava kaynadı, gitti!

Ne emniyet ne de yargı bu davaya yeterli özeni göstermedi.

Eşi Filiz Kutlar yıllarca, “Onat’ın katili bulunmuş gibi yapılıyor” demekten yorgun düştü!

***

Bu ülke ne yazık ki yüzlerce aydın cinayetine ev sahipliği yaptı...

Ve ne yazık ki bu cinayetlerin tamamına yakını “faili meçhul” kaldı!

Ülkemizin yetiştirdiği en önemli yazar ve şairlerden biri olan Onat Kutlar’ın adı ise; ne acıdır ki artık “katledilenler” arasında bile sayılmıyor!

Ölüm yıldönümlerinden, birkaç vefalı dostu dışında kimsenin haberi bile olmuyor.
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 08-17-2017, 11:10   #47
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

haklı
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 03-04-2018, 19:16   #48
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

ANASAYFABİYOGRAFİMAKALELERMANŞETLERZİYARETÇİ DEFTERİİLETİŞİM

Yazarlar

İsmail ÖzdemirBurak ÖzcanBahadır ÇobanGökçenay SakaKonuk YazarKadir YıldızKonuk Yazar

En Çok Okunan MakalelerEn Çok Yorumlanan Makaleler

NE TÜRK'Ü, PKK TABİPLER BİRLİĞİ OLMUŞ! / Yıldıray Çiçek136 okunma - 14 Şubat 2018

Paylaştır2

Afrin'de terör örgütü PKK'ya yönelik*****"Zeytin Dalı Operasyonu"*****başlar başlamaz en çok konuşulan kurumların başında Türk Tabipler Birliği gelmektedir. Çünkü bir ihanet şebekesi elinde olduklarını Afrin operasyonu ile birlikte bir kez daha göstermişlerdir.

Türk Tabipler Birliği, Afrin operasyonuna yönelik özde terör örgütü PKK'yı korumak için*****"Savaş bir halk sağlığı sorunudur"*****açıklamasını yaparak, aklınca bir algı çalışmasında daha kendi safını belli etmiştir.

Bunun üzerine Türk Tabipler Birliği Konseyi üyeleri ve Başkanı Raşit Tükel'in de aralarında olduğu 11 kişi*****"Savaş bir halk sağlığı sorunudur"*****bildirisi yayımladıkları için gözaltına alınmıştı. Daha sonra da anlamsız ve hukuksuz bir şekilde serbest bırakıldılar.

Çünkü konuyu hiç uzatmaya, hiç sündürmeye gerek yok Türk Tabipler Birliği merkezi ve merkezle hareket eden bazı iller PKK'nın hizmetkârı durumundadır.*****

Bu durum Afrin operasyonuna yönelik açıklamalarla ortaya çıkmamış, yıllardır ihanetin kanayan yarası olarak tartışılmakta ve bilinmektedir.

Sadece son üç yılın şu haber ve yazı başlıkları bile Türk Tabipler Birliğinin kimlere hizmet ettiğinin belgesidir.

*****

v**********Tabipler Birliği, PKK'ya tek laf etmedi - Takvim (2015)

v**********Türk Tabipleri Birliği PKK'yı kınayamadı - En Son Haber (2015)

v**********Bir tabip odası PKK eylemine nasıl destek verir- Suat Çağlayan (2016 )

v**********TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ PKK YANLISI MI? Ali Öncü (2016)

v**********"TTB yöneticileri neden HDP/PKK diliyle konuşuyor?" - Selcan TAŞÇI (2016)

v**********TTB'den PKK propagandası - (2016)

v**********Apo'yu Lider Gösteren Tabip Odası Başkanı'na Tepkiler Büyüyor- doktorlarsitesi.com (2016)

v**********TTB'den PKK kanalına ödül! Güneş Gazetesi- (2017)

v**********PKK'lı terörist ile, ona güzelleme yapan TTB'linin farkı yoktur! Ali Karahasanoğlu (2017)*****

***

Sözde Türk Tabipler Birliği, özde PKK Tabipler Birliği hakkında***** bu ve benzeri yüzlerce haber ve yazı başlığı vardır. Yani mesele bugünün meselesi değildir.

Adının başında Türk olan bir kurum ne yazık ki, terör örgütü PKK'ya hizmet etmektedir.

Türk Tabipler Birliği Konseyi üyeleri ve Başkanı Raşit Tükel her daim HDP'ye, HDP her daim Raşit Tükel'e sahip çıkmıştır.

Arşive bakın HDP'liler hep onu, o hep HDP'lileri ziyaret etmiş…

HDP'liler ne zaman sıkıntı yaşasa Raşit Tükel koşmuş, Raşit Tükel ne zaman sıkıntı yaşasa HDP koşmuştur.

İstanbul Üniversitesi Rektörlük seçiminde en çok oyu alan Prof. Dr. Raşit Tükel atanmayınca ilk tepki gösteren HDP, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da bulunduğu HDP'li 11 milletvekili gözaltına alındığında sokaklara ilk çıkıp polisle çatışanda Türk Tabipler Birliği Konseyi Başkanı Raşit Tükel olmuştu.

Türk Tabipler Birliği Konseyi PKK'nın, HDP'nin yan kuruluşudur.

Bunun tartışması bile zaman kaybıdır.

Zaten sadece CHP-HDP ve bunların uzantıları hep sahip çıkmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın*****"Türk Tabipler Birliği'nin başındaki 'Türk' ifadesi zaten Bakanlar Kurulu kararıdır. Bir defa onun oradan hemen, süratle çıkarılması lazım"*****sözü Türk Tabipler Birliği Konseyi'nin terör örgütü PKK'ya hizmetkârlığına bakınca doğru karardır.*****

Daha sonraki*****"Kullanamayacaksınız artık, ne Türk kavramını, ne de Türkiye ismini kullanamayacaksınız, onu layık olanlar kullanacak."*****Sözü de çok anlamlıdır.

Fakat şöylede bir durum vardır. Tabipler Odası'nın çatı örgütü olan Türk Tabipler Birliği gibi düşünmeyen, Türkiye genelindeki 19 Tabip Odası Afrin konusunda Türk Devletinin, Türk Ordusunun yanında olduğunu gösteren açıklama yapmışlardır.

Kayseri Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Per'in yaptığı ortak açıklamadaki*****"PKK'nın hiçbir eylemini terör olarak nitelendirmeyen, sürekli çatışma gibi yuvarlak cümleler kuran TTB Merkez Konseyi gerçek yüzünü bu açıklamayla bir kez daha gösterdi. TTB Merkez Konseyi bizi temsil etmemektedir. Ülkemizin birlik ve baraberlik içinde olması gereken şu günlerde, bir çok ülkeden de destek açıklamaları gelirken Türkiye'de doktorların çatı örgütü olarak kabul edilen TTB'nin açıklamasını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bildiriyi asla kabul etmiyor ve yayınlayanları kınıyoruz.***** Yıllardır vatan savunmasını yürütmekte olan polisimiz, askerimiz, korucumuz başta olmak üzere diğer kamu görevlilerimiz ve sivil vatandaşlarımıza yönelik terörist faaliyetlerde bulunan PKK ve benzeri terör örgütleri, son yıllarda özellikle Irak ve Suriye'nin Kuzey bölgelerinde oluşan otorite boşluğundan faydalanarak palazlanmaya ve sınırımızdaki illerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı tehdit etmeye başlamışlardır. Tüm bu sorunlara kökten çözüm bulmak, terör örgütlerinin makul düşünen her insanın aklıyla dalga geçercesine isim değişikliği yaparak sahada aynı amaçlar doğrultusunda cirit atmaya devam etmesini önlemek üzere Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlatmış olduğu Zeytin Dalı Harekâtını destekliyoruz."*****ifadeleri önemlidir.

Türk devleti*****"Ne Türk kavramını, ne de Türkiye ismini kullanamayacaksınız, onu layık olanlar kullanacak."*****Diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sözleri ışığında, Türk Tabipler Birliği Konseyi'ni PKK'lılardan temizleyerek vatanseverlere, doktorluk mesleğinin şerefini bilenlere teslim etmelidir.

Türk Tabipler Birliği'ni terör örgütü PKK'nın yan kuruluşu haline getirenler yargı önünde teker teker hesap vermelidir.*****

CHP, HDP dışında bazıları da PKK'nın hizmetkârı Türk Tabipler Birliği'ne sırf Recep Tayyip Erdoğan'a olan nefretinden dolayı sahip çıkıyor.

Mesela Doğu Perinçekçi ve Meral Akşenerci yazar Yılmaz Özdil, Türk Tabipler Birliği Konseyi Başkanı Raşit Tükel'i savunmak adına kalemiyle kıvrandıkça kıvranmıştır.

*****

· Türk Tabipler Birliği başkanı olan profesör, İstanbul Üniversitesi rektörlüğü seçiminde en yüksek oyu aldı. Ezici çoğunlukla seçilen bu profesörün olmasını engellediler.*****

· Memleketin en önemli "psikiyatri" profesörlerinden biri olan Türk Tabipler Birliği başkanı fikrini söyleyemeyecek öyle mi?

· Fikrini beğenmeyebilirsin. Ben de senin fikrini beğenmiyorum. Beğenmek zorunda mıyız?

· Canını emanet ettiğin hekimlerin hükümetle alakalı fikir beyan etmesini mi sakıncalı buluyorsun?

· Sırf düşüncelerini söyledi diye hekimlerini hapse tıkmaya çalışıyorsa, o ülke hasta'dır.**********

***

*****

Vatansever bildiğiniz Yılmaz Özdil, Afrin'de PKK'yı savunmak ve korumak adına açıklama yapan, sicili PKK yandaşlığıyla dolu olan Tabipler Birliği Konseyine böyle sahip çıkıyor. Ne diyelim Allah Yılmaz Özdil'e***** akıl, fikir ve karakter versin.

*****

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin*****"Tabipler Birliği isimli PYD/PKK paravan örgütü, savaş bir halk sağlığı sorunudur derken vatana ihanet suçu işlemiştir.

Bunun düşünce ve ifade hürriyetiyle bir alaka ve ilgisi yoktur.

Zulme karşı tarafsız kalmak bile namussuzluktur.

PYD/PKK'lıların derdine düşen alçaklar, suçsuz günahsız insanlarımıza ateş açan rezillere en ufak tepki, en küçük itiraz göstermemişlerdir.

Halka ölüm saçılıyor, sorun olmuyor; teröristler cezalandırılıyor, halk sağlığı sorununa işaret ediliyor.

Bu ne kepazelik, nasıl bir satılmışlıktır?

Yediği ekmeğe ihanet etmek işte böyle bir şeydir.

İçtiği suya leke düşürmek aynısıyla budur.

Tabipler Birliği Türk düşmanıdır, hekimlerin utancı, hekimliğin yüz karasıdır.

Ve de derhal, çok acil, çok seri şekilde hakkında hukuki ve yasal düzenleme yapılmalı ya da kapısına kilit asılmalıdır."*****Sözlerinden dahi ders çıkaramayan Yılmaz Özdil, meğerse ihanetin kriptosu imiş…

Velhasıl TTB içindeki PKK uzantıları bir an önce bölücülüğün hesabını vermelidir.

Makaleyi Hemen YorumlaYorumlar

Bu içeriğe henüz hiç yorum yapılmamış.

MHP

Ülkü Ocakları

Ortadoğu Gazetesi

Bengü Türk

Etik Haber

Türkgücü Ülküspor

Online: 19 *****Bugün: 1571 *****Bu ay: 10696 *****Toplam: 12427024
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 03-20-2018, 08:28   #49
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından başlatılan Zeytin Dalı Harekatı kapsamında teröristlerden temizlenen Afrin ilçe merkezinde YPG/PKK tarafından işkenceye maruz kalan Afrinli doktor Mazen Hamo, AA'ya konuştu.



TSK ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından kurtarılan Afrin ilçe merkezinin alınmasının ardından Afrin'deki siviller derin bir nefes aldı.

Afrinli genel cerrah Hamo, Afrin'de terör örgütü YPG/PKK tarafından maruz kaldığı işkenceyi ve örgütün zulmünü AA muhabirine anlattı.

Hamo, 6 yıl önce Halep merkezden Afrin ilçe merkezine gelerek buradaki sivillere yardım etmeye başladığını söyledi.

İnsani görevi gereği yaralı ve hasta sivillerle ilgilendiğini belirten Hamo, "Burada hastaları tedavi ediyorduk. Ameliyatlar yaptık. Hiç kimsenin dinine ırkına bakmaksızın işimizi yapıyorduk. Bu bir insani görev çünkü. Buraya geldim ama bana '(YPG/PKK tarafından) sen ÖSO’ya yardım ettin, sen onlarla iş birliği yaptın' diyerek beni hapse attılar." dedi.

Hamo, örgütün elinde başına gelenleri "Elektrikle ayaklarımı yaktılar. Burnumu kırdılar. Kollarımı ve sırtımdaki kemikleri kırdılar. Sonrasında parasız bırakıp beni sokağa attılar. Cebimdeki 400 bin Suriye lirasını (850 dolar) aldılar. Üstüne bana da 800 bin Suriye lirası (bin 700 dolar) fatura çıkarttılar." ifadeleriyle anlattı.

"Kimin haklı kimin batıl olduğu ortaya çıktı"

YPG/PKK'dan kurtuldukları için mutlu olduklarını vurgulayan Hamo, "(YPG/PKK'nın) Allah'tan korkuları yoktu. Çok şükür hayattayız. Bugün kimin haklı kimin batıl olduğu ortaya çıkı." şeklinde konuştu.

Hamo, teröristlerin korku içinde kaçtıklarını belirterek "PKK'lılar buradan kaçarken silahlarını ve şarjörlerini bırakıp kaçtı.? Her şeylerini, silahlarını tüfeklerini sokaklardaki çöplere atıp gitmişler. Kısacası, savundukları davayı çöpe atıp kaçtılar." değerlendirmesinde bulundu.

"Kimseye kötülük yapmadığımız için haklıyız. Bakın ölmedik çünkü onlar gibi kimseyi soymadık." diyen Hamo sözlerine şöyle devam etti:

"Bizler kimseye baskı yapmadık. Yardıma muhtaçlara destek olduk. Burada suya ihtiyacı olanlara su temin ettik. Hastalara ilaç bulduk. Parası olan olmayan herkese yardım ettik. Allah hak yolunda olanları muzaffer eyler."

"Güven içerisindeyiz, çok mutluyuz"

Afrin ilçe merkezinin teröristlerden temizlenmesinin ardından ilçedeki siviller, örgüt baskısından kurtulmanın sevincini yaşıyor.

Afrinli Ahmet Cemal, ilçe merkezinin alınması sırasında sivillere hiçbir zararın verilmediğini vurgulayarak "Çok şükür şimdi buradayız. Bizden kimseye bir şey olmadı. Hepimiz iyiyiz. Allah herkesten razı olsun. Afrin’in kurtarılmasının ilk günü bugün. Güven içerisindeyiz, çok mutluyuz." dedi.

Cemal, "Her şey yolunda. Eşim ekmek yapmak için hamur açıyor. Çok şükür ters bir şey yok, yaşıyoruz. İnşallah her şey daha da güzel olacak." diyerek Afrin'e huzurun kısa süre içinde yeniden geleceğini söyledi.
gazete vatan
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Alt 04-10-2018, 07:42   #50
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Tabipler Odasında ölüler bile seçmen yapılmış

Yıllardır yönetimi elinde tutan terör yandaşı İstanbul Tabip Odası, aralarında Trablusgarp Savaşı'na katılan 1900 doğumlu hekimlerin de olduğu ölüleri seçmen listesine koydu. Skandalı ortaya çıkaran Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu soluğu YSK'da aldı

10 Nisan 2018 06:50

TERÖR SEVİCİ TABİBLER ODASI ÖLÜLERİ SEÇMEN YAPMIŞ!

AKŞAM, Zeytin Dalı Harekatı'nı ''Savaş bir halk sağlığı sorunudur' diyerek terör örgütü PKK/PYD'yi savunan Türk Tabipleri Birliği'ne (TTB) bağlı İstanbul Tabip Odası'nda, 15 Nisan'da yapılacak seçimler öncesinde yaşanan büyük skandalı açıklıyor:

LİSTEDE FARK EDİLDİ

İstanbul Tabip Odası geçtiğimiz günlerde seçmen listesini YSK'ya gönderdi. Oda, listenin ilk sıralarında hayata veda eden ve çoğu 1900 doğumlu olan doktorları da sanki seçimde oy kullanacakmış gibi bildirdi. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919 tarihinde henüz Samsun'a çıkmadığı yıllarda hekimlik yapmış doktorların listede adlarını fark eden ise Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu üyeleri oldu. Platform, hemen yasal süreç başlatıp avukatı üzerinden bu duruma itiraz ederek YSK'da müracaat etti. Platform, seçmen listelerinde hayatını kaybetmiş doktorların isimlerinin neden yer aldığının araştırılmasını talep etti.

İŞTE O LİSTEDE YER ALAN BAZI İSİMLER:

İstanbul Tabip Odası'nda üyelik numarası bulunan doktorların doğum tarihlerinin karşısına özensiz ve standart biçimde 01.01. şeklinde ay ve gün yazılmış.

- Necati Mustafa, 01.01.1903, üye no: 83

- Nusret İsmail, 01.01.1904, üye no: 101

- A.Ferit Gürsan, 13.03.1905, üye no: 105

- S.Fuat Dağsam, 01.01.1906, üye no: 122

- A.Nihat Güran, 01.01.1907, üye no: 130

- Avni Aksel, 01.01.1908, üye no: 142

- Hakkı Ayrı,01.01.1909, üye no:148

- Kazım Nuri, 01.01.1910, üye no:150

- Kirkor Olgan, 01.01.1911, üye no: 183

- A. Haydar Erel, 01.01.1912, üye no:189

- Rober Abumelik, 01.01.1900, üye no: 192

- İbrahim Nasır, 01.01.1913, üye no:222

- Yasif Yağlıoğlu, 01.01.1914, üye no: 240

- Salamon Abraham, 01.01.1900, üye no: 241

- Mari Sollberger, 01.01.1915, üye no: 246

- Stefan Emekçiyan, 01.01.1916, üye no: 266

- Yorgi Zilanakis, 01.01.1917, üye no: 275

Suç duyurusunda bulunacaklar

Seçimler öncesinde yaklaşık 34 bin 200 üyesi bulunan İstanbul Tabip Odası'nın bildirdiği listedeki bu tuhaflığın nedenin araştırılması için Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu, Cumhuriyet Savcılığı'na da suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor. İstanbul Tabip Odası seçimlerinin kaderine değiştirecek "Ölü üyeler niçin hala seçmen listesinde yer alıyor? Sorusunun cevabı aranıyor. Seçime hazırlanan Hekimlikte Birlik ve Haklar Platformu üyeleri listenin tamamını da mahkeme aracılığı ile YSK'dan talep etti.

İSTİKLAL MADALYALI HEKİMİMİZ

- DR. Haydar Erel:*****Odanın 189 no'lu üyesi olarak görülüyor. Erel, 1933 reformunda üniversiteden ayrıldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde mütehassıs olarak çalıştı ve emekli oldu. Kadıköy'de muayenehanesi olan Erel, 1974'te hayatını kaybetti.

- Doktor Nihat Güran:*****Trablusgarp cephesine giden gönüllü doktorlardan birisiydi. Hilal-i Ahmer (Türk Kızılay) tarafından gönderilecek sağlık heyeti içinde yer aldı. Güran, İstiklal Madalyası sahibi hekimlerimizden. 1974'te yılında hayatını kaybeden Güran İTO'nun 130 No'lu üyesi.

Sonuna kadar takipçisi olacağız

Platformun Hukuk Danışmanı Ahmet Erçek, AKŞAM'a konuştu: Listede 1900 doğumlu doktorlar var. Biz seçmen listelerini incelediğimizde bu durumu fark ettik. Listenin bir nüshasını yüksek seçim kurulundan talep ettik. 67 sandığın her birisine müşahitler yerleştirerek seçimi sıkısı bir şekilde takip edeceğiz. Şüpheli bir durum olursa da bu da kamuoyu ile paylaşacağız.

TSK'nın gerçekleştirdiği tarihi Afrin Harekatı'na tepki gösterip, teröristleri savununca kamuoyunda büyük tepki çeken Türk Tabipler Birliği ile İstanbul Tabipler Odası'nda mevcut yönetiminin 15 Nisan'da yapılacak seçimdeki büyük oyunu deşifre oldu. TTB, daha önce de sözde Adalet Yürüyüşü düzenleyen CHP'ye destek vermiş, FETÖ'cülerle kol kola yürümüştü.

BÜLENT ŞANLIKAN

Akşam
  Konuyu düzenle/Sil Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıAçık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Hekim, Bir Hayat drenes Edebiyat Şiir Kitap 1 09-23-2017 08:01
Manisa Tabip Odası'nda dün devir-teslim töreni gerçekleştiri tususev TTB 0 05-04-2012 22:40
GÜTF Genel Cerrahi İntern Devir Teslim Töreni aerol 6.Sınıf (İntern / İntörn) 0 07-26-2011 19:58
özel hekim-memur hekim hukuk önünde eşit mi? aerol TIP Etiği ve Hukuku 0 03-08-2011 13:33
Rahimdeki Urlar Ilaçla Yok Edilemez aygun_58 Türkiye ve Dünyadan Sağlık Haberleri 9 07-31-2009 22:02


Şu Anki Saat: 01:38


Powered by vBulletin
Copyright © 2000-2009 Jelsoft Enterprises Limited.
www.stetuskop.com